Külkedisi masalını hepimiz biliriz. Çocukluğumuzda okumuş, sevmişizdir. Hepimiz külkedisine yapılan eziyeti hüzünle karşılaşmış ve masalın sonunda prensin külkedisini tercih etmesinden mutluluk duymuşuzdur. Ama bu masalda sizce de gerçeklerden oldukça uzak bir şeyler yok mu? Yani küçükken okuduğunuz bu metin esasında…devamıKülkedisi masalını hepimiz biliriz. Çocukluğumuzda okumuş, sevmişizdir. Hepimiz külkedisine yapılan eziyeti hüzünle karşılaşmış ve masalın sonunda prensin külkedisini tercih etmesinden mutluluk duymuşuzdur. Ama bu masalda sizce de gerçeklerden oldukça uzak bir şeyler yok mu? Yani küçükken okuduğunuz bu metin esasında sadece bir yalandan ibaret olabilir mi?..
Neden olmasın! Üvey kardeşler masalda hep çirkin ve saf kötü olarak geçerler ama gerçekte kimse ne tamamen iyi ne de kötüdür. Hepimizin kaprisleri var. Kıskançlıklarımız, çekilmez huylarımız, başkaları tarafından beğenilmeyen davranışlarımız olabilir. Basit bir organizma değiliz; ruhumuz ve irademizle çalışıyoruz. Ama iyi olan bir şekilde bu karmaşık ağlardan kendini kurtarıp doğru yola yöneliyor. Aksini filmin yönetmeni de düşünmüyordur. Nitekim, bu masal taşlamasında üvey kardeş Elvira'yı daha yakından tanıyoruz. Masalda bize salt kötü olarak anlatılan kardeş var ya hani. Nefret ederiz ve özellikle çirkin olarak gösterilir. Yani okurken çocuk aklımızla bu karakterin iğrenilesi bir suratı olduğunu canlandırırız. Ama bu algıdan çıkmamız istenilerek üvey kardeşin annesi tarafından nasıl zorbalandığını, doğal bir güzelliğe sahip olmasına karşın estetikle nasıl bir canavara dönüştüğünü izletiyor film.
Bu dönüşüm Elvira'nın yuttuğu tenya yumurtası ile başlıyor. Kızın karnındaki Tenya sanki kötülüğü simgeleyen çirkin bir lanet gibiydi. Tenyanın kızın karnında sürekli hareket ediyor oluşu ve gerilim sahnelerinde o sesin sürekli arkada olması da bu kötülüğü hissettiriyordu. Elvira'nın güzelleşmek için her bıçak altına girişinde filmin atmosferi çok gerici hale geliyor ve kamera seyircide bulantı hissettirmek istercesine sallanıyor.
Masaldaki prensi biliriz. İyi kalpli, cesur ve külkedisinin biricik aşkıdır. Prens iyi olmak zorunda mı? Tam bir aşağılık olamaz mı? Günümüzde de hep karşı cinse kendimizi beğendirmek, en iyi şekilde olmak istiyoruz. Burnumuz şöyle, kilomuz şöyle, aksesuarlar, parfümler. Sevgi bu dış eklentilerde mi hep? Kesinlikle değil. Birine hoş görünmek elbette hepimizin hakkı ama ya bu estetikler ve güzellikler(!) bizim özümüzü bizden koparıyorsa? Misal filmde üvey kardeş Elvira'nın karnındaki Tenya kızın benliğini yiyip bitiriyordu... Kızlar bir prens için hazırlanıyor, onun aşkı olmak adına nice eğitimler (!) alıyorlar aslında objeleştirildiğinin farkında değiller. Masalı düşündüğümde bir tiksinti oluşuyor artık. Kimse bir insan için böylesi bir çaba sarf etmemeli. Bir masal güzel mesaj verecekse de böyle makyajlarla, ayakkabılarla, süslemelerle, prens ve prenseslerle yapmamalı. Film tam da bunu çok güzel eleştirmiş ve masalı aynı şekilde güzel kullanmış.
Külkedisi olan Agnes'ten hiç bahsetmedim değil mi? Çünkü film de bunu istiyor. Hep ön planda olan oydu, her zaman onun adına filmler çekildi, uyarlamalar yapıldı. Ama hiç üvey kardeşin kıskançlığını, onun kafasında olup bitenleri anlamadık biz. Çirkin dedik ve bir köşeye fırlattık. Aşağılık dedik ve onu lanetledik... Külkedisi Agnes'i ise sevmiştik. Ama hayır. O bir tanrıça mı ki tapınırcasına hiç düşünmeden etmeden sevgi duyalım... Agnes'in de kişisel arzuları, bencilliği ve itibar uğruna bedenini ve kendini satışı vardı. Hiç de masum değildi... Ama biz onun güzelliğini, sarışınlığını, elbiselerinin cuk diye oturuşunu sevdik. Kalbini niye sevelim ki? Bize kalbi mi anlatıldı onun. Masalda iyiler tamamen iyi, kötüler de kötüdür. Bu türün doğasında vardır ancak gerçekleri düşündüğümüzde bu büyü kaybolur. Film, daha çok gerçeğe odaklanmamızı istiyor. Ve lütfen kendinizi obje konumuna getirmeyin diyor.
Hay ağzından bal damlıyor film. Ancak bir noktada sitem etmeden geri kalamayacağım. Filmde iyi bir tane bile erkek yoktu. En azından doğruyu, yanlışı ayırt edebilen, obje olunmaya hizmet etmeyen bir erkek olabilirdi. Tıpkı diğer üvey kardeş Alma gibi... Kadınlar ve erkekleri birbirinden üstün kılan bir şey yoktur. Biyolojik ve fıtrat olarak farklarımız ve bunların verdiği ölçüde davranışlarımız vardır ancak her kadın melek olamayacağı gibi her erkek de canavar olamaz. Tabii film kimseye doğrudan melek, canavar etiketi yapmıyor ama düşüncelerimi yazmayı seviyorum, ne yapayım...
Öyle de birkaç sahnesi vardı ki, inanın midem kaldırmadı. İzlerken hayır hayır diyerek gözlerimi kapattım resmen. Ben genelde bana bunu dedirten film seyretmem, mide bulandırıcı vahşet sahneleri beni doğaüstü korkulardan daha çok korkutur ve tercih etmem. Ama bu film tabii ki başta da belirttiğim üzere yalnızca o birkaç sahneyle sunuyor dehşeti. Mesajı ilgi çekici ve önemliydi. Bütünü baktığımızda başarılı bir yapımdı. Sevdim. Müzikleri de güzeldi. Sevgiler ve saygılarla.