"Yeryüzünün yorgunluğu geçiyor hepimize." (Yorduğumuz yeryüzünün yorgunluğu...) "Çok somut bir ihanetin kokusu geliyor burnuma. Bundan daha ağır, daha kötü koku olur mu dünyada?" ● Yazarın okuduğum ikinci kitabı ve yine bu kitabını da anlayamadım doğru düzgün maalesef çünkü çok sembolik…devamı"Yeryüzünün yorgunluğu geçiyor hepimize."
(Yorduğumuz yeryüzünün yorgunluğu...)
"Çok somut bir ihanetin kokusu geliyor burnuma. Bundan daha ağır, daha kötü koku olur mu dünyada?"
● Yazarın okuduğum ikinci kitabı ve yine bu kitabını da anlayamadım doğru düzgün maalesef çünkü çok sembolik ve kapalı bir anlatım söz konusu. Bu yüzden yapay zekadan yardım aldım biraz.
Aslında eserin merkezinde çok net bir mesele var: İnsanların Tanrı'dan uzaklaştığı, insanı ezen ve yalanlarla ayakta duran bir düzen nasıl kuruluyor ve insan bu düzenin parçası hâline geldiğinde kendisini nasıl kaybediyor?
Pakdil bunu bir tiyatro oyunu üzerinden anlatıyor. Eser 1980'de kitap olarak yayımlanmış; daha önce 1975'te Edebiyat Dergisi'nde yayımlanmış. Ayrıca Put Yapımevleri, Pakdil'in Korku oyununda tutuklanan XX. yüzyıl”ın bu kez yargılanması şeklinde de okunuyor.
Kitabın tamamını tek cümleyle anlatırsam:
Bir “fabrikada” put üretiliyor. Bu putlar insanlığın önüne dikilen sahte değerleri ve insanı Tanrı'dan uzaklaştıran düzeni temsil ediyor. Fabrikada çalışan insanlar ise bu düzenin içinde oldukları hâlde yaptıkları şeyin ne anlama geldiğini sorgulamaya başlıyorlar.
Ve çok önemli bir ayrıntı: Buradaki “put” sadece taş veya heykel değildir. Pakdil'in “put” dediği şey; insanın Tanrı'nın yerine koyduğu şey,
para, iktidar, devlet/bürokrasi, ideoloji,
çıkar, insanı kendisine bağımlı hâle getiren düzen, sorgulamadan itaat, yalan hatta insanın kendi yarattığı değerler gibi düşünülebilir.
Yani “put yapım yeri” aslında toplumun insanları putlara bağlayan düzenidir.
Peki neden “Yapımevi”? Çünkü burada putlar üretiliyor.
Pakdil şunu söylüyor: İnsanlar kendiliğinden bu hâle gelmiyor. Bir sistem onları böyle hâle getiriyor. Birileri değerler üretiyor.
Birileri insanlara neye inanacaklarını, neyi seveceklerini, neye itaat edeceklerini söylüyor.
Birileri gerçeği örtüyor. Birileri de bunları uyguluyor. Dolayısıyla ortada yalnızca “kötü insanlar” yok. Kötülüğü üreten bir mekanizma var. İşte “yapımevi” bunun sembolü.
Kitaptaki yapı neden zincirlerle bağlı?
Kitabın başındaki görüntülerden biri çok önemli:
Bina zincirlerle her tarafa tutturulmuş.
Toprağa bile zincirlerle bağlı.
Bu görüntüyü şöyle düşündürüyor:
Bu düzen doğal değil. Sağlam bir temeli yok.
Ama zincirlerle ayakta tutuluyor.
Yani insanların kurduğu bu düzen özgürlük üzerine değil, bağımlılık ve zor üzerine kurulmuş. Üstelik dışarıdan bakıldığında insanlar bu tuhaflığı pek fark etmiyor.
Bu da çok önemli: İnsanlar anormalliğe alışmış.
Bir şey uzun süre devam ederse insanlar onu normal zannetmeye başlıyor.
Pakdil'in eleştirisi burada oldukça sert:
İnsanlar kötülüğün içinde yaşamaya alıştıkça kötülük görünmez hâle geliyor.
Oyunda dört temel kişi var:
Gri İşçi, Kahverengi İşçi, Kurşuni İşçi,
Beyaz Usta
Bunların gerçek isimleri yok.
Çünkü Pakdil onları bireysel kişiler olarak değil, insanın farklı hâlleri olarak kullanıyor.
Bu yüzden: “Gri İşçi kim?” diye “Ahmet isimli bir adam” gibi düşünmek yanlış.
Bunlar tipler ve semboller.
1. Gri İşçi
Bence en kolay anlaşılabilecek karakterlerden biri. Gri İşçi, içinde bulunduğu düzeni artık sorgulamaya başlayan insanı temsil ediyor.
Çalışıyor. Putların yapıldığı yerde bulunuyor.
Fakat yaptığı işin sonuçlarını düşünmeye başlıyor. Bir noktada “Yeryüzü”nün yorgunluğundan söz ediyor.
Çünkü yapılanların yalnızca kendilerini değil, bütün dünyayı kirlettiğini fark etmeye başlıyor.
Onun temel sorunu: “Biz ne yapıyoruz?”
sorusudur.
2. Kahverengi İşçi
Kahverengi İşçi de sorguluyor ama daha çekingen. Korkuyor. Düşünmek istiyor ama korku onu sürekli geri çekiyor.
Bu yüzden Gri İşçi ile arasında çok önemli konuşmalar geçiyor. Örneğin Tanrı'yı soruyor:
“Tanrı nerede?”
Ve cevap:
“Her yerde.”
