Geçsin yıllar uzun uzun, "Vatan mahzun, ben mahzun" İşte Sensiz herşey hazin... Nasıl damarı yollarda donakalmıştı milletin, Kalbi duruveren kan gibi, Nasıl yanmıştı yurt cayır-cayır, Yıldırım düşmüş bir orman gibi... Dün, yıllardan sonra yine, Öylesine kesildi dermanım, Öylesine donakaldı kanım,…devamıGeçsin yıllar uzun uzun,
"Vatan mahzun, ben mahzun"
İşte Sensiz herşey hazin...
Nasıl damarı yollarda donakalmıştı milletin,
Kalbi duruveren kan gibi,
Nasıl yanmıştı yurt cayır-cayır,
Yıldırım düşmüş bir orman gibi...
Dün, yıllardan sonra yine,
Öylesine kesildi dermanım,
Öylesine donakaldı kanım,
Öylesine tutuştu içim geceleyin,
Karşıma çıktı bir dağ gibi yüceliğin.
Sensiz bir yerimiz hâla kanıyor,
Her yıl yeni baştan vurulmuş gibi,
Toprağa bulanmış çabalanıyor,
Kartal pençesinden düşen kuş gibi,
Güzel ellerinden kurtulan her şey...
Sen gittin "hulus bitti" dediler,
Bir "riya devri" geldi Atam,
Yaranmak olsa bile, ah
Sana yaranmak güzeldi Atam.
Mıkık ruhlar dik görünür,
Softalar laik görülür,
Tilkiler geyik görülür,
Salapuryalar kayık.
Başladı Senden sonra,
Bir fikir eserati ki, sorma -
Söylene dursun bol bol hürriyet lafı-
Halka yaranacağım diye,
Ömründe abdest almayan oldu sofu,
Bir teşebbüs-ü şahsidir kattı sözüne,
Sosyalistten öte devletçi,
Girebilmek için tüccar gözüne!
Matbuatın tutmadığı şeyi söylemek yasak!
"Başlıyor-başladı-başlayacak"
Bütün Dünya deseler de yok seyircisi,
Memleket bir açık hava sahnesi,
Kimimizin kolu yorgun,
Kimimizin kısık sesi,
Ama hepimizde makyaj tamam,
Adapte bir melo-dram: DEMOKRASİ!..
Behçet Kemal Çağlar
Kara gözlerindeki umut Siyah saçları kadar karamsardı ve kadere küsmüştü O, bir kere Sevgiyi öldürdü diye... Sanki ona uzanan ellerde Keskin bir bıçak Ha vurdu ha vuracak Bu, benim karanlıklarım, Bu benim sırlarım diyor hep Bir gün gelecek Şefkatle kollarına…devamıKara gözlerindeki umut
Siyah saçları kadar karamsardı
ve kadere küsmüştü O, bir kere
Sevgiyi öldürdü diye...
Sanki ona uzanan ellerde
Keskin bir bıçak
Ha vurdu ha vuracak
Bu, benim karanlıklarım,
Bu benim sırlarım diyor hep
Bir gün gelecek
Şefkatle kollarına saracaklar...
Asılsız sevgilerdi onu yıkan aslında
Umutları umduğu gibi çıkmamış
Beklentileri hep korkuları olmuş
Sanki bütün hayatı,
Kupkuru bir odadaymış kopamadıklarıyla...
Gülüşleri bir sigara içimi zamanı kadar az
Her nefeste biraz daha kısalırken
Bütün beklentileri
Duman duman uçuyorlardı.
Kurallar koymak isterken dostluklarına,
Kuralları bozduğunun farkında değildi aslında...
Şimdi o gözlerde,
Vakitsiz yağan yağmurlar var,
Hasat mevsimi bitmiş bahçelere
Sağnak sağnak yağacaklar,
Belki gönlünde gökkuşağı açacak
Ama, altından çocuklar geçmeyecekler.
Su yerine zehir akacak ırmaklarından,
Hiç kimse içmeyecek...
ya Ben,
Şimdilerde bir bağ bozumu hüznü var içimde,
Üzümlerim gazap üzümü
Şaraplarımsa gözyaşları...
