Spoiler içeriyor
Sonunda diziyi bitirdim ama o kadar sinirliyim ki anlatamam. Dizi bitince ve Red John'u bulunca biraz rahatlarım sandım ama aksine daha çok sinirlendim yani şöyle söyleyeyim Red John'u bulamamaları bile sorun değildi en azından bir amaç vardı ve katilin kim…devamıSonunda diziyi bitirdim ama o kadar sinirliyim ki anlatamam. Dizi bitince ve Red John'u bulunca biraz rahatlarım sandım ama aksine daha çok sinirlendim yani şöyle söyleyeyim Red John'u bulamamaları bile sorun değildi en azından bir amaç vardı ve katilin kim olduğunu öğrenecektik diye izliyorduk. Kim olduğu derken isim olarak değil gerçekten kim olduğunu öğreniriz sanıyordum ama öylesine bir karakteri Red John diye tanıtıp tüm dosyaları kapattılar. Bu kişi neden seri katil, bunca şeyi nasıl yapabilmiş niçin yapmış, nasıl bir psikolojisi varmış falan hiç anlatılmadı ve açıkçası bu beni çok sinirlendirdi.
Gerçi şu an düşününce ki gerçekten şu an düşündüm bunu, bir seri katili benim olmasını istediğim gibi anlatıp üstüne adamın psikolojisine inselerdi muhtemelen onu sempatik gösteren ve idealize eden fanların olma ihtimali vardı bunun önüne geçmek için sıradan bir insanı hatta aciz ve bir iki takdir alabilmek için merhamet dileyen bir adamı Red John olarak gösterdiler. Böyle olduğunu ümit ediyorum yoksa yine sinirleneceğim.
Yaani tatmin olabildim mi dersem pek sayılmaz hatta bu diziyi öve öve bitiremeyenleri dövmek istiyorum. Büyük bir beklentiyle izlemiştim ki birkaç gündür günümün büyük bir kısmı bu diziyi izlemekle geçiyordu Red John'u öğrenmeden önce merakla, öğrendikten sonra da bitsin artık kurtulayım düşüncesiyle.
Aslında bir şey diyeyim mi son ana kadar ümidim vardı mesela son bölümlerde gerilim biraz arttı ve yeni bir seri katil vakası ortaya çıktı ya işte ben o sırada şöyle düşündüm; Red John ortalık durulsun diye gerçekten o olduğunu düşündürecek bir adamı ortaya attı ve yöntemini değiştirip yeniden insanları öldürmeye başladı. İşte en sonunda da ben bitti demeden oyun bitmez deyip ya teslim olacak ya da kendini öldürecekti falan. Off böyle bir son yazılsaydı var ya bu dizi bir süreliğine favorilerimden de öte bir dizi kategorisine girebilirdi.
O zaman bu diziyi öve öve bitiremezdim ama şu an sıradan bir dizi kategorisinde maalesef. Kötü değil aslında bence çok da güzel ama bir süre sonra bayıyor. Karakterleri çok sevdim, işlenişi de güzeldi yani benim gibi üst üste yüz bölüm izlemeyen, yayınlandığı dönemde haftalık izleyen biri için güzel ve kaliteli bir diziydi hatta her bölümün Red John ile alakalı olmaması, bazen farklı olaylar izlememiz, karakter gelişimleri açısından da mantıklıydı aslında daa.. Dediğim gibi pek tatmin eden bir son değildi.
Bu arada CBI > FBI diyebilir miyiz?
FBI'a geçtikten sonraki o soğuk atmosfer içimi o kadar daralttı ki hem yeni karakterler gelmişti, onlara alışmaya çalışıyorduk hem de görsel olarak kasvetli ve ciddi bir ortam sunmaya çalışmışlardı yani gerek var mıydı böyle bir şeye bilmiyorum ama uzatmalara oynayıp Patrick ile Lisbon'u birleştirmeyi hedeflemişlerdi sanki başka kayda alınacak bir olay yaşanmadı diye hatırlıyorum. CBI zamanı daha sıcak ve sempatik bir ortam vardı o bölümleri özlemiyor değilim.
...
Şimdi en sevdiğim kısımdan devam edeceğim tabiki de karakterler hakkındaki düşüncelerimi teker teker anlatacağım.
Öncelikle Patrick Jane:
Patrick Jane ile tek ortak noktamız ikimizin de çaykolik olması galiba. Turkuaz fincanı hala aklımın bir köşesinde, o fincandan alıp vibelamak istiyorum.
Patrick hem sinir olduğum hem de sempatik bulduğum bir karakterdi. Muhtemelen gerçek hayatta böyle birine denk gelsem aşşıırııı nefret ederdim ama izleyince sempatik ve komikti. Bazı olaylarda hata yaptığını fark ediyordu ama sürekli haklı çıkması ve insanları görür görmez sicilini çıkarması fazla yapay duruyordu yaa.
