Başta intikam ve western filmi gibi görünse de aslında Tarantino’nun tür sinemasını, Amerikan tarihinin en karanlık dönemlerinden biriyle çarpıştırdığı oldukça bilinçli bir film. Üstelik bunu klasik “kölelik filmi” ciddiyetiyle değil; spaghetti western, kara mizah, aksiyon ve hatta masalsı anlatısını aynı…devamıBaşta intikam ve western filmi gibi görünse de aslında Tarantino’nun tür sinemasını, Amerikan tarihinin en karanlık dönemlerinden biriyle çarpıştırdığı oldukça bilinçli bir film. Üstelik bunu klasik “kölelik filmi” ciddiyetiyle değil; spaghetti western, kara mizah, aksiyon ve hatta masalsı anlatısını aynı potada eriterek yapıyor. Filmin senaryosu özgürlük ve intikamı birbirinden ayırmadan ilerliyor. Django’nun hikayesi yalnızca bir adamın sevdiği kadına ulaşma mücadelesi değil; aynı zamanda kendisine yıllarca biçilen kimliği reddedip kendi hikayesinin öznesi haline gelmesinin hikayesi. Filmin senaryosundaki en güçlü noktalardan biri ise şiddeti yalnızca fiziksel bir araç olarak kullanmaması. Dil de filmde en az silahlar kadar önemli. Karakterlerin nasıl konuştuğu, birbirlerine hangi kelimelerle hitap ettiği ve özellikle bazı karakterlerin kendi üstünlüklerini kanıtlamak için dili nasıl kullandıkları, güç ilişkilerini sürekli görünür hale getiriyor. Tarantino burada kelimeleri de birer silah gibi kullanıyor. Dr. King Schultz karakterini oynayan Waltz’un asıl başarısı karakteri sadece “zeki ve karizmatik adam” olarak oynamıyor. Schultz’un nezaketi, mizahı, entelektüel tarafı ve içinde bulunduğu dünyanın ahlaki çelişkileri aynı anda hissediliyor. Jamie Foxx ise Django’yu özellikle beden dili üzerinden kuruyor. Filmin başındaki django ile hikayenin ilerleyen bölümlerdeki django arasındaki fark yalnızca kostüm veya silah üzerinden değil, duruşundan, bakışından ve insanlarla kurduğu ilişkiden de hissediyorsunuz. Gelelim Calvin Candie karakterine DiCaprio kibarlık ile vahşeti aynı bedende birleştiriyor. Karakterin rahatsız edici tarafı bağırıp çağırmasında değil, aksine son derece medeni ve kontrollü görünebildiği anlardan geliyor. Bu da filmin ırkçılığı yalnızca kaba saba insanların problemi olarak göstermemesini sağlıyor. Burada tarantino’nun tartışmalı tarafına da değinmek gerekiyor, Django kölelik ve ırkçılık gibi son derece gerçek ve ağır bir tarihsel tramvayı intikam fantezisine dönüştürerek anlatıyor. Bu tercih bazı seyirciler için filmin en güçlü tarafıyken bazıları için problem olabilir. Çünkü tarantino tarihsel acıyı soğukkanlı bir dram olarak değil, seyircinin adalet duygusunu harekete geçiren stilize bir tür filmi olarak sunuyor. Dolayısıyla film “köleliğin gerçekliğini birebir anlatan tarihsel bir yapım” olarak değil, tarihsel tramvayı western ve intikam sineması aracılığıyla yeniden yorumlayan bir film olarak değerlendirilirse çok daha anlamı. Özgürlük, kimlik, güç, ırkçılık, performans, adalet ve intikam kavramlarını western sinemasının diliyle yeniden kuran bir film. Üstelik bunu akademik veya ağırbaşlı bir tarih anlatısı şeklinde değil, son derece eğlenceli, kanlı, komik, stil sahibi ve zaman zaman rahatsız edici bir Tarantino filmi olarak yapıyor. Filmi izlerken özellikle şuna dikkat etmek gerekiyor: Kim gerçekten güçlü, kim sadece güçlü görünmeye çalışıyor ve kim başkasının kurduğu sistemin içinde kendi rolünü oynuyor?
“I like the way you die, boy.”