Zamanında bir hocamız, namazlarımızı özenle kılabilmek adına en az her altı ayda bir bu konuya özel okumalar yapıp tazelenmemizi önermişti. Tam da kıldığım namazları sorguladığım şu günlerde, bu hatırlatma benim için çok güzel bir vesile oldu. Bir kitapçıya girdim, yazarını…devamıZamanında bir hocamız, namazlarımızı özenle kılabilmek adına en az her altı ayda bir bu konuya özel okumalar yapıp tazelenmemizi önermişti. Tam da kıldığım namazları sorguladığım şu günlerde, bu hatırlatma benim için çok güzel bir vesile oldu. Bir kitapçıya girdim, yazarını kısmen tanıdığım ve elime ilk gelen bu eserde karar kılıp satın aldım.
Kitabı okudukça namazın ifade ettiği derin anlamların ve hayata dair temas noktalarının ne kadar fazla olduğunu bir kez daha hatırladım. Namaz, ibadet içinde ibadet barındıran nadir amellerden biri gerçekten. Hem Kur’an okuyor hem Allah’a yönelip kendinizi arz ediyorsunuz. Konuşmuyor, yemiyor, içmiyor; bir nevi oruç tutuyorsunuz, vb.. Yani yazarın da belirttiği gibi namaz tüm ibadetlerin adeta fihristi. Bununla beraber bir ibadet olmanın ötesinde de anlamlar taşıyor: Dünya telaşına bir mola, Yaradan’a iltica, ahireti hatırlama, nefse patronun kim olduğunu bildirme, günün ilahi muhasebesi, ruhani uyanış, manevi arınış… Yani her hakikatten bir parça. Hayatınızda namaz yoksa neredeyse hiçbir şey yok demektir. Ve eğer hayatınızdaki namaz kritik düzeyde noksansa, pek çok şeyden mahrumsunuz demektir.
Namaz kılmayanların değil de kıldığı halde bir türlü hizaya gelemeyenlerin anlayabileceği bir konuya da değinmek istiyorum. Hem kitabı bitirdikten hemen sonra hem de bir kaç kez altını çizdiğim noktaları tekraren okumama rağmen, namaz hakkındaki bu değerli bilgileri zihinde yerleşik hale getirmenin ve eyleme dökmenin gerçekten zor olduğunu fark ettim. Kişinin ilahi korumaya girmesini sağlayacak huşûda bir namaz kılması oldukça güç. Yani namaz farkındalığına erişmek ciddi bir adanmışlık istiyor. Kuru bir okuma ve öğrenme yetmiyor, bildiklerinizle adeta içselleşmeniz gerekiyor. Fakat bu yenilenme gökten zembille de inmiyor.
Aslında tek bir konuya özel olmamakla birlikte bizler kolay ulaştığımız bilgiyi ucuz görüyor, gerekli kıymeti vermiyoruz. Üzerimizde tesir bıraksa bile o bilgileri hayatımıza konumlandırma hususunda çokça gevşek davranıyoruz. Namazın ne derece mühim bir başlık olduğunu ahirette ilk hesaba çekileceğimiz konu olmasından anlayabiliriz. Fakat sadece bir kitapta okuyup geçmekle onun hakkını ne kadar teslim etmiş olabiliriz ki? Peki edindiğimiz bilgilerin hakkını gerçekten nasıl verebiliriz?
Şöyleki, öncelikle okumak ve öğrenmek bir görev olmaktan çıkmalı. Niyetimiz rıza-ı ilahi ve öğrendiğimiz ile amel etme seviyesine taşınmalı. Ancak zamana yayılan ve pratikte sürekli uygulanan bu bilgiler yavaş yavaş bizim gerçekliğimiz haline gelecektir biiznillah.
Mesela bir deneme olarak bugün vakit namazıma başlamadan önce bu kitabı elime aldım; altını çizdiğim yerlerden rastgele bir bölüm okuyup namaza öyle durdum. Okuduğum tek bir cümle, namazın içinde yer alan ve temas eden her noktada adeta bir kıvılcım tesiri oluşturdu. Kitabı açtığımda namazdaki ihlas şuuruna atıf yapan şu sözü okumuştum: "Biz O’nu görmesek de O bizi görüyor." Namaz esnasında bu bilgiyi düşünce katmanlarımın en üstüne sabitledim. Evet, zihnim sürekli bir saldırıya maruz kaldı; yok o dünyalık mesele yok şu dünyalık iş.. Fakat o düşünceyi muhafaza etmek, namazımın bütününü müdafaa etmemi sağladı. Tıpkı kızgın güneşin altında solmasın diye sürekli su verdiğiniz bir çiçek misali...
