お前はここへ何をしに来た? 曇りなき眼で見定め、決める。 400. filmim için özel bir tercih yapmak istiyordum. Sonrasında aklıma uzun zamandır Ghibli filmlerinden uzak kaldığım geldi. En son 2025'in son filmi olarak Howl's Moving Castle izlemiştim; üzerinden on ay geçmiş. Bu kadar süre ayrı kalmamın sebebi, Ghibli…devamıお前はここへ何をしに来た?
曇りなき眼で見定め、決める。
400. filmim için özel bir tercih yapmak istiyordum. Sonrasında aklıma uzun zamandır Ghibli filmlerinden uzak kaldığım geldi. En son 2025'in son filmi olarak Howl's Moving Castle izlemiştim; üzerinden on ay geçmiş. Bu kadar süre ayrı kalmamın sebebi, Ghibli filmlerini kendi adıma bir "ödül" olarak saklama tercihim. İzlemek için bir bahane bulmam gerekiyor bazen. Acaba fazla mı anlam yüklüyorum diye düşünüyorum ama Studio Ghibli'nin huzur veren, iyileştirici bir yanı var. Özellikle Ghibli'nin öncü temsilcisi Hayao Miyazaki'nin o masalsı dünyasını bir çırpıda tüketmektense, o anları eşsiz kılan günlere ihtiyaç duyuyorum.
Ghibli filmlerinde en hayran olduğum şey; karakterleri iyi veya kötü üzerinden anlatmak yerine, hikayeyi çıkarların çatışması üzerine kurması. Filmde, doğa ve insan arasında yüzyıllar boyunca süregelen, kazanması güç bir mücadele anlatılıyor. Bunu iyi ve kötü taraf olarak keskin sınırlar çizerek değil, aksine iki tarafın da perspektifini göstererek yapıyor.
Lady Eboshi doğaya zarar veriyor ama bunu kötü birisi olduğu için değil, refah içinde yaşamak için yapıyor. İnsanoğlu var olduğu tarihten bu yana gelişmeye, kendini korumaya ve refah seviyesini yükseltmeye çalışmıştır. Eboshi'nin hayat kadınlarına iş gücü vermesi, cüzzam hastalarına sahip çıkıp onları topluma kazandırması, halkını koruyup onlara liderlik yapması onu beklediğimiz gibi güce sahip olmaya çalışan saf bir kötü olmaktan çıkarıyor. İnsanlar onun için çalışıyor ve onu koruyor; bu bir zorunluluktan değil, ona duydukları saygı ve sevgiden kaynaklanıyor.
San ise doğanın insanlara öfkesinin temsilcisi. Daha bebekken annesi ve babası tarafından Tanrı Moro'nun önüne atılmış ve bir kurt olarak büyütülmüş. Her ne kadar kendini kurt olarak tanımlasa da insan bedeninde insan doğasını taşımakta. Bu durum onun, tam ait olamadığı iki dünya arasında sıkışmasına sebep oluyor:
"O benim zavallı, çirkin ve güzel kızım; ne bir kurt ne de bir insan."
Filmin kapağından ve isminden dolayı ben başrolün Prenses Mononoke adlı bir kız olduğu yanılgısına düşmüştüm fakat burada hikayeyi gözünden gördüğümüz kişi posterdeki kız, yani San değil. Hatta Mononoke isimli bir karakter bile yok.
Mononoke, Japoncada intikamcı ruh anlamına geliyor. Buradaki mononoke sadece San değil; doğa için intikam isteyen, nefret ve kine bürünmüş, lanetlenmiş tanrılar Nago ve Okkoto da dahil.
İki tarafı da dinleyen, onların haklı taraflarını gören bir karakterimiz daha var. İki dünya arasındaki köprü: Ashitaka.
Ashitaka yolculuğa çıkan asıl kahramanımız. Onların savaşmalarını değil, birlikte yaşamalarının bir yolunu bulmalarını istiyor. Filmi onun gözünden izlemek iki tarafı da berrak bir şekilde görebilmemizi sağlıyor. San ya da Lady Eboshi'nin ana karakter olduğu bir durumda hikaye bu kadar etkileyici ve gerçekçi olmazdı.
Ashitaka benim için çok özel bir karakter oldu, sanırım favori Ghibli erkek karakterim diyebilirim. Hayao Miyazaki'nin romantik ilişkileri hikayeye yedirişine ve işleyişine çok hayranım. Burada da San ile Ashitaka arasındaki ilişki beni çok etkiledi. Özellikle sonunda birbirlerini değiştirmeye çalışmadan, oldukları gibi kabul etmeleri...😭 Mesafeli ama kopamayacak bir bağa sahip olmaları içimde buruk bir his bıraktı
Sonuç olarak kazanan bir taraf yok, insanoğlu ne yaparsa yapsın eninde sonunda doğa kendi yolunu buluyor.
"Doğa ile savaş halindeyiz, kazanırsak kaybedeceğiz."
共に生きよう。