"Birinin nereye baktığını bilmek mümkün müdür? İnsan, buna veya şuna baktığını düşünür, oysa o içine bakıyordur belki de. İnsanın içinde de ne görüntüler var elbette." -sayfa 26 "Sorarım size, insanın kendi benliğinden kuşkulanması için kaç kişiyi sığdırması lazım içine? İnsan…devamı"Birinin nereye baktığını bilmek mümkün müdür? İnsan, buna veya şuna baktığını düşünür, oysa o içine bakıyordur belki de. İnsanın içinde de ne görüntüler var elbette." -sayfa 26
"Sorarım size, insanın kendi benliğinden kuşkulanması için kaç kişiyi sığdırması lazım içine? İnsan nedir, hah şu bardak gibidir, içine alabileceğinden daha çok şey dökemezsin." -sayfa 42,43
"Bugün artık uzun soluklu ilişki yaşayan yok. Herkes bir şeyin peşinden koşuyor, bir şeyleri kovalıyor, biriyle birlikte olmak ayağına pranga takmak gibidir. İnsanın canı konuşmak istemez ama konuşmak zorunda kalır. Konuşacak bir şey yoktur ama konuşacaksın.
Doğrusunu söylemek gerekirse, bugün, evlilik şirkete benzeyen bir kurum gibi gözüküyor. Biri batarsa, başkasını kurarsın. İte kaka sürer sonuna kadar. Size bir şey diyeyim mi, hayatımızın değeri yok, lanet olsun. Bütün rüyalarımızın, hayallerimizin, umutlarımızın...
...
Söyleyin bana, insanın hayattan gerçekten aldığı ne vardır? Tüm bu çabalar, entrikalar, uykusuzluk ve endişeler neden? Ha, üstüne bir de hastalıkları, şanssızlıkları ekleyin, insan bu hayattan ne alır?" -sayfa 45
"Özgürlük. Bu sözcüğün içinde kendi inkârının saklı olduğunu söylemek mümkün. En güzel yanılsamada kederin tüttüğü gibi. Çünkü eğer özgürlüğü tüm kısıtlamalardan kurtulmak olarak alırsak, insanın kendinden de kurtulması gerek. Ne de olsa insan, yine kendisi için en büyük kısıtlamadır." -sayfa 53
"Bana göre sadece müzik değil yaşam da ritimle yönetilmekteydi. Ritim duygusunu kaybeden birisi umudunu da kaybederdi. Gözyaşı nedir, umutsuzluk nedir, ritim yokluğundan başka bir şey olabilirler mi. Anılar ritim değilse, nedir." -sayfa 80
"Gençler yaşlıların önüne geçmek için her şeyi yaparlardı. Gençlerin acelesi vardı. Deneyimle gelen sabırları yoktu. Her şekilde hepimizin aynı şeye yöneldiğimizi anlamıyorlardı. Gençlerin her zaman daha yeni ve iyi bir dünya kuracaklarını düşünüyorlardı. Hepsinin. Yeni gençlerin, eski gençlerin. Ve sonunda arkalarında kimsenin yaşamak istemeyeceği bir dünya bırakıyorlardı." -sayfa 84
"Yakınından doğan nefretten daha büyüğü yoktur." -sayfa 124
"Bana kitapların insana insan olduğunu unutturmamanın tek yolu olduğunu söylemişti. Neyse, yani kitapsız yaşayamıyordu. Kitaplar, insanın içerisine doğduğu değil, kendi seçimi olan bir başka dünyaydı." -sayfa 126
"Yaşam kimseden saklanamaz, en çok da çocuklardan. Onlardan bir şey saklamak için kullanılabilecek bir perde yoktur. Hatta bir çocuk perdenin içerisinden bile görebilir. Bazen, çocuklar bizim vicdanımız olmasın sakın diye düşünürüm. Sonra giderek daha az şey görülür. Dünya artık insanların gözlerinde yansıtılmaya istekli değildir. Gerçi bir çocuğun bakması bile gerekmez. Dünya onun gözkapaklarının altına kendi arzusuyla girmiştir. O yaşta dünya hala şeffaftır. Ama ne yazık ki insan sonra büyür." -sayfa 194
"Beklemek içimizdeki kalıcı bir durum. Biliyorsunuz, doğumdan ölüme, bizler bir beklenti durumunda yaşadığımızı sıklıkla unutuyoruz." -sayfa 202
"Kendini bulmanın öyle kolay bir şey olmadığı doğru. Kim bilir, belki de insanın bu dünyada halletmesi gereken işlerin en zorudur bu." -sayfa 227
"Herkesin zevk sahibi olmadığı bilinen bir şeydir. Ve zevk de önemli bir şeydir. Zevk, sadece zevkten daha ötedir. Düşüncelerinizi, hislerinizi, hayallerinizi ve davranışınızı zevkiniz belirler.