İşte burada oyunun asıl yönü ortaya çıkıyor.
Mesele yalnızca politik veya toplumsal bir düzen eleştirisi değil.
Pakdil'in temel meselesi insanın yeniden hakikati/Tanrı'yı araması.
3. Kurşuni İşçi
Bence kitabın en önemli karakteri Kurşuni İşçi.
Çünkü o, yapılan işin ne kadar korkunç olduğunu daha açık biçimde görüyor.
Putların yapıldığı malzemelerin arasındaki kanı sorguluyor. Çünkü yapımevinde su yerine kan kullanılıyor. Bu ne demek?
Bu düzen insan kanıyla ayakta duruyor.
Yani: Başkalarının ölümü → sistemin devamı.
Başkalarının ezilmesi → putların yaşaması.
Şiddet → düzenin yakıtı.
Bu yüzden kitapta kan çok önemli bir sembol.
Putların yaşaması için kan gerekiyor.
Dolayısıyla Pakdil'in düşüncesinde:
Yalan, zulüm ve putlar insanın acısından besleniyor.
4. Beyaz Usta
İşte en karmaşık kişi bu.
Beyaz Usta, yapımevinin otoritesi.
Diğerleri onu bekliyor.
“Usta konuşacak mı?” diye sorup duruyorlar.
Yani herkesin üzerinde bir otorite var.
Ama Beyaz Usta'nın kendisi de aslında sistemin dışındaki mutlak güç değil. O da bu yapının içinde. Telefonlarla başka yerlere bağlanıyor, emirler, bağlantılar, ülkeler, düzenlemeler...
Bu yüzden Beyaz Usta'yı sistemin yöneticisi/otoritesi olarak düşünebiliriz.
Ama önemli olan şu: Otorite de put düzeninin bir parçası.
En önemli sembol: KAN
Kan = insanın ezilmesi, öldürülmesi, acısı.
Yapımevinin içinde kan biriktiriliyor.
Neden? Çünkü yapılan şeyler insanlara zarar veriyor. Ama sistem bunu önemsemiyor.
Hatta sistemin devam edebilmesi için buna ihtiyaç duyuyor.
Dolayısıyla: Put → düzen
Kan → bu düzenin kurbanları
Yapımevi → bu düzeni üreten mekanizma
Peki “su yerine kan” neden?
Su normalde: hayat, temizlik, arınma, canlılık
demektir. Ama burada suyun yerini kan almış.
Yani hayat vermesi gereken şey artık ölümden besleniyor. Bu nedenle Kurşuni İşçi'nin düşüncesi çok önemli: “Şu borulardan ne güzel su akabilirdi çorak topraklara.”
Buradaki karşıtlık aslında kitabın tamamı.
Aynı sistem insanlığa hayat da verebilir.
Ama yanlış ellerde:
su → kan
hayat → ölüm
hakikat → yalan
özgürlük → itaat
insan → araç
hâline geliyor.
Baltalar neden var?
Kapıda iki mavi balta bulunuyor.
Bu da tesadüf değil. Bunları Hz. İbrahim'in putları kırması ile ilişkilendirmek mümkün.
Yani balta: PUTU KIRMA sembolü.
Bu yüzden kitap yalnızca: “Dünya çok kötü.”
demiyor.
Asıl olarak: “Bu putları kırmak gerekiyor.”
diyor.
Peki dışarıdaki “çok iri şapkalı yabancı” kim?
Bu da kitabın özellikle kapalı bıraktığı figürlerden. Pencereden görünen, “halkının celladı” olarak nitelenen yabancı, zulmün ve egemen gücün dışarıdaki yüzü gibi okunabilir.
Ama burada tek bir kişiyi aramak bence doğru değil. “Bu kesin şu devlet adamı” veya “şu ülke” demekten ziyade: Halkını ezen, insanları yöneten ve sistemi sürdüren güç
olarak düşünmek daha anlamlı.
Yani içeride işçiler var. Dışarıda ise onları aşan daha büyük bir güç var.
Işık ve müzik neden konuşuyor?
İşte Pakdil'in tiyatrosunun en alışılmadık taraflarından biri bu.
Işık ve Müzik yalnızca dekor değil.
Oyunda: Müzik suçlu, ışık yargıçtır.
Bu doğrudan eserin sahne düzeninin bir parçası olarak verilmiştir.
Burada Pakdil, tiyatronun klasik sınırlarını kırıyor.
Normalde: İnsan konuşur → olay gerçekleşir.
Pakdil'de: ışık konuşur → müzik konuşur → renk değişir → mekân değişir → insanın psikolojisi değişir.
“XX. Yüzyıl yargılanıyor” ne demek?
Çünkü Pakdil, 20. yüzyılın insanlık adına getirdiği ilerlemeyi sorguluyor.
yüzyıl: teknoloji geliştirdi, sanayileşti,
devletleri güçlendirdi, savaş teknolojilerini geliştirdi, büyük şehirler kurdu,
insanın doğaya hükmetmesini artırdı.
Ama soru şu: İnsan gerçekten ilerledi mi?
İnsan daha çok teknolojiye sahip oldu.
Ama: Daha merhametli oldu mu?
Daha özgür oldu mu? Daha adil oldu mu?
Tanrı'yla bağını korudu mu?
Pakdil'in cevabı oldukça karamsar:
Hayır. Bu yüzden “XX. yüzyıl” adeta mahkemeye çıkarılıyor.
Bu yaklaşımın Korku oyunuyla bağlantısı da var: araştırmalara göre Korku'da tutuklanan XX. yüzyıl, Put Yapımevleri'nde yargılanıyor.
Başlangıç/Bitiş:
8 Eylül Salı-2026