Spoiler içeriyor
Tüm hayatınız boyunca yaşadığınız şeylerin arasından yalnızca tek bir anıyı seçip sonsuzluğa taşıyabilecek olsaydınız, bu hangi anı olurdu? Geriye kalan her şey silinecek, siz ise sadece o seçtiğiniz anın içinde sonsuza dek var olacaksınız. Bir anıyı diğerlerinden hangi özellik ya…devamıTüm hayatınız boyunca yaşadığınız şeylerin arasından yalnızca tek bir anıyı seçip sonsuzluğa taşıyabilecek olsaydınız, bu hangi anı olurdu? Geriye kalan her şey silinecek, siz ise sadece o seçtiğiniz anın içinde sonsuza dek var olacaksınız.
Bir anıyı diğerlerinden hangi özellik ya da insan ayırır? İster istemez film boyunca ben hangi anımı seçerdim diye düşündüm ve elde edebildiğim bir cevap da olmadı. Bu senenin başında kendime bir mutluluk kavanozu yapmıştım ve bunu yaparken de senenin sonunda bir sürü mutluluğumun olacağına inanmıştım ama üzülerek söylüyorum ki sadece beş mutluluğum var. Yani öylesine bir kavanoza bile atmaya değer gördüğüm çok az anım vardı, sonsuza dek hatırlamak isteyeceğimi nasıl seçebilirdim ki?
Ihm, filme gelecek olursak.. Ölen İnsanlar kendilerini sonsuzluğa hazırlayan memurların karşısına oturduklarında, hayatlarının en "büyük" günlerini anlatmıyorlar. Kimse alkışlandığı anı, haklı çıktığı o kavgayı ya da kazandığı zaferleri sonsuzluğa götürmek istemiyor. Ruhun istediği şey aslında çok basit ve sade: Bir otobüs penceresinden yüzüne vuran ılık bir esinti, çocukken çimenlerin üstüne serilmiş bir piknik örtüsü, birinin omzuna başını koyduğu o iki dakikalık sessizlik ya da salıncakta sallanırken göğe değebilirim hissi. Herkes çok sıradan anların içine hapsolmak istiyor. Hatırladıkça içinde havai fişekler patlasın ya da ılık bir bahar rüzgârı hissetsin yeterli, ne kadar büyük/küçük olduğu mühim değil. Ruh zihnin aksine süs sevmiyor, sadece gerçekten "orada" olduğu, zamanın durduğunu hissettiği, kalbinin dış dünyayla aynı ritimde attığı o ufacık anlarda var olmak istiyor.
Belki de o anı seçememizdeki neden, içimizdeki o kibirli benliğin sonsuzluğu da kendisiyle doldurmak istemesi. Kendi mutluluğunun, kendi gülüşünün merkezde olduğu bir an aramasıdır. Ama karakterlerden biri, sevdiği insanın zihnindeki o tek anıyı izlediğinde her şey değişiyor. Belki de bazılarımızın hikayesi kendi hikâyenin başrolü olmaktan vazgeçtiğin an başlıyordur.
Beni de en etkileyen sonsuzluk anı buydu. Kadının sonsuzluğa taşıdığı o tek karede, adam sadece arka planda bir bankta oturuyor. Kadın kendi cennetini kurarken adamı yanına alıyor ama başrolde değil, hayatın doğal akışında sessizce orada var olduğu için. Bunu fark etmek de ne kadar büyük bir ruhsal teslimiyet aslında değil mi? Bir başkasının zihninde güvenli, sıcak bir hatıra olarak kalabilmenin bizzat mutlu olmaktan bile daha yüce bir varoluştur belki.
"50 yıldır mutlu bir anı arıyordum, bulamıyordum. Meğer başkasının mutluluğunun bir parçasıymışım. Ne harika bir keşif."
Artık her mutluluğumun ardından “bugün yaşadığım şeylerden hangisi sonsuzluğa değecek kadar saf?” diye düşüneceğim ve “ben, kimin belleğinde sessiz, incitmeyen bir esinti olarak kalacağım?” sorusu olacak zihnimin bir köşesinde.