Kaçaklar / The Losers (2010) Elinizde Jeffrey Dean Morgan, Chris Evans, Idris Elba ve Zoë Saldaña var; karşınızda ise hâlâ “iyi ama daha iyisi olabilirdi” dedirten bir aksiyon filmi duruyor. Çünkü The Losers, çizgi roman kadar eğlenceli ama elindeki kadro…devamıKaçaklar / The Losers (2010)
Elinizde Jeffrey Dean Morgan, Chris Evans, Idris Elba ve Zoë Saldaña var; karşınızda ise hâlâ “iyi ama daha iyisi olabilirdi” dedirten bir aksiyon filmi duruyor.
Çünkü The Losers, çizgi roman kadar eğlenceli ama elindeki kadro kadar büyük değil.
Clay liderliğindeki özel kuvvet ekibi, Bolivya’daki bir operasyon sırasında kendi ülkeleri tarafından ölüme terk ediliyor. Ekip öldü sanılıyor ama hayatta kalıyor.
Sonra da doğal olarak:
İntikam.
Kendilerini satan Max’in peşine düşüyorlar.
Hikâyenin özeti aslında şu:
“Bizi sattınız, biz de geri geldik.”
Bunun üzerine CIA, uluslararası silah ticareti, milyarlarca dolar ve dünyanın kaderini değiştirecek planlar ekleniyor.
Hikâye tanıdık ama film bunu ciddi bir casusluk gerilimi gibi değil, çizgi roman mantığıyla anlatıyor. Gerçekçilik ararsanız daha ilk yarım saatte filmden koparsınız. Mermi yağmurunun içinden geçiliyor, arabalar havaya uçuyor, kahramanlar patlamalardan çıkıyor ve herkes birkaç saniye sonra ayağa kalkıyor.
Bu yaklaşım filmin eğlencesini artırıyor ama tehlike hissini azaltıyor. Kahramanlar fazla becerikli, düşmanlar ise çoğu zaman fazla aptal. Yüksek güvenlikli yerlere giriliyor, sistemler birkaç tuşla çözülüyor, kötü adam kahramanları öldürebilecekken konuşmayı tercih ediyor. Son anda açılan kapılar, çalışan arabalar, bulunan silahlar ve çözülen planlar da eksik değil.
Filmin en büyük kozu hikâye değil:
Ekip.
Jeffrey Dean Morgan’ın Clay’i klasik Amerikan aksiyon lideri. Sakin, soğukkanlı ve fazla konuşmuyor. Herkes dağılsa bile o plan yapıyor. Karakter olarak yeni bir şey söylemiyor ama Morgan rolün ağırlığını taşıyor.
Chris Evans’ın Jensen’ı ise grubun gevezesi ve komedi motoru. Ortam ne kadar ciddi olursa olsun espri yapıyor. Bugün Captain America olarak bildiğimiz Evans’ı burada, sürekli konuşan ve başına geleceklerden endişe eden bu karakterde görmek ayrıca eğlenceli.
Idris Elba’nın Roque’u grubun sert ve şüpheci tarafı. Daha az konuşuyor, daha fazla gözlemliyor ve ekip içinde en tehlikeli görünen kişi. Pooch’un aile babası tavrı ve Cougar’ın sessizliği de ekibin dengesini tamamlıyor.
Sorun şu ki film bu karakterleri tanıtıyor ama gerçekten geliştirmiyor. Her birinin belirgin bir kişiliği var; fakat çoğunun geçmişi, çatışması ya da değişimi yok. Bir süre sonra onları “komik olan, sert olan, sessiz olan” diye hatırlamaya başlıyorsunuz.
Oyuncu kadrosu ve karakterler arasında daha güçlü bir kimya kurulabilirmiş. Clay’in liderliği, Jensen’ın gevezeliği ve Roque’un sertliği daha fazla komedi ve çatışma üretebilecek malzemeye sahip. Film bu potansiyeli kullanıyor ama tam kapasiteye çıkarmıyor.
