İnsanların gerçek karakterlerini anlamak için sahnede oynadıkları role değil, çıkarları tehdit edildiğinde oynadıkları role bakmak gerekiyor. Asıl korkutucu olan sadece kötü insanların varlığı değil. Normal insanların kendi çıkarları uğruna yanlış olanı normalleştirebilmesi. 12 kişilik bir tiyatro ekibinin tek kadın üyesi…devamıİnsanların gerçek karakterlerini anlamak için sahnede oynadıkları role değil, çıkarları tehdit edildiğinde oynadıkları role bakmak gerekiyor. Asıl korkutucu olan sadece kötü insanların varlığı değil. Normal insanların kendi çıkarları uğruna yanlış olanı normalleştirebilmesi.
12 kişilik bir tiyatro ekibinin tek kadın üyesi olan Anjali, bir gece yaşadığı tacizin ardından ekip arkadaşlarına yaşadıklarını anlatıyor. Bunun üzerine ekip, ne yapacaklarına ve olayın nasıl ele alınacağına karar vermek için bir araya geliyor. Film ilerledikçe asıl meselenin failden çok, bu olay karşısında insanların gerçek karakterlerinin nasıl ortaya çıktığı olduğu anlaşılıyor.
Zaten filmin tiyatro topluluğu etrafında kurulması da bunun için çok anlamlı. Bu insanlar sahnede sürekli başka karakterlere bürünüyorlar. Ama asıl oyun sahnenin dışında başlıyor. Başlangıçta mesele: “Anjali'ye ne oldu?” Sonra: “Hari suçlu mu?” Daha sonra: “Hari'yi suçlarsak turne ne olacak?” ve nihayet: “Biz bundan ne kaybedeceğiz?” noktasına geliyor.
İşte filmin ahlaki çöküşü tam burada başlıyor. Çünkü mağdurun yaşadığı şey, grubun konforundan daha değersiz hale geliyor. Başlangıçta adalet arayan insanların bir kısmı, kişisel çıkarları devreye girdiğinde kendi söyledikleri doğruların etrafından dolaşmaya başlıyor.
Üstelik bunu çoğu zaman kendilerine kötülük yapıyorum diyerek açıklamıyorlar. Tam tersine, kendilerini haklı çıkaracak makul gerekçeler buluyorlar.
İnsanların ahlaki sınırlarını aşmalarının en korkutucu tarafı da bu zaten. İnsan her zaman kötü olduğu için yanlış bir şey yapmıyor. Bazen yanlış bir şeyi doğru gösterecek kadar iyi bir gerekçe bulduğu için yapıyor.
Bu noktada filmdeki erkek dayanışması (bro code) meselesini sadece erkekler birbirlerini koruyor şeklinde anlamak bana biraz yüzeysel geliyor. Çünkü burada daha görünmez bir mekanizma var.
Bu erkekler birbirlerinin hayatlarının içine gömülmüş durumdalar. Aynı gruptalar, birbirlerinin kariyerlerine ve geleceklerine bağlılar. Hari'yi korumak bir noktadan sonra sadece Hari'yi korumak anlamına gelmiyor. Kendi geleceklerini korumak anlamına geliyor.
Ataerkil düzenin en güçlü taraflarından biri de zaten her zaman erkekler kadınlardan nefret ediyor şeklinde çalışmaması. Bazen erkekler kendi çıkarlarını, statülerini veya birbirleriyle kurdukları ittifakları korurken kadınların zarar görmesini göze alıyor. Bu çok daha görünmez bir mekanizma ve bana göre çok daha gerçek.
İnsanlar güçlerini kaybetmemek için birbirleriyle ittifaklar kuruyorlar. Ataerkil düzen de çoğu zaman tam olarak bu ittifakların içinde kendisini yeniden üretiyor.
Bu nedenle erkeklerin Anjali'nin yaşadığı olaydan sonra onun davranışlarını, yaşam tarzını veya karakterini sorgulamaya başlaması da tesadüf değil. Bu, mağdur suçlayıcılığının en tanıdık biçimlerinden biri. Failin davranışını anlamaya çalışmak yerine mağdurun davranışlarını incelemek... Sanki bütün bunlardan herhangi biri bir erkeğin cinsel tacizini açıklayabilirmiş gibi.
Üstelik bunu yapanların kendilerini kadını suçluyoruz diye görmemeleri de meselenin bir başka ironisi. Onlar sadece bütün ihtimalleri değerlendiriyoruz diyebiliyorlar. Ama sonuç değişmiyor. Kadının yaşadığı şey giderek olayın merkezinden uzaklaşıyor.
Film boyunca biz de fail kim sorusunun peşinden gidiyoruz. Finalde film bu soruyu değiştiriyor: “Peki fail olmayanlar ne yaptı?”