Bu karakter yüzünden anksiyetem bile artmış olabilir çünkü her an biri cebimden bir şey alacak gibi hissediyorum ya da tüm gün acaba Jane burada olsaydı bu yaptığım hareketten ne çıkarırdı, dolabı dağınık bıraksam benim hakkımda ne düşünürdü, bunu tutuş şeklim ne anlama gelirdi diye düşünüp duruyorum. Kısacası psikolojimi bozdu.
Tabi bazen çok tatlı olabiliyordu ama favorim değil çünkü dizinin yarısında sevdiysem yarısında da sinir oldum. Fazla bencil bir karakterdi bence özellikle de Lisbon'a karşı.
Lisbon'u da seviyordum yaa bence iyi bir patrondu. İlk sezonda çok soğuk gelse de sonradan alıştım galiba. Kuralları hayatının bir parçası yapmış ki genel olarak diğer ajanlar da öyleydi ama Teresa bunu daha çok önemsiyordu ona rağmen kuralların k'siyle bile ilgilenmeyen Jane' e aşık olması cabası. Her ne kadar mutlu son olsun diye çabalamış olsalar da ben aralarında aşk değil de birbirini önemseyen iki arkadaş olsunlar isterdim. Yani kavuşamamış olsalardı daha anlamlı olurdu sanki. Böyle deyince kendimi kötü hissettim ama izlediyseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Lisbon'un Cho ile ilişkisi çok tatlıydı bence, yanlış hatırlamıyorsam gelinlik bakamaya Cho'yu çağırmıştı o sahneyi izledikten sonra keşke bu tarz sahneler daha çok olsaydı diye düşünmüştüm. Cho karakteri favorim bu arada, hem çok ciddiydi hem de doğrucu Davut'tu ve komik olma gibi bir amacı olmasa bile komikti. Gerçi Rigsby ile de iyi bir ikiliydi onu da unutmayayım gülerek izliyordum onların da sahnelerini. Geçmişini keşke daha detaylı işleselerdi ya merak ediyordum.
Ve bir türlü normal bir aşk hayatı yaşatmadılar adama ya son sezonda Vega'yı getirdiler ama sanki kimle partner yapacaklarını bilemedikleri için öldürdüler gibi hissettim çünkü Cho'yla mı yoksa Wylie ile mi eş olacak bilemedik. Aslında dizide en sevdiğim kısım aşk çatışması yaşatmamaları ya da ekipteki herkesin birbiriyle sevgili olmaması galiba. O kadar özlediğim bir durum ki artık gerçekçiliği de kalmıyor bu durumun. Dizilerde iki kadın bir erkek ya da tam tersi bir durumda aşk üçgeni yapmaya çalışıyorlar artık gına geldi bu durumdan. Neyse ki bu dizide böyle bir şey yoktu rahat rahat izledik.
Rigsby ve Van Pelt de sevdiğim karakterlerdendi ama bu konuda bir şey demek istiyorum Van Pelt'i Rigsby ile tekrar sevgili yapabilmek için FBI'daki ajanı casus ilan etmek çok kötü bir seçenekti yaa ben de tıpkı Grace gibi ona inanmıştım ve hatta yakıştırıyordum da zorlama olmuştu biraz. Yani bu durumun tek olumlu tarafı Grace'nin o dobra tavırları olmuştu bence, onun o halini izlemek keyifliydi. Rigsby için de bu durumun tam tersini söyleyeceğim Sera ne alakaydı? Hani Van Pelt'i seviyordun düğünden önce ona itiraf etmemiş miydin niye Sera ile çocuk yaptın? Üstelik Sera'ya evlenme teklifi ediyor ama kadın "Yok, ben bu durumda evlenmeyeceğim benimle zorunda olduğun için evlenme" diyor ona bile itiraz etmiyor, erkek aklı işte.
Ay aklımda o kadar çok kişi var ki her birini tek tek anlatsam upuzun bir paragraf olur galiba. Wylie'yi de çok sevdim bence o da diziye renk katmıştı yani en azından FBI'ın o soğuk atmosferini biraz dengeliyordu.
...
Beklentim fazlaydı eksik kalan çok şey vardı sanki ya da geçiştirilen çok konu oldu bu yüzden beklentimin altında bir dizi oldu ama güzeldi bence. Bir ara o kadar akıcı ilerliyordu ki ekran başından kalkmak istemiyordum ama bazen de çok durağandı.
Yani her bölüm farklı bir cinayet çözmeye çalışmak heyecan vericiydi ki asla katil olduğunu düşündüğüm insanlar katil çıkmıyordu benden dedektif falan olmazmış anlamış oldum.
Karakterleri sevdim şu an bile başka bir cinayet vakası çözmeye çalışsalar hiç sıkılmadan izlerim ama bir şey diyeyim mi artık cinayet görmek istemiyorum galiba. O kadar çok cinayet vakası gördüm ki artık oyun gibi gelemeye başladı halbuki çok korkunç bir şey.
Bi süre kafama reset atmam gerekecek galiba.
Diziyi izleyin ama çok öven birini görürseniz onu dikkate almayın tavsiyedir.