Zoë Saldaña’nın Aisha karakteri de filme sonradan giren gizemli kadın. Önce kim olduğu belli değil; ekibe yardım ediyor ama güvenilmiyor. Tehlikeli, yetenekli ve geçmişi karanlık.
Bu karakter, Hollywood’un yıllardır kullandığı “gizemli kadın, silah ve sırlarla dolu geçmiş” paketinden çok uzaklaşmıyor. Saldaña rolü taşıyor ve bazı sahnelerde ekibin önüne geçiyor ama Aisha’nın geçmişi ve motivasyonları daha fazla işlense film bundan yararlanabilirdi.
Max ise tam anlamıyla çizgi roman kötü adamı. Sıradan bir suçlu ya da para peşinde koşan bir adam değil; güç, kaos, silah ve dünya düzeniyle ilgileniyor. Her şeyi kontrol etmek istiyor çünkü senaryonun kötü adamı bunu istiyor. Karakterin abartılı olması filmin tonuna uyuyor ama onu ilginç kılmaya yetmiyor.
The Losers ciddi bir savaş draması olmaya çalışmıyor. Daha çok 2000’lerde çekilmiş ama kafası hâlâ 90’larda kalmış bir Amerikan aksiyon filmi gibi davranıyor.
Film ciddi görünmeye çalışmıyor ama komediyi de tamamen öne çıkarmıyor.
The A-Team kadar şakacı değil.
Mission: Impossible kadar ciddi değil.
The Expendables kadar testosteron bombardımanı değil.
Arada bir yerde duruyor.
Bu kararsızlık bazen filmin aleyhine işliyor. Aksiyon eğlenceli, tempo yüksek ve çizgi roman havası yerinde; fakat hikâye fazla tanıdık, karakterler yeterince derin değil ve bazı olaylar kolayca çözülüyor.
97 dakikalık süresi filmi gereksiz yere uzatmıyor ama bu kadar karakter ve olay için bazen yetersiz kalıyor. Ekip tanıtılıyor, ihanet anlatılıyor, Aisha ve Max devreye giriyor, CIA ve silah planı açıklanıyor, ardından kaçışlar ve çatışmalar geliyor. Karakterler gelişmeye fırsat bulamadan yeni olay başlıyor.
The Losers benim için:
Komik mi?
Yer yer.
Aksiyon iyi mi?
Evet, özellikle çizgi roman tarzını seviyorsanız.
Sürükleyici mi?
Genel olarak evet ama hikâye çok tanıdık.
Karakterler iyi mi?
Potansiyelleri daha yüksek.
Absürt mü?
Bilinçli olarak çizgi roman seviyesinde.
Gerçekçi mi?
Hiç değil.
Yeniden izlenir mi?
Özellikle kadro için evet.
Filmin bende bıraktığı asıl his şu:
“Keşke bu film bir seri olsaydı.”
Çünkü ekip daha yeni yeni eğlenceli hâle gelmeye başlarken film bitiyor. Jeffrey Dean Morgan’ın Clay’i, Chris Evans’ın Jensen’ı, Idris Elba’nın Roque’u ve diğerleriyle birkaç macera daha izlenebilirdi.
The Losers kötü film değil. Hatta iyi bir pazar akşamı aksiyon filmi. Fakat elindeki oyuncu kadrosuna, çizgi roman malzemesine ve ekip dinamiğine bakınca daha çılgın, daha komik ve daha karakter odaklı bir film bekliyorsunuz.
Özetle:
The Losers, potansiyelini tam kullanamayan ama eğlenceli bir aksiyon filmi.
Ve belki de filmin gerçek adı bu yüzden The Losers.
Çünkü filmdeki ekip kaybedenlerden oluşmuyor.
Asıl kaybeden, bu kadroyu daha büyük bir seriye dönüştüremeyen Hollywood.
Kim olduğunu ve ne istediğini bilirsen, olayların seni üzmesine daha az izin verirsin.
https://appraf.com/title/movie/-dh1r