Finaldeki hepsi potansiyel fail düşüncesini hukuki bir suç isnadı olarak okumamak gerekiyor. Film, bütün erkeklerin aynı suçu işlediğini söylemiyor. Buradaki mesele daha çok ahlaki ve toplumsal suç ortaklığı. Çünkü bir suçun faili olmakla, o suçun ortaya çıkardığı adaletsizliği koruyan bir düzenin parçası olmak aynı şey değil.
Vinay’ı başlangıçta onu Anjali'nin yanında duran erkek olarak görüyoruz. Ama zamanla onun motivasyonlarının da tamamen temiz olmadığını anlıyoruz. Hari ile arasında kişisel bir rekabet ve hesaplaşma var. Dolayısıyla Hari'yi suçlamasında gerçek bir adalet duygusu olduğu kadar kendi öfkesi ve çıkarları da bulunuyor.
Burada kurtarıcı kompleksi devreye giriyor. Bir kadını savunmakla, o kadının yaşadığı travmayı kendi savaşında kullanmak arasında çok ince bir çizgi var. Çünkü bazen erkekler kadınların yanında dururken bile merkezde yine kendilerini tutabiliyor. Böyle olduğunda kadın yeniden kendi hikayesinin öznesi olmaktan çıkıp erkeğin kahramanlık hikayesindeki nesneye dönüşebiliyor.
Rashomon etkisinde aynı olay, farklı kişilerin bakış açısından farklı gerçekliklere dönüşür. Burada ise olayın kendisi değişmiyor, insanların olay karşısındaki konumları değiştikçe olaya verdikleri anlam değişiyor. Anjali'nin anlattığı şey başından beri ortada. Ama erkeklerin tutumu, kendi çıkarları değiştikçe değişiyor.
Burada yönetmen Ekarshi'nin, Asghar Farhadi etkisi de hissediliyor. Yönetmen, Farhadi'nin filmlerinden etkilenerek karakterleri doğrudan iyi-kötü diye ayırmak yerine seyircinin kendi hükmünü vermesini istediğini anlatmıştı. Bu yüzden film boyunca kimseyi rahatça iyi veya kötü insan kategorisine yerleştiremiyoruz.
Tam burada film biraz tökezliyor. Faili açıkça göstermemek ve olayın farklı ahlaki yorumlarını seyirciye bırakmak güzel bir tercih. Ama film bunu yaparken zaman zaman meseleyi fazla uzatıyor. Bazı tartışmaların tekrar tekrar dönmesi dramatik gücü azaltıyor. Film zaten ne söylemek istediğini biliyor. Bazen bunu seyircinin de anlamasına biraz fazla güvenmiyor. Bu yüzden benim için fikri uygulamasından biraz daha güçlü olan bir film.
Ama yine de filmin tiyatro metaforu gerçekten çok iyi. Filmin başında erkeklerin oynadığı, kadın karakterin de erkek bakışının içinde konumlandığı klasik bir oyun görüyoruz. Finalde ise sahne artık Anjali'nin. Başta hikayeyi oynayan erkekler. Sonda hikayeyi yeniden kuran kadın. Bu değişim bence filmin en güzel sembolik dönüşlerinden biri. Çünkü Anjali filmin büyük bölümünde hakkında konuşulan kişi. Yani hikayesi sürekli başkalarının ağzından anlatılıyor. Finalde ise Anjali anlatıyı geri alıyor.
Gerçek hayatta erkeklerin kurduğu o küçük mahkeme Anjali'ye istediği adaleti veremiyor. Ama Anjali sahneye çıktığında kendi hikayesini yeniden kuruyor. Hukuk gerçeği kesinleştiremese bile sanat, yaşananın hafızasını koruyabiliyor. Bence bu, filmin en güçlü fikirlerinden biri.
Üstelik filmin başındaki oyunla finaldeki oyun arasında kurulan ilişki de bunu destekliyor. Başlangıçta gördüğümüz klasik oyun Hayavadana'dan esinleniyor. Kimlik, arzu ve insanın kendisiyle kurduğu ilişki gibi meseleleri tartışan bu tiyatro eserinin ardından filmin modern dünyadaki kimlik ve rol meselesine geçmesi oldukça anlamlı. Çünkü film boyunca herkes bir rol oynuyor.
Filmin asıl meselesi, bu rollerin gerçek çıkarlarla karşı karşıya geldiğinde ne kadar çabuk değişebildiği. Hayatın kendisi de bir sahneye dönüşüyor. İnsanlar sürekli kendilerine uygun karakterleri oynuyor. Ta ki çıkarları tehdit edilene kadar. O zaman maskeler düşmeye başlıyor.
Fikri, söylemek istedikleri ve özellikle finalde ulaştığı yer oldukça sağlam. Ama senaryo açısından biraz daha pişmeye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Buna rağmen kötü bir film değil. Malayalam sinemasını sevenlerin şans vermesi gereken filmlerden biri.