Pedro Paramo’ya karşı ne hissettiğimi tek bir cümleyle anlatmak gerçekten zor. Kitabı bitirdiğimde çok sevdim ya da sevmedim diyemedim. Çünkü bu, okurken sana sürekli bir şeyler hissettiren ama aynı zamanda seni dışarıda bırakan, sisin içinde yürüyormuşsun gibi bir kitap. Başlarda…devamıPedro Paramo’ya karşı ne hissettiğimi tek bir cümleyle anlatmak gerçekten zor. Kitabı bitirdiğimde çok sevdim ya da sevmedim diyemedim. Çünkü bu, okurken sana sürekli bir şeyler hissettiren ama aynı zamanda seni dışarıda bırakan, sisin içinde yürüyormuşsun gibi bir kitap.
Başlarda açıkçası biraz zorlandım. Kim konuşuyor, hangi zamandayız, anlatılan kişi yaşıyor mu, ölmüş mü… Bunları takip etmek zaman zaman gerçekten yorucuydu. Ama kitabın atmosferi öyle garip bir şekilde etkileyici ki, tamamen bırakıp gidemiyorsun. Comala’yı okurken sanki terk edilmiş bir kasabada tek başıma dolaşıyor ve duvarların içinden gelen sesleri dinliyormuşum gibi hissettim.
En sevdiğim tarafı da sanırım bu oldu: ölümün burada bir son gibi olmaması. İnsanlar ölüyor ama hikâyeleri, acıları, sevgileri ve özellikle de söyleyemedikleri şeyler yaşamaya devam ediyor. Herkes geçmişine bir şekilde hapsolmuş. Ve Comala aslında sadece hayaletlerle dolu bir kasaba değil; geçmişinden kurtulamayan insanların mezarı gibi.
Pedro Paramo karakterine gelince… Onu sevmek zaten mümkün değil. Ama kötü bir karakter olmasına rağmen hikâyenin merkezinde böyle güçlü bir ağırlığı var. Bir insanın kendi arzuları, hırsı ve takıntılarıyla sadece kendi hayatını değil, koca bir kasabayı nasıl çürütebildiğini görmek etkileyiciydi.
Susana’ya olan aşkı ise benim için hikâyenin en trajik taraflarından biriydi. Çünkü Pedro’nun sevgisi bile tam anlamıyla güzel ya da masum bir şey değil. Daha çok ulaşamadığı, sahip olmak istediği ve kafasında idealize ettiği bir hayalin peşinden gitmesi gibi. Kitapta zaten kimsenin sevgisi insanları gerçekten kurtarmıyor. Herkes bir şekilde kendi yalnızlığının içinde kalıyor.
Ama dürüst olmam gerekirse, kitabı okurken her bölümüne aynı derecede bağlandığımı söyleyemem. Bazı yerlerde anlatının parçalı yapısı beni hikâyeden uzaklaştırdı. Bazen özellikle durup birkaç sayfa önceye dönme ihtiyacı hissettim. Bu yüzden Pedro Paramo benim için herkesin bayılacağı bir kitap değil. Sabır istiyor ve okurdan biraz çaba bekliyor.
Yine de kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey olaylardan çok hissi oldu. O kuraklık, o sessizlik, o boğucu geçmiş duygusu… Comala sanki kitap bittikten sonra bile insanın içinde yaşamaya devam ediyor.
Kısacası Pedro Paramo’yu okumak benim için keyifli bir yolculuktan çok, tekinsiz bir rüyanın içinde kaybolmak gibiydi. Her şeyi tamamen anladığımı iddia edemem ama belki de kitabın güzelliği tam olarak burada. Bazı hikâyeler bittiğinde kapanmaz; sadece zihninin bir köşesinde fısıldamaya devam eder. Pedro Paramo da benim için tam olarak böyle bir kitap oldu…📚