Sen güz güneşinde, sanki kanadı kırık bir kuş,
Konmuştu bahçeme,
Ona şefkatle eğilirken
Pır diye uçtu birden
Kırık sandığım kanatlarındaki sahtelik,
ve inancımla birlikte.
İçimden dedim beraber yürüyelim olur mu varsın gemilerimizi taşıyamasın sular varsın yarı yolda uyuya kalsın bize gönderilen bahar içimden dedim beraber yürüyelim olur mu varsın gölgemiz olsun hüzün dilediği gibi uzatsın canevimize ayaklarını varsın annemiz olsun tütün hayat daha sert…devamıİçimden dedim beraber yürüyelim olur mu
varsın gemilerimizi taşıyamasın sular
varsın yarı yolda uyuya kalsın
bize gönderilen bahar
içimden dedim beraber yürüyelim olur mu
varsın gölgemiz olsun hüzün
dilediği gibi uzatsın canevimize ayaklarını
varsın annemiz olsun tütün
hayat daha sert vursun yumruklarını
İçimden dedim ilmeği kaçmış bir hayat bizimkisi
nedir alnımızdan öpmek için izimizi süren
kalmış mıdır kalesi düşmüş bir şehrin cazibesi
nedir yalnız bize yakışan bu serüven
bu serüven ki
bizden biri yaptı sırtımızdaki hançeri
ve terketti bizi huzur denen sevgili
kalakaldık, şaşkınlığın avuçlarında
billur bir kuş gibi
içimden dedim gömülü bir ırmağın yalnızlığıdır bu beraber yürüyelim olur mu…
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç Yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de Bir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünle Ve yarışırsa ancak Monet'nin Kadınlarına yaraşan giysilerinle Gördüm de Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.…devamıBen seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç
Yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de
Bir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünle
Ve yarışırsa ancak Monet'nin
Kadınlarına yaraşan giysilerinle
Gördüm de
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Öyle kısaydı ki adımların, diyelim bir yaz tatilinde
Bir otel kapısının önünde, tahta bir köprünün üstünde
Bir demet çiçekle paslanmış bir kedi arasında
Öyle kısaydı ki adımların
Şöyle bir bardak yıkayışının vaktiyle
Ölçülür ve denk düşerdi ancak
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Yok bir yanıtın "nereye" diyenlere
Bir buz titreşimi gibi sallantılı ve şaşkın
Ve çabuk bir merhaban vardır bir yerden gelenlere
O bir yerler ki, diyelim çok uzak olsun
Sen gelmiş gibisindir oralardan, otobüslerden
Yollardan, deniz üstlerinden topladığın gülüşlerle
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki
Hani Etiler'den Hisar'a insek bile
Bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın
Çok yaşında her zamanki çocuksun gene
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Mart ayında patlıcan, ağustosta karnıbahar
Mutfağın mutfak olalı böyle
Bir adın vardı senin, Tomris Uyar'dı
Adını yenile bu yıl, ama bak Tomris Uyar olsun gene
Ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma
Oysa güneş pek batmadı senin evinde
Söyle
Ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç.
Şöyle diyor Lawrence:"— Osmanlı'nın hızla çöküşü için Arap Yarımadası'nda Padişah Halifeye karşı ayaklanmaya ihtiyaç vardı. Bunu teminde hiç sıkıntı çekmedim. Hicaz Şerifi olarak İslamlar için kutsal toprakların emanetçisi Şerif Hüseyin, oğulları Faysal ve Abdullah, kendileri, aileleri, ümmetleri için ihaneti, mukaddes…devamıŞöyle diyor Lawrence:"— Osmanlı'nın hızla çöküşü için Arap Yarımadası'nda Padişah Halifeye karşı ayaklanmaya ihtiyaç vardı. Bunu teminde hiç sıkıntı çekmedim. Hicaz Şerifi olarak İslamlar için kutsal toprakların emanetçisi Şerif Hüseyin, oğulları Faysal ve Abdullah, kendileri, aileleri, ümmetleri için ihaneti, mukaddes vazife sayarak adeta bana yol gösterdiler. Abdullah bana, baba ve oğullar her Arabın baba ve dedesinden miras olarak aldığı TÜRK DÜŞMANLIĞI, patlamak için ateş bekleyen bomba gibiydi. Abdullah bana, kendisine Belçika'dan hediye edilmiş bir mavzer armağan etti ve: "— Türklerin üzerinde deneyin!.." dedi, dediğini yaptım, ileri rütbeli bir Türk zabitini öldürdüm, namluya bir çentik attım, daha sonra bir gün, Bedeviler'in zehirlediği kuyulardan su içerek ölmek üzere olan Türk askerleri üzerinde silahı denedim, namluya onların sayısı kadar çentik attım."
