Evvela politik bir film bu her şeyiyle. O yüzden filmden ziyade yönetmenine karşı antipati yer yer husumet denecek bir bakışı haiz kimseler var. Bu yorumlarda da belli oluyor. Bu arkadaşların siyasi yönelimini tahmin etmek atla deve değil. Bi yerlerine batmasına…devamıEvvela politik bir film bu her şeyiyle. O yüzden filmden ziyade yönetmenine karşı antipati yer yer husumet denecek bir bakışı haiz kimseler var. Bu yorumlarda da belli oluyor. Bu arkadaşların siyasi yönelimini tahmin etmek atla deve değil. Bi yerlerine batmasına da pek şaşırmadım o bakımdan. Sinan Çetin'e ben de çok bayılan biri değilim. Ama otursam bi yerde bu tiplerden çok daha konuşulası biri olduğunu da düşünüyorum. İktidar yandaşından muhalifine devlet yüceltmesinin hatta tapınısının bu kadar içselleştirilmiş olduğu bir memlekette epey "unorthodox" kalan bi film bu. Memurun arkasından efelenen külhanbeyinin iki höt zötle süt dökmüş kediye döndüğü sahne de sembolik olarak epey şey anlatıyor.
Gümrük memurunun atla geçtiği sahnede nece konuştuklarını anlayamadığım köylülerin konuşmayı kesip hemen "Ankara Ankara güzel Ankara..." nakaratına başlaması, memur gidince de kendi dillerinde konuşmalarına devam etmesini iyi kurgulamış. Salt şu sahne üzerine uzun uzun yazabilirim ama kalsın. Kısaca devletin karşısında ona intibak ettiği izlenimini veren köylü sonunda kendi bildiğini okumaya devam ediyor. Filmin ana temasıyla alâkası yok ama yer yer Kemal Tahir'in Karılar Koğuşu'na benzettiğim yerler var. Ali Sunal'ın karakteri de tam Şener Şen'in Zengin Mutfağı'ndaki Selim'in memur versiyonu.
Rafet El Roman filmdeki en en beğenmediğim şey. Boktan şarkısına gönderme yapsın diye yazdıkları yerlerde kusasım geldi. İnanılmaz cringe sahne ya. Cast yapacak başka adam mı bulamadınız? Allahtan çok repliği yok.
Yanlış yere sınır çizmeleri devletin keyfi uygulamalarına bir ima olarak espri mevzuu edilmiş. Kemal Sunal'ın oynadığı gümrük memurunun devlet tapınısı öyle bir noktaya geliyor ki bi yerde sınırın beri tarafına kaçan bir koyuna bile zabıt tutturuyor. Tabii burada mizansenin en üst noktasına varmış oluyor.
Bazı sahneleri çok gereksiz hatta cringe ama fena bir film değil. Kemal Sunal'ın son filmi olması filme daha değişik bir hava katmış. Filmdeki en iyi şey kesinlikle onun oyunculuğu. Metin Akpınar da Urfalı bir adam imajını duruşuyla, konuşmasıyla bana epey hissettirdi. Son sahnelerde dram yaratmak için zorlamışlar. Kemal Sunal'ın oyunculuğunu döktürdüğü yerlere hiç lafım yok ama şu Rafet mi neyse onun kısımları beni inanılmaz irite etti. Eşkıya ile benzer yerlerden malûl bir iş olmuş. Filmin liberal biri tarafından kurgulandığı bariz. Devlet tapınısının her yere bulaştığı hele bugün epey radikal bir iş. Daha ciddi yazılsa, kör gözüm parmağına yerler atılsa belki sağlam bir iş olabilirmiş.