Mutlak Zaferin Trajik Yalnızlığı: Kanuni Sultan Süleyman ve Odysseus’un Evden Uzaklaşma Trajedisi Odysseus izlediğim gün. o aralar tarih çalıştığım için sürekli padişahlar aklıma gelip duruyordu, her birinin verdiği zorlu mücadeleler ve sonunda aldıkları zaferler. Ama benim aklımda bir tanesi kaldı…devamıMutlak Zaferin Trajik Yalnızlığı: Kanuni Sultan Süleyman ve Odysseus’un Evden Uzaklaşma Trajedisi
Odysseus izlediğim gün. o aralar tarih çalıştığım için sürekli padişahlar aklıma gelip duruyordu, her birinin verdiği zorlu mücadeleler ve sonunda aldıkları zaferler. Ama benim aklımda bir tanesi kaldı nedense o da Kanuni Sultan Süleyman. O'nun kaderinin de Odysseus ile çakıştığını düşünüyorum. Biraz anlatayım.
Osmanlı İmparatorluğu’nun Cihan Hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman ve İthaka’nın kurnaz kralı Odysseus.
Genellikle inşa ettikleri düzenler, askeri dehaları ve Akdeniz coğrafyasındaki hakimiyetleriyle anılırlar. Ancak bu iki kahramanın kaderleri arasındaki en sarsıcı ve derin paralellik, zaferlerinde değil; zaferlerinin zeminini oluşturan trajik yalnızlıklarında ve ev kavramını kendi elleriyle ya da kaderleriyle yok etmelerinde yatar.
Dönecek Bir Yuvanın Kalmaması: Zigetvar ve İthaka’nın Gölgesi
İnsan, hayatı boyunca yola "eve dönmek" için çıkar. Ancak hem Kanuni hem de Odysseus için yolculuğun sonu, sığınacak bir yuvadan mahrum kalışın hikâyesidir.
1566 yılında, 71 yaşında ve ağır hastalıklara rağmen Zigetvar Seferi’ne çıkan Kanuni Sultan Süleyman, sadece bir kaleyi fethetmeye gitmiyordu. O, arkasında hayatının aşkı Hürrem Sultan’ın yokluğunu, iktidarın soğuk mantığı uğruna feda ettiği şehzadeleri Mustafa ve Bayezid’in hayaletlerini bırakmıştı. Dersaadet, onun için artık huzur bulunan bir yuva değildi. Kanuni’nin Zigetvar’daki o meşhur çadırı, bir zafer karargâhından ziyade, dönecek bir evi kalmayan bir hükümdarın sığındığı son inziva yeri oldu. Sefer esnasında hayatını kaybetmesi, saraydaki o ağır yalnızlıktan ölüm aracılığıyla kaçışının simgesidir.
Benzer bir varoluşsal kriz, Homeros’un destanında Odysseus’u sarar. Troya’nın surlarını aklıyla yıkan Odysseus, tanrılara karşı işlediği kibri ve tutmadığı yeminleri yüzünden Akdeniz’in karanlık sularında savrulur. Yıllarca İthaka’ya, eşi Penelope’ye dönmek istediğini söyler; ancak Calypso’nun adasındaki ve yolculuktaki oyalanmaları sadece Poseidon’un gazabından değil, eve döndüğünde kendisini neyin karşılayacağını bilmemesinden kaynaklanır. Odysseus, evinin artık bıraktığı gibi olmadığını, kendisinin de artık o eski Odysseus olmadığını bilir. Evine kavuştuğunda dahi huzur bulamaz; yuvayı yeniden kurmak için kendi sarayını kanlı bir savaş alanına çevirmek zorunda kalır.
Yoldaşların Kaybı ve Vicdanın Ağır Yükü:
Bir diğer unsur, zirveye doğru yürürken en yakınlarını kaybetmeleridir: Odysseus, İthaka yolunda kendisine inanan tüm gemilerini ve yoldaşlarını birer birer kaybeder. Destanın sonunda eve ulaşan kişi, muzaffer bir komutandan ziyade, tüm dostlarının ölümüne tanıklık etmiş yalnız bir sürgündür.
Kanuni Sultan Süleyman, "Cihan Hükümdarlığı" unvanını taşırken sadık sadrazamı Pargalı İbrahim’i, oğulları Mustafa ile Bayezid’i ve torunlarını iktidar çarklarının arasında feda eder. İmparatorluk en geniş sınırlarına ulaşırken, Kanuni, en dar iç dünyasına hapsolur.
Mutlak Güç ve Nihai Yalnızlık
Odysseus’un hikâyesi eve dönüş teması üzerine kuruludur; ancak Odyssey’in sonunda bile kahramanın tekrar eline bir kürek alıp denizlere açılacağı kehanet edilir. Çünkü o da tıpkı Kanuni gibi yerleşik bir ev hayatının huzuruna artık ait değildir.
Kanuni Sultan Süleyman ise Zigetvar surları önünde hayatını kaybettiğinde, fethettiği toprakların büyüklüğü ile kaybettiği evinin enkazı arasında bir denge kurmuştur.
Muhteşem Süleyman olarak anılan beden, Zigetvar’ın çamurları arasında aslında kendi trajik sonuna ulaşmıştır.
Her iki kahraman da dünyayı fethetmiş, fakat kendi evlerinin yıkıntısı altında kalmışlardı.