İngilizler'in Lawrence için Londra'ya kurdukları özel müzede duruyor o silah...
siyah beyaz tuşlarında piyanomun seni çalıyorum şimdi çaldıkça çoğalıyorsun odada sen arttıkça ben kayboluyorum seni doğuruyorum geceye adını koyuyorum aya bakarak her şey sen oluyor her yer sen ben ölüyorum sesini duyuyorum rüyalarımda gözlerimi kamaştırıyor ışığın rüzgar sen gibi dokunuyor…devamısiyah beyaz tuşlarında piyanomun
seni çalıyorum şimdi
çaldıkça çoğalıyorsun odada
sen arttıkça ben kayboluyorum
seni doğuruyorum geceye
adını koyuyorum aya bakarak
her şey sen oluyor her yer sen
ben ölüyorum
sesini duyuyorum rüyalarımda
gözlerimi kamaştırıyor ışığın
rüzgar sen gibi dokunuyor bana
ben doğuyorum
duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç
dokunmuyorsun bana
sen gibi bir şimşek çakıyor
tam kalbime düşüyor yıldırımı
ben gidiyorum
Bir kadının kaderine karar vermek için bir gülümseme yetip de artıyor. Tuhaf denilebilecek kadar korkunç. Mutluluğu bekleyip bekleyip, en sonunda dayanamayıp evden kaçtığında, ertesi gün harika mutlu bir haber terk ettiğin eve gelse de artık iş işten geçmiştir. Mutluluk her…devamıBir kadının kaderine karar vermek için bir gülümseme yetip de artıyor. Tuhaf denilebilecek kadar korkunç.
Mutluluğu bekleyip bekleyip, en sonunda dayanamayıp evden kaçtığında, ertesi gün harika mutlu bir haber terk ettiğin eve gelse de artık iş işten geçmiştir.
Mutluluk her zaman bir gece geç gelir.
"İçgüdülerimizin büyüklüğünü ve bu güce karşı koyma konusunda ne kadar çaresiz olduğumuzu anladığım zamanlarda çıldıracak gibi oluyorum."
"Ama yine de gerçek denilen şey, beklenmedik bir şekilde sevmediğim yerlerde olabileceğinden oldukça acınası hissettiriyor."
Karamsar olmasına rağmen keyfi yerindeymiş gibi görünmeye çalıştığını görebiliyorum.
Bir sürü çirkin pişmanlık...
Gözlerime baktığımda hayal kırıklığına uğruyorum.
"Kalbimin derinliklerine kadar şeffaflaşarak yüce hiçlik gibi bir hale büründüm."
Belki de artık gözyaşı olmayan bir kız oldum.
Böyle önemsiz bir şeye üzülmemek için bir an önce güçlenmek ve daha saf olmak istedim.
Sonra son zamanlardaki hâlimi sessizce ve yavaş yavaş düşündüm, bu aralar neden böyleydim? Neden bu kadar endişeliydim acaba? Hep bir şeylerden korkuyorum. Geçenlerde de biri, "Giderek herkes gibi alelade biri oluyorsun," demişti.
Kimbilir büyüdüğümüzde, şimdiki acılarımızı ve üzüntülerimizi saçma bir şeymiş diye hatırlayacağız belki.