...
Ne de olsa yaşam da bir zevk meselesi değil mi?
...
Bazıları yaşamaktan hoşlanır, yaşadıkları için mutludurlar, diğerleri yaşamak zorunda olduklarından yaşarlar." -sayfa 248
"Kendimi, kendisi olduğunu bilen biri ve kendine yakınlık hissetmeyen bir başkası olarak içimde bölünmüş biri gibi hissetmişimdir hep. Diyelim ki, öleceğini bilen birine ve o olduğu fikrini reddeden ve kendi yerine başka birinin öleceğini sanan birine. Duygularımı kendimle paylaşmak için bile yeterince uzun süre birlikte olamadım. Şöyle söyleyeyim, bir insan kendi hakkında çok düşünmemeli veya hatta kendini incelememeli. Nasılsa öyledir ve bu da yeterli olmalıdır. Kendisi midir değil midir meselesi de vakti gelince çözülmelidir." -sayfa 251
"Eğer öyleyse, ne zaman genç olacaksınız? Şimdi genç görünmek tek şansınız. İnsanın yaşamında o kadar da çok gençlik yok. Özellikle yaşam devam ediyorsa. Sonraya da ertelenemez. Mevcut zamanın gençlik için pek uygun olmaması da ayrı bir konu. Bugünlerde, gençler bile genç olduklarını bilmiyorlar." -sayfa 253
"Sözcükler işe yaramıyorsa, düşünceler işe yaramıyorsa ve hayal gücün artık bir şey hayal etmiyorsa, geriye kalan tek şey müziktir. Bu dünyada, bu yaşamda geriye kalan tek şey müziktir." -sayfa 261
"Bir insan kendisinin yeridir, özellikle de son yeri." -sayfa 284
"İnsan hayatının aşağı yukarı yarısına kadar o kadar çok insan tanır ki, hepsini hatırlamak kimi zaman zor olur ama diğer yarısında bu sayı azalmaya başlar ve sonunda insan, tanıyıp bildiği tek kişinin kendisi olduğunu görür. Yok kök salıp herkesten çok yaşayacağından değil sadece. Daha çok, hayat bize bu biçimde arkamızda ne kadar kaldığını, önümüzde ne kadar olduğunu gösterir." -sayfa 297
"...Aşk varoluş için tatmin edilmemiş bir açlıktır. Oysaki ikimiz de varoluşla incitilmiştik." -sayfa 314
"Peki hiçliği nasıl ifade ediyorsun?" Diye sordu Refik. "Tuvalleri tek bir renge boyuyorum. Bazıları siyah, diğerleri kırmızı, öbürleri yeşil. Ruh halime göre değişiyor. Önemli olan hiçbir şeyi temsil etmemeleri." "Kısacası, renkli bir hiçlik o zaman" dedi Refik." -Albert Cossery Bereketli…devamı"Peki hiçliği nasıl ifade ediyorsun?" Diye sordu Refik.
"Tuvalleri tek bir renge boyuyorum. Bazıları siyah, diğerleri kırmızı, öbürleri yeşil. Ruh halime göre değişiyor. Önemli olan hiçbir şeyi temsil etmemeleri."
"Kısacası, renkli bir hiçlik o zaman" dedi Refik."
