"Mutsuzluk. Dünyada her türden mutsuz insan vardı, hatta sanırım sadece mutsuz insanlarla dolu olduğunu söylemek abartıya kaçmaz. Ama onların mutsuzluğu "toplum"la utanmadan sıkılmadan kavgasını edebilecekleri türdendi, toplum da karşılığında bu mutsuzluğa anlayış gösteriyordu. Öte yandan, benim mutsuzluğum, bütünüyle benim kendi…devamı"Mutsuzluk. Dünyada her türden mutsuz insan vardı, hatta sanırım sadece mutsuz insanlarla dolu olduğunu söylemek abartıya kaçmaz. Ama onların mutsuzluğu "toplum"la utanmadan sıkılmadan kavgasını edebilecekleri türdendi, toplum da karşılığında bu mutsuzluğa anlayış gösteriyordu. Öte yandan, benim mutsuzluğum, bütünüyle benim kendi suçumdu ve mutsuzluğumun kavgasını edebileceğim kimse yoktu. Sesimi çıkarıp en ufak bir itirazda bulunmaya kalksam benimle alay edecek, cüretime afallayacak sadece Hirame değil, bütün toplum olacaktı. "Bencil" dedikleri şey miydim sadece, yoksa tam aksine iradesiz miydim? Kendim de bilmiyordum. Yalnızca kendini daha mutsuz etmeyi becerebilen ve nasıl duyabileceği hakkında hiç fikri olmayan bir demet suçluluktan ibarettim."
...
Kitaba başladığımda neredeyse tüm güne yayılan bir elektrik kesintisi olmuştu ve zaten gelir, en fazla ne kadar kesinti olabilir ki diyerek kalan son şarjımı da tüketmiştim. Eskiden elektrik kesintileri hoşuma gidiyordu çünkü gözlerimin bir süre sonra alıştığı o zifiri karanlıkta ya düşünüyordum, hayaller kuruyordum ya da evdekilerle sohbet ediyorduk falan eğlenceli oluyordu. Şimdi ikisine de tahammülüm yok sohbetleri sarmıyor daha doğrusu cevabını vermeyeceğim sorular sordukları için artık dinlememeyi tercih ediyorum ve belirsizliklerle dolu geleceğimi düşünmek bile istemiyorum. O yüzden daha fazla kendimle baş başa kalmamak adına mum ışığında bu kitabı okumaya başladım evet, gerçekten mum ışığında okudum hatta ileride çocuklarım kitap okumazsa eğer "Ben mum ışığında bile kitap okuyordum siz çok şımarıksınız!" diyeceğim. Okurken bunu da düşünmüştüm. Neyse. İlk başlarda, mum ışığında okuduğum sıralarda kitap çok sardı hatta karakterle biraz özdeşleştirdim kendimi. Tıpatıp aynı şeyleri düşünmüyoruz tabi ama empati kurduğumda neler hissettiklerini anlayabildim ve üzüldüm ona, ama kitabı bitirdiğimde gördüğüm karakter bambaşka bir karaktermiş gibi hissettim. Farkının ne olduğunu daha çözemedim ama çocuk olduğunu düşündüğüm bir karakterin bu şekilde hayata yabancılaşması ve hissettikleri en basiti soytarılıkların bile kendince bir sebebinin olması beni karaktere yakınlaştırmıştı, yardıma muhtaç bir çocuk görüyordum fakat sonrasında kurduğu ilişkiler, yaptıkları karakterle arama duvarlar ördü sanki. Yine yardıma muhtaçtı ama bilmiyorum ön yargısal düşünceler burada devreye giriyor sanırım. Karaktere karşı empati kurduğum kadar karşısındaki kadınlara karşı da kurmaya çalıştım galiba onun etkisi de olabilir.
Ama yine de ana karaktere yüklenmeyeceğim çünkü yaşıyor olsaydı ve böyle düşündüğümü bilseydi kendini daha kötü hissederdi muhtemelen.
Gerçi bir yandan karakterin neden böyle olduğunu da anlayabiliyorum nasıl anladığımı kelimelerle ifade edemiyorum ama anlayabiliyorum. Amaçsızlık mı desem, anlam arayışı mı ya da bir arayışın olmaması mı bilmiyorum kelimelerle ifade edemem ama karakterin sorununun o tarz bir şey olduğunu düşünüyorum ve çevresindeki insanların kötü olmasının da bir etkisinin olduğunu düşünüyorum. Şans sadece zengin aristokrat bir ailede doğmakla olmuyor maalesef.
...
Osamu Dazai'nin intihar girişimlerini az çok duymuştum bu yüzden neler hissettiğini merak ediyordum. Bu yüzden bu kitap yazarın düşüncelerine biraz ışık tutmuş gibi hissettim sevdim sanırım. Gerçi otobiyografik olarak anılıyor mu bilmiyorum ama düşüncelerini yansıttığını düşünüyorum.
Bir de konudan bağımsız olacak biraz, bu aralar sürekli bir şeyler tüketmek istiyorum bunun psikolojideki karşılığı ne bilmiyorum ama iki dk boş duracağım diye ödüm kopuyor. Ya temizlik yapıyorum ya kitap okuyorum ya bir şeyler seyrediyorum.. Müzik dinleme işini biraz geri plana attım ama zaman zaman onu da dinliyorum. Yani hayatımın başrolü olma işini bir süreliğine bıraktım. Ne zaman gökyüzüne bakıp bulutları seyrettiğimi ya da dışarıdaki o kuş cıvıltılarını dinlediğimi hatırlamıyorum, belli etmiyorum ama yaşadığım yer beni boğuyormuş gibi hissediyorum ama insanlar tarafından "bu kız da evden çıkmıyor, insan sevmiyor" diye anılıyorum. Çünkü evde ne kadar boğuluyorsam dışarı çıktığımda bunu bir iki katı daha fazla boğuluyorum. Sanırım insanın iç huzuru olmadığı zaman genel olarak boğuluyor.
Neysee güzeldi bence, sevdim tavsiye edilir.