Spoiler içeriyor
Death Note'a başlarken beni en çok etkileyen şey, aslında çok basit bir soruyu bu kadar büyük bir hikâyeye çevirmesi oldu: Bir insanın eline, istediği kişinin ölümüne karar verebileceği bir güç verilse ne olurdu? Light'ın eline Death Note geçtiğinde aslında tamamen…devamıDeath Note'a başlarken beni en çok etkileyen şey, aslında çok basit bir soruyu bu kadar büyük bir hikâyeye çevirmesi oldu: Bir insanın eline, istediği kişinin ölümüne karar verebileceği bir güç verilse ne olurdu? Light'ın eline Death Note geçtiğinde aslında tamamen yeni bir düşünce ortaya çıkmıyor. Kötülüğün ortadan kaldırılması, suçluların cezalandırılması ve daha iyi bir dünya fikri zaten Light'ın zihninde var. Death Note sadece bu düşünceyi gerçek hayatta uygulayabileceği bir güce dönüştürüyor.
Bence defterin kendisi bile hikâyenin en felsefi taraflarından biri. İnsana yalnızca öldürme gücü vermiyor, başka insanların yaşamı üzerinde mutlak karar verme yetkisi veriyor. Bu yüzden Light'ın kendisini zamanla bir tanrı gibi görmeye başlaması bana çok şaşırtıcı gelmedi. İnsanların ulaşamayacağı kadar büyük bir güce sahip olduğunda, kendini diğer insanlardan üstün görmeye başlaman çok kolay. Light'ın Kira'ya dönüşmesi de tam olarak burada başlıyor.
Kısaca konusu: Light Yagami, bir gün Death Note isimli doğaüstü bir defter bulur. Deftere adı yazılan kişi ölür. Light başlangıçta bu gücü suçluları ortadan kaldırmak ve suçsuz insanların yaşayacağı yeni bir dünya kurmak için kullanmaya başlar. İnsanlar ona Kira adını verir ve dünyadaki suç oranı ciddi biçimde düşer. Fakat Light zamanla yalnızca suçluları cezalandıran biri olmaktan çıkar. Kendisine karşı çıkanları ve Kira'nın önünde engel olan insanları da öldürmeye başlar.
Bu noktada benim için önemli olan şey, Light'ın başlangıçtaki düşüncesiyle sonradan geldiği nokta arasındaki fark. Başta gerçekten "dünyayı daha iyi bir yer yapacağım" düşüncesi var. Fakat zaman geçtikçe mesele dünyanın iyiliğinden çıkıp Light'ın kazanmasına dönüşüyor. Özellikle L ile olan mücadelesinde bunun değişimini çok net görüyoruz.
L ve Light arasındaki mücadeleyi yalnızca bir "zeka savaşı" olarak görmüyorum. Light kesinlikle çok zeki biri, fakat zekâsını yönlendiren şey her zaman mantık değil. Onun büyük problemi hırsı. Kendini üstün görüyor ve sonunda yalnızca Kira'nın değil, kendisinin de kazanması gerektiğine inanıyor. Bu yüzden bana göre L ile Light arasındaki mücadele biraz zeka ile hırsın karşılaşması gibi.
L'in Light'ın Kira olduğundan en başından beri çok güçlü şekilde şüphelenmesi de bu yüzden önemli. L'in asıl ihtiyacı Light'ın Kira olduğunu kanıtlamaktı. Hatta "sen benim ilk arkadaşımsın" dediği sahne bence serinin en trajik anlarından biri. Çünkü L'in Light'tan gerçekten hoşlanmış olma ihtimali ile onun Kira olduğuna dair şüphesinin aynı anda var olması, ikisinin ilişkisini çok daha ilginç hale getiriyor.
Serinin eksik bulduğum taraflarından biri ise Near ve Mello kısmı. Near'ın L'e hem görünüş hem davranış hem de düşünme biçimi açısından çok benzemesi, onu doğal olarak L'in devamı gibi gösteriyor. Bu nedenle Mello zaman zaman ikinci planda kalmış gibi hissettirdi. Fakat hikâyenin sonunda Mello'nun rolünün aslında ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Near'ın başarısı tamamen yalnızca kendi zekâsından oluşmuyor. Mello'nun yaptığı hamleler Near'ın eline ihtiyaç duyduğu fırsatları veriyor. Bu yüzden Near ve Mello'yu biraz L'in ikiye ayrılmış hali gibi görüyorum. Near, L'in daha sakin ve analitik tarafını; Mello ise daha riskli ve saldırgan tarafını temsil ediyor.