-Albert Cossery
Bereketli Vadinin Tembelleri
"Ne acınası bir zavallılık! Etrafındaki her şey böyleydi. Bu uçsuz bucaksız yanılgıdan, bu durgun bataklıktan asla kurtulamayacak mıydı? Bir yerlerde mutlaka donmuş cesetlerin değil, yaşayan insanların olduğu bir dünya olmalıydı. Ama bu dünya neredeydi?" -sayfa 21 "Bütün bir toplumun doğuştan…devamı"Ne acınası bir zavallılık! Etrafındaki her şey böyleydi. Bu uçsuz bucaksız yanılgıdan, bu durgun bataklıktan asla kurtulamayacak mıydı? Bir yerlerde mutlaka donmuş cesetlerin değil, yaşayan insanların olduğu bir dünya olmalıydı. Ama bu dünya neredeydi?" -sayfa 21
"Bütün bir toplumun doğuştan gelen uyuşukluğunu içinde barındıran bu sessiz kaderi o bilinçli olarak seçmişti. Doğası kadar mantığını da onu buna itmişti. Böyle bir kaderin beraberinde getirdiği her türlü şeyi bencillikten uzak bir yücelikle analiz edebiliyor ve başkalarının ne kadar mutlu olduklarının farkında olmadıklarını görmekten rahatsız oluyordu." -sayfa 32
"İnsanların yaşamak için başvurdukları bu şeytani yöntemler ona evrensel kâbusun en uç noktası gibi görünüyordu." -sayfa 44
"Günışığına alışmaya çabalıyorum. Artık karanlıkta yaşamak istemiyorum." Sayfa 47
"İnsanları çalıştırmak ve canlarına okumak için her şeyi keşfederiz biz." -sayfa 51
"İnsan her şeyi yapmaya muktedirdir. Maden olmayan yerlerde bile maden bulmanın bir yolunu bulurlar."
...
"Bir insan sana ilerlemeden bahsediyorsa, bil ki seni köleleştirmek istiyordur." -sayfa 52
"Bir ölüyle nasıl savaşılırdı ki?" -sayfa 115
"İnsan gibi böyle bir güçsüz yaratık bu yabancı ve gayrı insani dünyada arzularını hiç leke sürülmeden nasıl saklayabilir?" -13 "Eğer biz yaratılışın kazara oluşmuş bir ürününden başka bir şey değilsek ve denetimimiz dışındaki sayısız gücün oyununda bir piyondan ibaretsek, nasıl…devamı"İnsan gibi böyle bir güçsüz yaratık bu yabancı ve gayrı insani dünyada arzularını hiç leke sürülmeden nasıl saklayabilir?" -13
"Eğer biz yaratılışın kazara oluşmuş bir ürününden başka bir şey değilsek ve denetimimiz dışındaki sayısız gücün oyununda bir piyondan ibaretsek, nasıl olur da hem kendimiz hem de ötekiler için anlamlı bir sorumluluk taşıyabiliriz?"
"Geçici varoluşumuz ve boş amaçlarımızla altbenimizin dinamiği ya da genlerimizin gizli emelleri, sınıf mücadelesi ve tarih tarafından fırlatılmış olan bizler nasıl olur da herhangi bir şeyden sorumlu tutulabiliriz?" -sayfa 13
"Gerçek, bizim ona bakışımıza bağlı oluşur." -sayfa 41
"Biz etrafımızdaki her şeyden farklıyız ve acımasızca yalnızız." -sayfa 47
"Modern insanın ruhu daha fazlası için, kendi ötesinde bir duygu ve evreni evimiz gibi hissetme anlayışı nedeniyle feryat ederken aklımız ya da deneyimlerimizden daha iyi anlamlar çıkarmayı ısrarla istemektedir. Bilinç deneyimin aslıdır ve bilince hesap veremeyen bir felsefe ya da bilim dalı mutlaka tamamlanmamış, yarım kalmış bir felsefe ya da bilim dalıdır."
"Ya insan biricik değilse? Ya, tüm bunlara rağmen, bilinçli oluşumuzu evrendeki diğer şeyler ve yaratıklarla, belki de evrenin kendisiyle paylaşıyorsak?" -sayfa 48
"Tanrı, gece ve güneş, kış ve yaz, savaş ve barış, bolluk ve açlıktır; fakat o değişik şekillere girer, tıpkı ateş gibi hangi baharatla karışsa onun tadına göre ad alır... İnsan kendi içindeki çeşitliliğin farkında değildir. -Heraklitos" -sayfa 52
"Çoğumuz her ne kadar akılcı düşünmeyle donanmış olsak da zihinlerimiz (ya da ruhlarımız) ve bedenlerimizin nedense özde ayrı olduğunu hissederiz. Kendimizi bir bedene sahip ya da onun içinde bir benlik olarak deneyleriz. Kendimizi çok özel, derinden bir yerde, elle tutulamayan, dış dünyayı gözetleyen ve bedenin sınırları içindeki kapasite ve özgürlüğümüzden memnun bir şey olarak hissederiz."
...
