🌅 “On üç yaşlarında iken bir mesele kalbime geldi. Ailemden, bu meseleyi öğrenmek için beni Basra'ya göndermelerini istedim. Derken Basra'ya geldim ve âlimlere o meseleyi sordum. Ancak şifa verici bir cevap alamadım. Sonra Abadan'a gittim. Orada Ebu Habib Hamza adında…devamı🌅
“On üç yaşlarında iken bir mesele kalbime geldi. Ailemden, bu meseleyi öğrenmek için beni Basra'ya göndermelerini istedim. Derken Basra'ya geldim ve âlimlere o meseleyi sordum. Ancak şifa verici bir cevap alamadım. Sonra Abadan'a gittim. Orada Ebu Habib Hamza adında bir zât vardı. Ona bu meseleyi sorduğumda bana cevap verdi. Bir müddet onun yanında kalıp sohbetlerinden istifade ettim ve ondan terbiye aldım. Sonra Tuster’e döndüm.”
🔸Soru sormak kadar sorgulamak kadar normal bir şey yok. Fakat cevabı aramak herkesin harcı değil; cevabı sabırla beklemek ya da yeri geldiğinde cevabı kavrayabilecek bir seviyede olmadığını kabul etmek, herkesin harcı değil.
Bazı cevapların ahirete kalacağını ya da bazı cevaplara ulaşmanın herkese nasip olmayacağını kabul edip anlamak da yine ayrı bir konu.
Ama genelde arayan bulur.
Hiç durmadan, inanarak güvenerek arayan...
“O halde bahsedilenlerle senin de bildiğin gibi güzel ahlakı kazanmak riyazetle mümkün olur. Riyazet, kişide mizaç oluncaya kadar fiillerinde kendisini zorlamasıdır. Bu da kalp ile organlar arasında –yani ruh ile beden arasında– şaşırtıcı bir münasebetin neticesidir. Kalpte tecelli eden her sıfat organlarda ma’kes bulur. Hatta öyle ki; organlar, kalpte bulunan o sıfatlardan kati olarak farklı hareket edemezler. Organlarda görülen hareketler kalbin izini taşır. Bir misal ile bunu şöyle açıklayalım: Bir kimse güzel yazı yazma konusunda mahir olmak isterse –ki bu güzel yazı yazma hususu onun kalbinde bir sıfattır– takip etmesi gereken yol, usta kâtibin yaptığı gibi eliyle yazmak, uzun süre pratiğe dökmek ve güzel yazıları taklit etmektir. Böylece nefsini zorlayarak kendisini kâtibe benzetir. Sonrasında ise bu işe devam ettiği için kâtiplik kendisine yerleşir ve daha önceden zorlayarak hâsıl olan kâtiplik, bu defa tabii olarak kendisinde bir hâl şeklinde mevcut olur. Başlangıçta zorlama ile idi; bu zorlama ile kalbe bir sinyal gönderildi ve sonrasında ise tesiri kalpten organlara indi. Neticede güzel yazı yazmak mizaç haline geldi.”
🔸Hat sanatıyla ilgili düşünüyordum. Bütün eserler çok güzel ve etkileyici. Belki inanmayan birinin ilgisini çekip onu dine yönlendirebilecek kadar. Aynı zamanda ayetleri yazmak tabi ki çok güzel bir şey.
Fakat ayetler zaten oldukları haliyle değerliler. Yani rastgele bir kalem alıp yazsak yine değerli bir şey yapmış olacağız.
Ama hat sanatıyla ilgilenenler bilir: Zaman içersinde sürekli geliştirilmiş. Farklı ve zor yazı çeşitleri var. Binbir güçlükle kamış kalemi kullanmayı öğrenip bir yazı türünü layıkıyla yazmak konusunda muvaffak olunsa bile bir sonraki yazı çeşidi var daha öğrenilecek ve hatta daha da zor olan.
Sonra ben de bu sanatı hep sevmiş olmamın gerçeğiyle bir noktada düşündüm, sorgulamaya başladım.
Ayetleri sanatlı bir şekilde yazmanın mantığı nedir diye?
Bu kadar uğraş, bu kadar çaba nedendir, normal şekilde yazılsaydı ne olurdu; ayet değerinden bir şey mi kaybedecekti sanki diye... Aklıma sorular üşüştü.
Bazı hikmetlerini araştırıp öğrenmiştim. Ve çok iyi biliyordum ki daha fazlası vardı. Ve bu sorunun da bir cevabı vardı.
Zaman geçtikten sonra bu kitaptaki bu bölümde cevabımı bulmuş oldum. Kısaca, bütün bu hat yolculuğu nefis terbiyesi içinmiş. Ölçüsüne kadar dikkat etmek zorunda olarak, her bir harfin şekli ve biçimi için uğraşırken nefsine sabretmeyi, çabalamayı ve daha bir çok şeyi öğretiyorsun. Kamış kalemi yontarken kendi nefsimizi de yonttuğumuzu biliyordum. Ama yazarken bile; o beceriksizce gelişigüzel meşklerimizden mükemmelliğe ulaşmayı arzularken zaten nefsimize öyle olmayı öğrettiğimizi bilmiyordum.
Yani aradığım cevap tam olarak buydu.
🔸Bu kitapta mantığıma uymayan, sorguladığım bir bölüm vardı. Yalnızca bir bölüm.
Çocukların terbiyesiyle ilgili ebeveynlere yapılan bir tavsiyedeydi bu bölüm. Bunu üç şeye bağladım: Zaman içerisinde değişime uğrayan çeviri ihtimali; dönemsel farklılıktan doğan uyuşmama hali, yahut Gazâlî’nin de bir insan olması gerçeği üzerine hata yapabilmiş olma ihtimali.
Üç ihtimal de bana mantıklı görünüyor.
Ama bu herhangi bir sorun teşkil etmiyor.
Çünkü bu eserler çok değerli ve faydalılar.
İstifade etmek isteyen herkese okumak nasip olur umarım.
🍂