"Kanlar içinde, neredeyse ölmek üzere olan bir kadın tarlalarda sürünerek ışıkları yanan bir çiftliğe varır. Bu çiftlikte Adam ve kardeşi Charles yaşamaktadır..." Netflix'in 7 bölümlük yeni mini dizisi "East of Eden", John Steinbeck’in aynı adlı romanının yeni bir uyarlaması olarak…devamı"Kanlar içinde, neredeyse ölmek üzere olan bir kadın tarlalarda sürünerek ışıkları yanan bir çiftliğe varır. Bu çiftlikte Adam ve kardeşi Charles yaşamaktadır..."
Netflix'in 7 bölümlük yeni mini dizisi "East of Eden", John Steinbeck’in aynı adlı romanının yeni bir uyarlaması olarak karşımıza çıkıyor. Dizinin yaratıcısı ve senaristi Zoe Kazan için bu projenin kişisel bir anlamı da var; çünkü 1955 yapımı ünlü sinema uyarlamasının yönetmeni kendi büyükbabası Elia Kazan'dı.
Dizide şiddetle erken yaşta tanışan ve büyüdükçe sevgi, güç ve hayatta kalma mücadeleleri veren üç çocuk görüyoruz: Adam, Charles ve Cathy. Bu yeni uyarlamanın en çok dikkat çeken yönü, Cathy karakterine getirdiği yeni bakış açısı. Steinbeck romanda Cathy'yi "eşi benzeri görülmemiş bir canavar" olarak tanımlarken, Zoe Kazan senaryosunda onu daha farklı ele alıyor ve anlamaya çalışıyor. Onu, sonsuz bir özgürlük ve güven arayışında olan, inatçı ve benmerkezli bir kadın olarak resmediyor.
Zaman çizelgesi açısından kitaba sadık kalan dizi, Amerikan İç Savaşı'nın bitiminden Birinci Dünya Savaşı'na kadar geçen süreci konu alıyor.
East of Eden'ın epik boyutu, sadece üç nesli kapsayan bir hikaye olmasından kaynaklanmıyor. Dizi, tıpkı romandaki gibi herkese hitap eden varoluşsal sorular soruyor. Bu sorular; çocukluktan yetişkinliğe, aydınlıktan karanlığa veya karanlıktan aydınlığa geçen karakterlerin değişimleri üzerinden izleyiciye başarıyla aktarılıyor.
Kitapta geniş yer bulan ahlaki ve felsefi temalar dizide biraz daha arka planda kalsa da "canavar"ın sıradan insanın içinde de var olduğu, kahraman ile anti-kahraman arasında net bir sınır bulunmadığı fikri detaylıca işleniyor. Özellikle "timshel" kavramı çok güzel aktarılmış. Yaratılış Kitabı'nda geçen ve "yapabilirsin" veya "muktedirsin" anlamına gelen İbranice bir kelime olan timshel, insanın kendi kaderini seçebileceğini vurgular. Yani insanlar geçmişlerine veya önceden belirlenmiş bir geleceğe mahkum değildir; her zaman kim olacakları ve ne yapacakları konusunda seçim yapma özgürlükleri vardır.
Oyunculuklara gelirsek:
Florence Pugh, erkek egemen, şiddet dolu bir dünyada finansal ve kişisel özgürlüğünü arayan son derece karmaşık ve manipülatif bir kadını mükemmel bir şekilde canlandırıyor. Mimiklerindeki belli belirsiz değişimler, anlam yüklü bakışlar ve beden diliyle kusursuz bir karakter oyunculuğu sergiliyor. Kariyerinin dönüm noktalarından biri bence.
Hoon Lee, Trask ailesinin Çinli hizmetkarı rolüyle diziye farklı bir boyut kazandırıyor. Eserin temel felsefesi olan timshel kavramını somutlaştıran ve çok dokunaklı bir performans sergileyen Lee, dizide beni en çok duygulandıran isim oldu. Çoğu sahnesinde gözlerim doldu diyebilirim.
Christopher Abbott ve Mike Faist de üvey kardeşler Adam ve Charles Trask rollerinde harika bir iş çıkarıyorlar. İkili, Kabil ve Habil hikayesinin nüanslarını ve baba sevgisi eksikliğinin yarattığı yıkımı ekrana kusursuz bir şekilde taşıyor.
Sonuç olarak East of Eden, bu yılın en iddialı ve en sürükleyici televizyon uyarlamalarından biri. Nesilleri aşan, güçlü bir destan.