Bu durumu daha yakından incelersek, iç ve dış dünyanızda bir savaşın zuhur etmesi önce bir varlığın, sonra da o varlığın azımsanmayacak kıymetinin olduğuna delildir. Yani kıldığım o namaz, önce dünyadaki varlığını ve gerekliliğini, sonra da bu dindeki en kıymetli hakikat olduğunu kanıtladı.
Bu yöntem en azından bende işe yaradı. Süreci istikrarlı kılmak adına kitaptan yardımla namaza dair önemli hususları maddeler halinde derlemeyi ve bunları bir kağıda yazıp seccademin kenarına koymayı düşünüyorum. Her gün tek bir maddeye odaklanarak namazımı eda etmeye gayret edeceğim. Günbegün namaz ibadetimi inşa etmeye, nihayetinde de onun beni ihya etmesine niyet ettim.
Namaz, konuştukça hakkında söyleneceklerin tükenmeyeceği bir umman. Şu an bu yazdıklarım benim için yalnızca kısa bir kesit hükmünde. Kelamı kibar demişki: “Ubudiyet(kulluk) yolculuğunda hac, kişinin diğer müminlerle buluşmasıdır. Oruç, kişinin kendisi ile buluşmasıdır. Zekat/Sadaka/İnfak kişinin kalbi ile buluşmasıdır. Namaz da kişinin Rabbi ile buluşmasıdır..” Peki kulun Rabbi ile buluşmasını anlatmaya satırlar yeter mi?
Kitap ise gayet güzeldi ve beni düşüncelere salmasından ötürü daha bi sevdim. Yazar, namazı farklı açılardan ele almıştı. Bazı noktaları can alıcıydı, içtendi. Bi ara cidden yazar karşımda beni azarlıyor gibi hissettim fakat bu üslup sertliğinden değil bilakis samimiyettendi. Haliyle konuda ehemmiyetli. Bu sebeple hak vererek zaman zamanda duygulanarak atladım sayfaları. Terapi gibi geldi. Özetle okuruna muhakkak tesir edecek türden bir eser.
Kitabın bir yerinde şöyle yazıyordu “Dostlarınızın doğum gününü kutlamak önemli değil önemli olan namaza başlama gününü kutlamaktır.” Biraz düşününce bu tavsiyenin çok mantıklı bir yere çıktığını farkettim. Kişinin Allah’a koştuğu gün onun asıl doğduğu gün değilde nedir?.. Olsebep böyle bir akımın başlaması fena olmazdı bence.
Son olarak bana öyle geliyor ki, namazda ihlası yakalamanın pek çok yolu olsa da bunun ilk adımı huzurunda durduğumuz Zât'ı tanımaktan geçiyor. Çünkü insan Rabbini tanıdıkça, O’nun uluhiyeti ve azameti karşısında bambaşka bir duruş ve varoluş sergileyecektir. Namazın, bir kul için neden "miraç" kabul edildiğini ancak o zaman iliklerine kadar hissedecektir. Sahabe efendilerimizin ulaştığı o yüce seviye de tam olarak böyleydi. Onlar, kimin huzuruna çıktıklarının bilincinde olarak namaza durur; dünyayı arkalarında bırakıp O’nun büyüklüğü karşısında adeta erirlerdi. Umarım bizlerde aynı yüksek şuura erişerek namaza kıyanlardan değil de namazı kılanlardan oluruz.
“İşte namazdaki dağınıklıktan kurtulmak için nebevi şifre; sanki dünyada kılmakta olduğumuz son namazmış gibi... Karşımda Kâbe, ayaklarımın altında sırat köprüsü, sağımda cennet, solumda cehennem, arkamda Azrail ve sanki bu benim son namazımmış gibi... Bu bilinçle Allah'ın huzuruna çıkarak derin bir tefekkür ikliminde namaza durmak...”