"Sokrates, 'Biz bedenimizle uğraştıkça ve ruhumuzu bu kusursuzlukla kirletmeye devam ettikçe, hakikatin yolunu asla bulamayız" Diye şikayet etmiştir. 'Bedenimiz bizi aşkla, arzuyla, korkuyla ve her çeşit aslı olmayan zevk ve bir sürü saçmalıkla doldurur ve sonuç olarak hiçbir şey düşünecek halimiz kalmaz." -sayfa 93
"Zihinlerimiz aynı anda hem her yerde hem hiçbir yerde bulunan, herhangi bir fiziksel ölçümün tesir etmediği özel varlıklardır." -sayfa 94
"İşte ben buradayım, bedenim bir zamanlar yıldız tozu olan elementlerden yapılmış, bunlar evrenin uzak köşelerinden gelip bende can bulmuşlar. Ortaya çıkan model benzersiz ben olmasına rağmen, ruhum ancak böyle hayret verici kökenlerin devasalığı içinde nefes alabilir, fakat ben olduğumu düşündüğüm "ben" kimdir ya da nedir?
Şu an, eğer tüm dikkatimi kendime verirsem, kendimin bir kişi olarak varolduğunu hissederim; kendisine "benim" demenin doğru olduğuna inandığım bir şeyin varlığı kesindir. Bu şeyin kendi görüşü, kendi projeleri, kendi ilişkileri vardır. Ancak bu kadar emin olmakta haklı mıyım yoksa, Budistlerin "benlik yanılsaması" diye tanımladıkları gibi ben de bir yanılsama kurbanı mıyım? Dünyada gerçekten "ben" diye bir şey var mı? Eğer gerçekten varsam, benim ne kadarıma "benim" demem doğru olur? Nerede başlayıp nerede bitiyorum?" -sayfa 108
"Çelişkide olan insanlar -belli ölçüde hepimiz böyleyizdir- zayıf bütünleşmiş alt-benliklere (çocukluk acısı kümeleri, olgunlaşmamışlık kümeleri, farklı yönlerde gelişmiş kişilik kümeleri) sahiptirler ve bu insanların ana kişiliklerini (en yüksek birlikleri) besleyen enerji daha bütünleşmiş insanlarınkinden daha azdır. Bir uçta zihinsel enerjilerinin çok sayıda alt-benlik tarafından kullanılması nedeniyle tek bir benlik olarak işleyemeyen; diğer uçta da tutarlılığın zirvesindeki karizmatik insanların kendilerini bir türlü toparlayamamaları yüzünden psikiyatrik yardıma ihtiyaçları vardır." -sayfa 118
"Her gün beynimdeki binlerce nöron ve bedenimdeki binlerce hücre ölüyor ve yerine aynı türden başkaları geçiyor. Fakat "ben" devam ediyorum. Aynı şekilde, şimdi varolan "ben" kısmen dün "ben" olan dokudan örüldüyse de, o içinde dünkü "ben"in yeniden beden bulduğu evrimleşmiş kişidir. Çocukluk benliğim çocukluğumdaki gibi varlığını sürdüremez, ancak kısmen içimde yaşar, kısmen beni ben yapar ve kısmen benim aracılığımla kendi büyümesini sürdürür (Ben kendi içimdeki çocuğun annesiyim)." -sayfa 154
"Bizler hepimiz daha büyük bir birlik içinde birer bireyiz. Bu birlik her birimizi bir diğerine göre tanımlar ve her birimize sonsuzluk içinde bir yer verir." -sayfa 156
"Benlik tamamıyla kendi başına bırakıldı ve beslenmek üzere kendisinden başka hiçbir anlam, hakikat ve değer kaynağı olmaksızın varolmak durumunda kaldı." -sayfa 163
"Eğer herhangi bağımı koparırsam sadece bağımı kopardığım kişiyi değil, kendimi de yaralarım. Koparılan bir bağ, o bağ tarafından tanımlanmış bir ilişkiden geri çekilmelidir ve bu durumda ben de kendimden bir parça yitiririm." -sayfa 172
"Ben kendi değerlerimin yaratıcısı ve kendi vicdanımın bekçisiyim." -sayfa 175
"Ne yaparsam yapayım, ne seçersem seçeyim eğer sonunda her şey toprak olacaksa ne fark eder? Herhangi bir özgürlüğüm varsa eğer, o da zaten anlamdan yoksundur." -sayfa 182