Light'ın en büyük hatalarından biri de bence kendisi dışında insanları oyuna dahil etmesi. Özellikle Misa ve Mikami, Light'ın gücünü artırıyor ama aynı zamanda sistemine kontrol edemeyeceği yeni değişkenler ekliyor. Light ne kadar zeki olursa olsun başka insanların ne yapacağını tamamen kontrol edemez. Mikami'nin yaptığı hata da bunun en önemli örneği. Mello'nun Takada'yı kaçırması sonucunda Mikami'nin gerçek Death Note'u kullanması, Near'ın gerçek defterin yerini öğrenmesini ve son planını kurmasını sağlıyor.
Burada Light'ın zekâsıyla ilgili başka bir problem daha görüyorum. Light, Death Note'u kullanabildiği için kendisini diğer insanlardan üstün görmeye başlıyor. Fakat aslında Death Note'un gücü Light'a ait değil. Defter herhangi bir insanın eline geçse, o insan da bir süre sonra "Ben diğerlerinden üstünüm" düşüncesine kapılabilir. Light'ın farkı, bu gücü zaten içinde bulunan tanrıcılık düşüncesini gerçekleştirmek için kullanması.
Serinin felsefi tarafında ise beni en çok etkileyen şey kötülük problemi oldu. Kira'nın sistemi gerçekten işe yarıyor. İnsanlar Kira'dan korkuyor ve suç oranı düşüyor. Bu nedenle "Kira'nın yaptığı hiçbir işe yaramadı" demek doğru değil. Fakat işe yaraması onu doğru yapmıyor. Çünkü asıl sorun, suçlunun kim olduğuna ve kimin ölmeyi hak ettiğine tek bir kişinin karar vermesi.
Kötülüğü dünyadan tamamen silmek mümkün mü? Bence hayır. İyilik ve kötülük birbirinden bağımsız düşünülmesi zor kavramlar. Birini tamamen ortadan kaldırmaya çalıştığında ortaya başka bir problem çıkıyor. Death Note da tam olarak bunu gösteriyor. Light dünyadaki kötülüğü yok etmeye çalışırken kendisi yeni bir kötülük kaynağına dönüşüyor.
Final konusunda ise açıkçası daha fazlasını bekliyordum. Light'ın Kira olarak ortaya çıkmasının ve bütün bunların sonucunun biraz daha uzun işlenmesini isterdim. Ryuk'un Light'ın adını Death Note'a yazması bence hikâyenin temel fikrine uygun bir son. Çünkü sonunda kendisini tanrı olarak gören Light, kendi kaderi üzerinde bile kontrol sahibi olamıyor. Fakat sahnenin hızlı geçmesi bende biraz eksiklik hissi bıraktı. Light'ın yaptıklarıyla daha uzun süre yüzleşmesini görmek isterdim.
Özellikle finalde Light'ın artık başlangıçtaki "yeni bir dünya yaratacağım" düşüncesinden tamamen uzaklaşıp sadece kaybetmemeye çalışması benim için önemliydi. Başlangıçta kendisini dünyanın kurtarıcısı olarak görürken sonunda yalnızca yakalanmaktan ve yenilmekten korkan birine dönüşüyor. Bu da Kira'nın aslında Light'ı nasıl değiştirdiğini gösteriyor.
Matsuda'nın Light'a karşı yaşadığı hayal kırıklığı da finalde en sevdiğim noktalardan biriydi. Çünkü Light'ın yaptıklarının yalnızca düşmanlarını değil, ona güvenen insanları da nasıl yıktığını gösteriyor. Light sonunda yalnızca L'i veya Near'ı kaybetmiyor. Babasını, çevresindeki insanları ve en önemlisi kendi başlangıçtaki idealini de kaybediyor.
Genel olarak Death Note'u yalnızca "zeki bir çocuğun insanları öldürdüğü anime" olarak görmüyorum. Bence asıl mesele, insanın eline sınırsız güç verildiğinde kendi ahlakını ne kadar çabuk mutlak doğru olarak görmeye başlayabileceği. Light kötü bir insan olarak başlamıyor. Fakat sahip olduğu güç, hırsı ve kendisini diğerlerinden üstün görmesi birleşince Kira ortaya çıkıyor.
İzlenir mi?
Kesinlikle izlenir. Özellikle polisiye, gizem, psikolojik mücadele ve felsefi tartışmaları seviyorsanız kesinlikle şans verilmesi gereken bir anime. İlk bölümlerden itibaren merak duygusunu çok iyi koruyor ve Light ile L arasındaki mücadele serinin en güçlü tarafı.
Final konusunda bazı şeyleri eksik bulsam da Death Note'un bende bıraktığı asıl şey hikâyenin kendisinden çok sorduğu soru oldu:
Bir insana tanrısal bir güç verirseniz, o insan gerçekten dünyayı mı değiştirir, yoksa güç mü onu değiştirir?
Bence Death Note'un cevabı oldukça net.