Friedrich Schiller, Goethe ile birlikte Alman edebiyatının en önemli isimlerinden biri ve bu eserinde hayatı boyunca tutkuyla savunduğu özgürlük, adalet ve otoriteye karşı olan duruşunu yansıtıyor. Orijinal "Kabale und Liebe" ismiyle bilinen bu eser, yaptığım araştırmalara göre Türkçede "Hile ve…devamıFriedrich Schiller, Goethe ile birlikte Alman edebiyatının en önemli isimlerinden biri ve bu eserinde hayatı boyunca tutkuyla savunduğu özgürlük, adalet ve otoriteye karşı olan duruşunu yansıtıyor.
Orijinal "Kabale und Liebe" ismiyle bilinen bu eser, yaptığım araştırmalara göre Türkçede "Hile ve Sevgi", "Aşk ve Entrikalar" ve Osmanlı dönemindeki ilk çevirilerinde ise "Hüd’a ve Aşk" gibi farkli isimlerle yayınlandığını öğrendim.
Aşk üzerinden başlayıp sınıf farklarına ve güç ilişkilerine kadar uzanan bu trajedi, insanların kendi hayatları hakkında karar verme özgürlüğü ellerinden alındığında ne kadar çaresiz kalabileceğini net bir şekilde gösteriyor. Bu yüzden yaşananların trajedisi de sadece birbirini seven iki insanın kavuşamamasından değil, içinde bulundukları düzenin onları savunmasız ve büyük bir kaos içinde bırakmasından kaynaklanıyor.
Ferdinand ve Luise hikâyeye zaten birbirlerine aşık iki insan olarak giriyor. Bu yüzden eserde asıl mesele onların birbirlerini sevip sevmedikleri ya da nasil aşık oldukları değil, bu aşkın önüne çıkan engeller ve entrikalar. Birbirlerini gerçekten severken, etraflarındaki insanların neredeyse tamamı bu ilişkiye kendi çıkarları veya korkuları üzerinden yaklaşıyor. Bu yüzden karakterlerin çoğu tamamen iyi veya tamamen kötü olmaktan ziyade, içinde bulundukları düzenin onlara biçtiği role göre hareket ediyor.
Bir karakter hariç, Wurm. Hani “götünde kurt mu var?” diye yerinde duramayan, sürekli hareket eden ve bir türlü sakinleşemeyen kişilere söylenen bir deyim var ya, işte Wurm karakteri tam olarak insanları o hâle getiren o deyimdeki kurt/kurtçuk. İsmi de boşuna Wurm değil, Almancada "kurt/kurtçuk" anlamına geliyor. Güzelim elmanın içine girip her şeyi içeriden kemiriyor, sonra da elmayı çürümeye bırakıyor. Schiller de, tabiri caizse, bu lavuğu öyle bir yazmış ki okurken adama uyuz olmamak elde değil.
Genelinde okurken olayların nasıl geliştiğini sadece takip etmiyor, sanki sahnenin içindeymişsin gibi hissediyorsunuz. Karakterlerin ne hissettiğini, konuşurken nasıl bir ses tonuyla söylediklerini ve birbirlerine nasıl baktıklarını bile kafanızda kolayca canlandırabiliyorsunuz. Özellikle öfke, korku, çaresizlik veya kıskançlık gibi duyguların olduğu sahnelerde karakterlerin ne halde olduğunu anlamak için çok fazla uğraşmanıza gerek kalmıyor.
Almanca versiyonunu okumak zor gelmedi. Dil eski ve fazlasıyla teatral olsa da özellikle diyaloglar sayesinde genel olarak akıcı gidiyor. Sadece bazı cümlelerde Schiller’in ne demek istediğini anlamak için bir kez daha okumak gerekiyor. Türkçe versiyonunun sadeleştirilmiş ve okumasının daha kolay olduğunu düşünüyorum.
Trajedileri sevenlere ve Alman klasiklerine ya da edebiyata ilgi duyanlara kesinlikle tavsiye ederim.