"Fakat biz, yaşam ve özgürlük gerçekten korkunç olmak zorunda mı; sorumluluğunu taşımak durumunda olduğumuz ve görünüşte kimseye yanıt vermeyen benlik dünyasından doğan o muhteşem seçimle bu kadar yüklü olmak zorunda mı, diye feryat etmek isteriz. Özgürlüğümü kontrol etmenin, onu biraz olsun dizginlemenin bir yolu yok mu?" -sayfa 191
"Ben dünyadan sorumluyum, çünkü bu dünyanın oluşmasına yardımcı oluyorum." -sayfa 209
"Kuantum sistemler şiire benzerler; daima anlaşılmaz anlamlara gebedirler, daima zihinde yeni uyanışlara ve yorumlara açıktırlar." -sayfa 223
"Bizler, belki şimdiye dek hiç istemediğimiz kadar, kendimizi ve dünyamızı anlamak, evrenin tarihini ve bizim onun içindeki yerimizi bilmek, nasıl davranmamız ve hangi amaçlar için savaşmamız gerektiğine dair tutarlı bir tablo çizmek, neyin değerli olup neyin olmadığını bilmek istiyoruz. Fakat bu soruların yanıtlarını giderek daha çok bilimde arıyoruz. Bilimin bunlara herhangi bir yanıtı olamayınca kendimizi kaybolmuş gibi hissediyoruz." -sayfa 232
"Eğer kendi karmaşık zihniyetimizin doğasını, dinamiğini ve onun daha geniş şeyler planındaki yerini anlamak istiyorsak, onun bu daha basit ve temel biçimlerdeki köklerini ve onların maddi dünyayla aralarındaki diyaloğu görmemiz gerekir." -sayfa 234
"Çocuk, dünyasını tam olarak bir araya getiremeyebilir; adam da yaşamının anlamını birçok sözcükle ifade edemeyebilir. Dünya görüşü, çoğumuz için yaşanan bir hakikattir, pek takdir edemediğimiz ve pek ender tanımladığımız bir şeydir. Hatta, bunu yapmaya ancak eğer bir şeyler yolunda gitmezse, dünya görüşümüzün yetersiz kaldığı ya da değiştiği noktada yöneliriz. Ancak o zaman bunun bilincine varırız.
En kişisel düzeyde, dünya görüşü, yaşamı boydan boya kaplayan, görünürde apayrı parçaları bir araya getirip onları tutarlı bir bütünde toplayan bir bağdır. Almış olduğumuz kararların veya eylemlerimizin bir anlamı olup olmadığı konusunda belli bir modeli hissederek izleriz."
...
"Her birimiz birey olarak kendimizin başkalarının eylemleri, ilgileri ve beklentileriyle nasıl bir bağ içinde olduğumuzu sorgularız. Sevdiğimiz birine bakıp onun özlemleriyle aramızdaki bağı görürüz, bir arma, bir bayrak ya da bir tablo gördüğümüzde, bir ilahi, bir milli marş ya da bir müzik duyduğumuzda kendimizde bir çeşit tepki uyandığını hissederiz. Bunları kendimize mal ederiz, çünkü bunlar bizim ne olduğumuzu ifade ederler." -sayfa 246-247
"İnsanların daha tutarlı bir dünya tanımına, kendileri ve evren hakkında birleştirici bir açıklamaya ve davranış biçimleri için birleştirici bir temele ihtiyaçları var."
...
"Ben, kendi alt-benliklerimle olan ilişkilerimden (geçmişim ve geleceğim), başkalarıyla olan ilişkilerimden ve en geniş anlamda tüm dünyayla olan ilişkilerimden oluşurum." "Sayfa 251
"Ben, benim, kendime özgüyüm. Çünkü ben tamamıyla ilişkilerimin özgün bir deseniyim ve kendimi bu ilişkilerden ayıramam." -sayfa 252
"Eğer dünyada bazı şeyler yanlış gidiyorsa bu, bireyde bir şeyler yanlış gidiyor, bende bir yanlışlık var demektir. Bu yüzden eğer ben duyarlı biriysem önce kendimi düzeltmeliyim." -Carl Gustav Jung
Varoluşumun daha ileri bir gerçek olduğuna inandığımda içime hapsoldum. Yaşamım bana her yıl daha hızlı ilerlediğim, sonu karanlık olan camdan bir tünel gibi göründü. Bakış değiştirdiğim zaman camdan tünelimin duvarları kayboldu. Şimdi açık havada yaşıyorum. -Derek Parfit
