İsmi boşuna değil. Sırat köprüsünden geliyor. Arapça'da yol demek. İslam'da dini bir terim ve cehennemin üzerine kurulacak olan ve ahirette herkesin geçeceği bir köprü. Cennetlik ve cehennemlik varlıklar için bu köprü bir aracılık olacaktır. Oliver Laxe'nin filmi, İslam inancının "sırat…devamıİsmi boşuna değil. Sırat köprüsünden geliyor. Arapça'da yol demek. İslam'da dini bir terim ve cehennemin üzerine kurulacak olan ve ahirette herkesin geçeceği bir köprü. Cennetlik ve cehennemlik varlıklar için bu köprü bir aracılık olacaktır. Oliver Laxe'nin filmi, İslam inancının "sırat köprüsünü" modern dünyaya harika bir şekilde yansıtmış. Ne harika sırları var İslam'ın. Çok zengin, o kadar zengin ki Batı metafor malzemesi olarak kullanıyor bunu.
Film, hareketli müzik ve danslarla başlasa da bu ilerleyen dakikaların harika gideceğinin bir işareti değil. Karakterler, apokaliptik bir yolculuğa çıkıyorlar. Dünyanın küresel bir silahlı çatışmaya girdiği yakın bir geleceğin yolcuları bunlar. Baba ve oğulun sakince diğer gruba katılmaları, beraber yardımlaşarak yol kat etmeleri hoştu ancak başta eğlenceli bir geziye çıkmışlar gibi gelse de, ilk bir saat sonlandığında seyirciyi adeta şoka uğratıyor. İlk yarının dünyevi bir kaçış olduğunu anlıyoruz. Uçurum kenarından dolana dolana gittikleri sahnede tam diyordum ki burası çok tehlikeli değil mi? Neden bu adamlar böyle rahatlar... O rahat bir şekilde bozuluyor ve seyirciye gerilim dolu anlar yaşatıyor. Sırat'ın bir arayış, anlam bulma ve ilerleme olduğunu da hatırlatıyor. Film, derinliğine ikinci yarıda kavuşuyor. Çünkü burada inanç ve sınav var.
Halk arasında Sırat'tan için denir ya: Kıldan ince, kılıçtan keskin... Cennetle cehennem arasına gerilmiş bir ip gibidir Sırat. Filmin sonlarına doğru karakterleri bir hayli zorlayan mayın tarlası da Sırat'ın bir parçasıydı. Seyirciye tam olarak geçmese de yani dışa dönük bir duygu aktarımı olmasa da bu kısımda karakterler ruhsal bir sınav içerisindedirler. Arabayı öne itip mayın testi yaptıklarında, Luis, daha fazla ne kaybedebilirim diyerek hiçbir şey düşünmeden mayın tarlasında ilerlediğinde arkadakilerin takip etmesi, düşünmesi: İnanç ve Teslimiyeti ifade ediyordu.
Filmde çalınan tekno müzikler, dışarıdan havalı ve hoş gözükse de karakterlerin bel bağladığı bu müzik ne yazık ki bir gıda olamamıştır. Acılardan böyle zevklerle ve maddiyatla sıyrılınamayacağını çarpıcı şekilde gösteriyor film. Luis oğlu Estabanla, kızını arayışa çıksa da bu zamanla içsel bir yolculuğa dönecek...
Son sahnesine gelecek olursak, burada da Nuh'un gemisi metaforu var. Raylar üzerinde bir tren gider. Her kökenden insan vardır; siyahisi, beyazı... Luis'in kızını araması ve yaşadıkları başta bireysel bir acıyı ve arayışı resmeder. Ancak vagonlardaki insan topluluğundan anlarız ki hepimiz aynı yolun yolcusuyuz. Bu bilinmezliğe doğru gitse bile... İnsanların büyük acılarına rağmen, raylar uzar gider, son bulmaz... Kim hayatı durdurabilir ki? Trajedilere rağmen dünya devam ediyor.
Garip his veren bir filmdi. Yönetmen bunu amaçlamış olmalı. Bir sahnede küçük ekranda kabe görünüyor ve fonda okunan Kur'an çok büyüleyiciydi. Kadın ekrana bakarken ruhsal bir deneyim yaşıyor sanki. Bu sahne de Müslümanların zorluklardan Allah'a sığındığını ifade ediyor gibiydi. Semboller kullandığı için direkt oyuncuların ifadesinden anlamıyoruz filmi, bu sembolleri biraz da biz dolduracağız. Biz düşüneceğiz... Yolunuz nasıl?...
He bu arada Müslümanım Elhamdülillah. Kendi dinimden öğelere yer verilmesi ve bunun saygılı bir biçimde yapılışı çok hoşuma gitti. Ayrıca kabe görüntüsü de beni duygulandırdı.