Spoiler içeriyor
Her yıl ekim ayında mutlaka izleyerek yâd ettiğim özel bir film. Bir insanın hayatımıza bıraktığı etkinin gerçek olması için onunla uzun bir geçmiş paylaşmamız gerekir mi? Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bizi değiştirmek için girer. İnsan bazen bir başkasının…devamıHer yıl ekim ayında mutlaka izleyerek yâd ettiğim özel bir film.
Bir insanın hayatımıza bıraktığı etkinin gerçek olması için onunla uzun bir geçmiş paylaşmamız gerekir mi?
Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bizi değiştirmek için girer. İnsan bazen bir başkasının hayatına onunla bir gelecek kurmak için değil, onun hayatında bulunmanın kendisi anlamlı olduğu için dokunur.
Shiuli’nin Dan üzerindeki etkisi de böyle. Dan ile Shiuli'nin arasındaki ilişkinin adı bile yok. Birbirlerine denk gelmiş iki insan sadece. Birbirlerini doğru düzgün tanımıyorlar bile. Ama Dan’in bütün hayatı onun etrafında yeniden şekillendi.
Modern hayat, ilişkileri kolay yönetebilmek için onları etiketlendirir. Sevgili, arkadaş, akraba, komşu, meslektaş… Dan hiçbirine tam olarak uymuyor. Ama insanlar arasındaki bütün bağlar bu etiketlere sığmak zorunda değil.
Dan hayata dair belli bir amacı olmayan, işinden hoşlanmayan, sabırsız ve huysuz bir adam. Otel stajında bile sürekli daha fazlasını hak ettiğini düşünen ama ne yapmak istediğini tam olarak bilmeyen biri. Sonra birdenbire bir insanın son cümlesinde kendi adını duyar.
Shiuli, otelin terasında düşmeden birkaç saniye önce arkadaşlarına Dan’in nerede olduğunu sorar. Sonra düşer, ağır bir beyin travması geçirir ve komaya girer.
Dan için bu soru “Ben onun için kimdim?” sorusu. Hatta daha derinde “Ben bir başkası için gerçekten önemli miyim?” sorusu.
Film, Shiuli’nin neden Dan’i sorduğunu asla açıklamıyor. Belki hoşlanıyordu. Belki sadece onu merak etmişti. Belki de hiçbir romantik anlamı yoktu.
Dan’in olgunlaşmasının önemli bir kısmı, cevabını asla bilemeyeceği bir soruyla yaşamayı öğrenmesinde yatıyor. Bazı insanların bize neden yaklaştığını, neden uzaklaştığını, neden bizi hatırladığını veya neden bizi seçtiğini hiçbir zaman öğrenemiyoruz. Yetişkin olmak biraz da bütün bunlara rağmen yaşamaya devam edebilmek. Dan’in olgunlaşması bu nedenle bir cevap bulmasıyla değil, cevapsız kalmasıyla gerçekleşiyor.
Shiuli onunla konuşamıyor. Ona sevgi gösteremiyor. Ona bir gelecek vaat edemiyor. Dan’in yaptığı şeyin hiçbir getirisi yok. Tam da bu nedenle, bakım verme eylemi Dan’in hayatındaki ilk gerçek karşılıksız eylem haline geliyor.
Dan, Shiuli komadayken arkadaşlarının sinemaya gitmesine, eğlenmesine ve normal hayatlarına devam etmesine kızıyor. Onun gözünde bu bir ihanet. Çünkü onun açısından dünyada zaman durmuş durumda. Ama acı insanların zamanını eşit biçimde durdurmuyor. Hayat hiçbir zaman sonsuza kadar yas tutmuyor, akıyor.
Başlarda dünyadan Shiuli ile birlikte durmasını bekliyor. Sonra kendisi yaşamaya devam etmeyi öğreniyor. Ama devam etmek unutmak anlamına gelmiyor. Dan, Shiuli’yi sevmenin tek yolunun kendi hayatından vazgeçmek olmadığını öğreniyor.
“Sonbahar bittiğinde geriye sadece senin kokun ve rüzgarın kalıyor. Shiuli, Ekim ayı seni bekliyor. Çiçeklerin açtığı dağlar seni çağırıyor..."
“Shiuli" (Gece Yasemini), sonbaharda geceleri açıp şafak vakti dökülen, ömrü kısa ama kokusu kalıcı bir çiçektir. Bu çiçeğin yetiştiği ağaca, gün ışığıyla birlikte çiçeklerini döktüğü için hüzün ağacı denir. Filmde de bu çiçek doğrudan karakterin kaderiyle ilişkilendiriliyor.
Çiçek de Shiuli de düşüyor ve kısa süre yaşıyor. Çiçek ölüyor ama kokusu kalıyor. Shiuli de ölüyor ama Dan’in hayatında bıraktığı iz kalıyor. Bu yüzden finalde Dan’in Shiuli’nin çiçeğini alıp götürmesi sadece hatıra olarak bitkiyi saklamak değil. Kokunun kaybolmasına izin vermemek.
Ekim sadece bir ay değil. Bir eşik. Yazın bitip havanın değişmeye başladığı, doğanın yavaş yavaş geri çekildiği, kışın yaklaştığının hissedildiği bir dönem. Filmin kendisi de böyle bir eşik üzerine kurulu. Dan gençlik ile yetişkinlik arasında. Shiuli yaşam ile ölüm arasında. Aile umut ile kabulleniş arasında.
Bazı izleyiciler için film fazla yavaş. Ama film hastane zamanını taklit ediyor. Bu yüzden izlerken bazen hiçbir şey olmuyor hissine kapılıyoruz. Çünkü aslında Dan’in hayatında da uzun süre hiçbir şey olmuyor. Sadece bekliyor. Beklemek ise sinemada gösterilmesi en zor şeylerden biri. Bir insanın iki saat boyunca hastane sandalyesinde oturmasını izlemek kolay değil. Ama gerçek bakım emeği zaten böyledir. Sıkıcıdır, yorar ve çoğu zaman görünmezdir. Bu yüzden yavaş olması sadece estetik bir tercih değil. Hikayenin deneyimini seyirciye yaşatmanın bir yolu.
İnsanın bir başkasına hiçbir karşılık beklemeden iyi gelmesinin, bunun bazen kendisine bile açıklanamayacak kadar güçlü olmasının ve bazı insanların hayatımızdan çok kısa bir süre geçmesine rağmen bizde ömürlük bir değişiklik bırakmasının filmi.