İzlediğim en saçma uzay filmlerinden biriydi sanırım. Son dönemde bilim kurgu filmlerine karşı önyargımı biraz olsun kırmıştım ama bu filmle çoğu geri geldi. Gerçi filme bilim kurgu demek konusunda bile tereddüt ettim; bilimsel kavramlarla süslenmiş fantastik bir macera izliyormuşum hissine…devamıİzlediğim en saçma uzay filmlerinden biriydi sanırım. Son dönemde bilim kurgu filmlerine karşı önyargımı biraz olsun kırmıştım ama bu filmle çoğu geri geldi. Gerçi filme bilim kurgu demek konusunda bile tereddüt ettim; bilimsel kavramlarla süslenmiş fantastik bir macera izliyormuşum hissine kapıldığım çok fazla an oldu.
Film, Güneş'in enerjisini tüketerek Dünya'daki yaşamı tehdit eden gizemli bir organizmaya karşı insanlığın son çare olarak başlattığı Hail Mary görevini anlatıyor. Ryan Gosling'in canlandırdığı Ryland Grace, hafızasını kaybetmiş halde bir uzay gemisinde uyanıyor ve geçmişini parça parça hatırladıkça neden orada olduğunu öğreniyoruz. Dünya'yı kurtarabilecek çözümü ararken başka bir yıldız sisteminden aynı amaçla gönderilmiş Rocky ile karşılaşıyor ve filmin asıl hikâyesi de bu noktada başlıyor.
Rocky yaratıcı bir karakter, buna sözüm yok; fakat filme dair inandırıcılık problemimin büyük kısmı da onunla başlıyor. Görmüyor ama çevresini kusursuza yakın algılıyor, müthiş bir hafızası var, matematik ve mühendislik konusunda dâhi, insanlığın sahip olmadığı teknolojilere ve neredeyse mucizevi özelliklere sahip malzemelere sahip. Buna karşılık yıldızlararası yolculuk yapabilen uygarlığının radyasyon gibi bazı temel konularda şaşırtıcı derecede bilgisiz olduğunu görüyoruz. Üstelik birbirinden tamamen bağımsız evrimleşmiş iki canlının çok kısa sürede ortak bir dil geliştirip mühendislikten duygulara kadar rahatça iletişim kurmaya başlaması da benden biraz fazla hoşgörü bekledi.
The Martian ile karşılaştırılması kaçınılmaz; sonuçta ikisinin de arkasında Andy Weir var. Fakat The Martian'daki problem çözme duygusu ve “bu gerçekten yaşanabilir” hissini burada bulamadım. Project Hail Mary daha büyük oynuyor ama büyüdükçe inandırıcılığını kaybediyor. Üstelik film inanılmaz uzun. Bir noktadan sonra “problem çıktı, çözüm bulundu, yeni problem çıktı” döngüsü yorucu hâle geliyor. Çok daha sıkı bir kurguyla daha etkili olabilirmiş.
Hakkını teslim edelim; Ryan Gosling çok başarılı ve filmin büyük bölümünü sırtlıyor. Görsel efektler de son derece inandırıcı ve etkileyici. Bir de filmi izlemeden önce X'te Gosling için “Batı Demirkol” yazıldığını görmüştüm. Filmi izleyince bazı mimiklerinde Doğu Demirkol'a gerçekten ne kadar benzediğini fark ediyorsunuz. Bir kere görünce de geri dönüşü yok. :)
Özetle teknik açıdan başarılı, oyunculuğu güçlü ama anlattığı hikâyeye beni ikna edemeyen ve gereğinden fazla uzatılmış bir film. The Martian'ın ayakları yere basan bilim kurgusunu bekleyen biri olarak benim için ciddi bir hayal kırıklığı oldu.