"Bitkilere tamamen bağımlıyız. Maine ormanlarındaki ağaçlardan yapılma ahşap evlerde uyanıyor, fincanımıza Brezilya'da yetişmiş kahve çekirdeklerinden öğütülmüş kahve koyuyor, mısır pamuğundan yapılmış tişörtümüzü giyiyor, bilgisayardan kağıda çıktı alıyor, Afrika'da yetişen kauçuklardan yapılma lastikleri olan ve milyonlarca yıl önce ölmüş açık tohumlu…devamı"Bitkilere tamamen bağımlıyız. Maine ormanlarındaki ağaçlardan yapılma ahşap evlerde uyanıyor, fincanımıza Brezilya'da yetişmiş kahve çekirdeklerinden öğütülmüş kahve koyuyor, mısır pamuğundan yapılmış tişörtümüzü giyiyor, bilgisayardan kağıda çıktı alıyor, Afrika'da yetişen kauçuklardan yapılma lastikleri olan ve milyonlarca yıl önce ölmüş açık tohumlu bitkilerden elde edilen benzinle çalışan arabalarımızla çocuklarımızı okula götürüyoruz. Bitkilerden elde edilen kimyasallar ateş düşürüyor (mesela aspirin) ve kanseri tedavi ediyor (Taxol). Buğday bir çağın sonunu getirip başka bir çağ başlattı, mütevazi patates ise kitlesel göçlere neden oldu. Bitkiler bize ilham vermeye ve bizi hayrete düşürmeye devam ediyor: Bir yanda dünyanın en büyük bağımsız organizmaları olan algleri görüyoruz; güller ise istisnasız herkesin yüzünde güller açmasını sağlıyor." -sayfa 14
"Bitkiler dokunuşu hissedebilir ama acı hissetmezler. Tepkileri de öznel değildir. Bizimse dokunma ve acı algımız özneldir. Kişiden kişiye değişir. Hafif bir dokunuş kimileri için haz vericidir, kimileri içinse rahatsız edici bir gıdıklama." -sayfa 70
"Bence sormamız gereken soru bitkilerin zeki olup olmadığı değil (zeka teriminin ne anlama geldiği konusunda anlaşmaya varana kadar asırlar geçer çünkü), bitkilerin çevrelerinin farkında olup olmadığıdır ve evet bitkiler çevrelerinin farkındadır. Bitkiler çevrelerindeki dünyanın son derece farkındadır." -sayfa 131
"Bitkilere duygularımızı yansıtır, açmış bir çiçeğin solmuş bir çiçekten daha mutlu olduğunu düşünürüz. 'Mutlu' sözcüğü 'optimal bir fizyolojik durum' olarak tarif edilebilirse, o zaman belki bu sözcük uygun sayılabilir. Ama hepimiz için 'mutlu' sözcüğünün, mükemmel bir fiziksel sağlıktan fazlasını içerdiği düşüncesindeyim. Ne de olsa hepimiz çeşitli rahatsızlıklarla cebelleşen ama mutlu olan insanların yanı sıra, sağlıklı olsalar da kendilerini mutsuz hisseden insanlar tanırız. Mutluluğun bir ruh hali olduğu konusunda fikirbirliğine varabiliriz sanırım." -sayfa 132
"Birey olarak, toplumdaki yerimizi çoğunlukla kendimizi başka insanlarla kıyaslayarak anlamaya çalışırız. Tür olarak ise, doğadaki yerimizi kendimizi diğer hayvanlarla kıyaslarak anlamaya çalışırız." -sayfa 133
Nedenlerin ürünü olan insanoğlu; aslının, gelişiminin, umutlarının ve korkularının, aşklarının ve inançlarının atomların kazara düzenlenip bir araya gelmesinin sonucu olduğunu; hiçbir coşkunun, kahramanlığın, duygu ve düşünce yoğunluğunun yaşamını mezardan ileriye götüremeyeceğini; her çağdaki çabaların, kendini adadığı her şeyin, tüm ilhamının,…devamıNedenlerin ürünü olan insanoğlu; aslının, gelişiminin, umutlarının ve korkularının, aşklarının ve inançlarının atomların kazara düzenlenip bir araya gelmesinin sonucu olduğunu; hiçbir coşkunun, kahramanlığın, duygu ve düşünce yoğunluğunun yaşamını mezardan ileriye götüremeyeceğini; her çağdaki çabaların, kendini adadığı her şeyin, tüm ilhamının, güneş ışığı parlaklığındaki dahiyane zekasının bu güneş sisteminin engin ölüm denizinde yok olmaya mahkûm olduğunu görecek bir öngörüye sahip değildir ve insan yapısı başarı tapınağının bir gün kaçınılmaz şekilde evrenin yıkıntıları altında kalacağını bilmez...
-Bertrand Russell