Tom Holland’a Spider-Man olmak bu filmde ayrı yakışmış; kaslanmış, çok da nefis olmuş. Saçı, yüzü, başı, son bıraktığım halinden sonra bayağı olgunlaşmış hissettirdi. Kendi serisinin en iyi filmiydi, kostümü de bence giydiği en güzel kostümdü. No Way Home’dan sonra Stark…devamıTom Holland’a Spider-Man olmak bu filmde ayrı yakışmış; kaslanmış, çok da nefis olmuş. Saçı, yüzü, başı, son bıraktığım halinden sonra bayağı olgunlaşmış hissettirdi. Kendi serisinin en iyi filmiydi, kostümü de bence giydiği en güzel kostümdü. No Way Home’dan sonra Stark teknolojisinden arınmış, perperişan bir Spider-Man görmek istiyordum.
İstediğimi hem verebilmişler hem de verememişler. Evet depresyonda, daha olgun ve yalnız bir halde olabilir ama kira ödeme, iş bulma gibi sıkıntıları hala hiç yok. Teknolojiden eksik kalmamış. Nereden buldu acaba o kadar monitörü? En son öylece herkes tarafından unutulmuş bir haldeydi. Tony kenara köşeye para bırakmış herhalde.
Bir de MJ ile Ned ile olan hikaye artık doyurdu gibi hissediyorum, yeni bir soluğa ihtiyaç var. Bu noktada Gwen ve Harry karakterlerini artık görmek isterdim.
Filmi izlerken çok eğlendiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Senaryoda aksaklıklar olsa da geçiş filmi ve Jean Grey’in evrene tanıtılışı gözüyle bakıyorum. Yakın bir zamanda tekrar izlemek istiyorum. Yeni izlemenin hype’ı ile belki abartıyor olabilirim ama live-action olarak favorilerimde ikinci sıraya yerleşti. Sinematografisi, müzikleri şahaneydi. Frank Castle ile beni tanıştıran film olduğunu utanarak söylüyorum; Peter ile aralarındaki uyumu sevdim. Aynı şekilde Jean ile Peter’ın ilişkisinde de güzel bir uyum yakalamışlar. Ship olarak yükselemedim onu söyleyeyim, bana abi-kardeş gibi hissettirdiler.
Sadie’nin Jean olması bana iyi hissettiriyor, acilen Cyclops ile ikisini görmek istiyorum. Yelena’nın "big potato stuff, small potato stuff" sahnesini çok görüyordum bence tatlı bir sahne. Yelena karakterini bayağı seviyorum şu sıralar, belki ileride ilk beşime bile girer. Anlayabilmek için daha fazla projede izlemem gerekiyor.
Genel Spider-Man maratonumun bitmesi üzerine de bir kaç şey söylemek istiyorum:
Tobey ile Andrew’nun Spiderman'ini Marvel’ı izlemeden hemen önce izlemiştim, üzerinden biraz zaman geçti. Şöyle bir oturdum, düşündüm. Benim en sevdiğim live-action Spider Man filmi Spider-Man 2, bu değişmedi. Evet, çocukken çok seviyordum. Evet, nostalji delisiyim. Evet, çilekeş Peter severim. Evet, Doctor Octopus spiderman’in karşısına çıkmış en iyi villain. En sevdiğim de hâlâ Tobey’nin Spider-Man’i. Çocukken izlediğim haliyle daha özel ve güzel hatırlıyordum izleyince hatırladığım kadar iyi olmadığını gördüm ama yine de benim için yeri çok başka. İçinizden beni "nostalji gözünü kör etmiş" diye yargılayabilirsiniz, suçlamaları kabul ediyorum.
Yine de Tom’un Spider-Man’i kafamı karıştırmaya başladı. Bundan sonrasında kendi serüvenine noktayı güzel bir şekilde koyarsa zirveye oturabilir. Benim için ikinci sırada ama birincilik koltuğuna tutunuyor, tamamen gelecekteki işlerine bağlı. Umarım bu fırsatı iyi değerlendiriler.
Ve benim en az sevdiğim TASM serisi, özür dilerim herkes çok seviyor biliyorum. Oradaki çift çok iyi, kabul ediyorum ama yeterli değil. Andrew’u izlerken hiç Peter Parker gözüyle bakamadım. Örümcek Adam’ı iyiydi, kabul ama çok yarım kalmışlık hissi var.
Tobey beni nostaljiden yakalıyor,
Tom Holland güncelliğinden yakalıyor;
Andrew’da ise öylece ortada kalakaldı, ortanca çocuk dramı...
Yukarıdaki yorumum live-action içindi. Hepsinden öte Spider-Verse serisi var; en sevdiğim Örümcek Adam tabii ki Miles Morales🕷
Şimdi Miles’a bir paragraf övgü döşerdim ama hastayım, yazdıkça kafamdaki ağrı da arttı. Zaten reviewu da tam istediğim gibi yazamadım, belki burayı sonra güncellerim.