Normal bir The Smiths hayranının gündelik hayatını anlatıyor. Kanıtlayacak bir şeyi kalmayınca yönetmenler böyle filmler ortaya koyabiliyorlar. Neyse olur böyle şeyler demek istiyorum.
Eğlendim iyiydi, su gibi akıp gitti. Alice karakterine çok güldüm, Rachel Sennott adeta parlayan bir yıldız, ileride daha çok karşımıza çıkar diye umuyorum. İzleyenler içinde finalde tüm bunlara neden olan kişiyi bulan var mı? O kadar "Who done it?" izledim…devamıEğlendim iyiydi, su gibi akıp gitti. Alice karakterine çok güldüm, Rachel Sennott adeta parlayan bir yıldız, ileride daha çok karşımıza çıkar diye umuyorum. İzleyenler içinde finalde tüm bunlara neden olan kişiyi bulan var mı? O kadar "Who done it?" izledim ama böylesini hiç tahmin etmezdim. Yeni nesil "kim yaptı?" türü böyle bir şey olsa gerek.
Size kendilerini fazla önemseyen, özgüvensiz insanların dışarıdan aslında ne kadar "anlamsız endişeler" beslediğini düşündürtmeye çalışırken aslında harika bir gaslighting örneği sunan film. Bu iki grup hep birbirini bulur ve bağlantılıdır da. Kendisinden emin, kendisini tanıyan bir insanın aklıyla oynayamazsınız. Pete…devamıSize kendilerini fazla önemseyen, özgüvensiz insanların dışarıdan aslında ne kadar "anlamsız endişeler" beslediğini düşündürtmeye çalışırken aslında harika bir gaslighting örneği sunan film. Bu iki grup hep birbirini bulur ve bağlantılıdır da. Kendisinden emin, kendisini tanıyan bir insanın aklıyla oynayamazsınız.
Pete kafasında kurdukça biz de kurduk. Onun yaşadığı kafa karışıklığını ve belirsizliği izleyici de hissediyor. "Lan bu ne biçim bir arkadaş grubu!" demek ile "You can't fucking take a joke, that's your problem" demek arasında kalıyoruz. Filmin komik tarafı da bu çelişkiden doğan ironiydi. İngiliz mizahsenini zaten seviyorum bir de abartısız oyunculuk ile daha da izlenebilir bir boyut kazanmış film. İzleyip kendiniz karar verin Pete mi fazla hassas davranıyor yoksa insanın aklıyla mı alay ediyorlar.
Bu arada yanlış tanıtım yapılmış, film kesinlikle bir korku filmi değil. Daha çok kara mizah içeren bir psikoloji filmi.
Ben mi onu bitirdim, o mu beni bitirdi? Son zamanlarda okuduğum en iyi fantastik seriydi. 15-16 yaşlarında eline kitap aldığı zaman heyecanlanan o gencin hevesini bu yaşımda tekrar hissettim.
Doktorla görüşene kadar bekleme alanında uzağa dalarsın, o sırada hayatın bir saniyede nasıl tepetaklak olabiliyor anlarsın ve hayatının doktorlar, reçeteler, randevular, sıralar, eczaneler, pahalı ilaçlar, bekleme salonları, koşuşturmaca, içinde ne yazdığını asla anlamadığın ama bir süre sonra sana tanıdık gelmeye…devamıDoktorla görüşene kadar bekleme alanında uzağa dalarsın, o sırada hayatın bir saniyede nasıl tepetaklak olabiliyor anlarsın ve hayatının doktorlar, reçeteler, randevular, sıralar, eczaneler, pahalı ilaçlar, bekleme salonları, koşuşturmaca, içinde ne yazdığını asla anlamadığın ama bir süre sonra sana tanıdık gelmeye başlayan çıktı kağıtları, mikrop dolu hastane odaları, serum kokuları, damar yolu açan hemşireler, yüzüne bakmayan sekreterler, bekleme kuyruklarını, kavga edecek yer arayan güvenlikçiler ve korku dolu, stresli insanlar içinde geçeceği o uzun dönem gözünün önünde canlanırken her şeyin ne kadar belirsiz olduğunu düşünürken biri ortamı yumuşatmak için anlamsız bir şey söyler ve o lafın anlamsızlığını komik bulup kalbin acıyarak gülümsersin ya, bu filmi izlerken de aynı şekilde gülümsedim.
The ballad of never after'dan sonra çok sarsıntılı bir düşüş yaşadım bu kitapta. Caraval serisinin final kitabı gibi, bu serinin son kitabı da iyi yazılmamış ne yazık ki. Stephanie Garber insanı nasıl heyecanlandıracağını bildiği gibi nasıl hayal kırıklığına uğratacağını da…devamıThe ballad of never after'dan sonra çok sarsıntılı bir düşüş yaşadım bu kitapta. Caraval serisinin final kitabı gibi, bu serinin son kitabı da iyi yazılmamış ne yazık ki. Stephanie Garber insanı nasıl heyecanlandıracağını bildiği gibi nasıl hayal kırıklığına uğratacağını da biliyor.
1sene süren beklemenin ardından böyle baştan savma, hiçbir sorunun cevabını vermeyen, ilk iki kitaptaki sihir, macera hissine çok uzak kalmış daha çok Jacks ve Eva'nın ilişkisine odaklı yazılmış bir fanfiction gibiydi.
Havada kalan bir hikâye örgüsü var, sanki ilk iki kitabı tamamlayan bir kitap değil de kendi başına buyruk, onlardan ayrı yazılmış, son dakikaya yetiştirilmiş bir senaryo okudum. Karakterler çok içi boş yazılmış, diyaloglar desen birbirinin tekrarı gibi.
The ballad of never after okurken hissettiğim heyecanın çeyreğini hissedemedim. Roman Empire'ım dediğim seriye roman Empire'ın çöküşü gibi bir finalle veda ediyorum. Eva ve Jacks'i seviyordum, böyle bir kitabı hak etmediler. Ahaha.
Kedicikler belgeselini izledikten sonra ilaç gibi geldi. Yavaş ilerleyen ama o ağırlıkta, sessizlikte çok şey anlatan filmleri seviyorsanız tavsiye ederim. Görsel açıdan da bayağı iyiydi.
Komadayken başucumda Polanski'yi görsem ben de çığlık atardım ne yalan söyleyeyim. Isabelle Adjani'yi kadroda görünce mutlu olmuştum ama uzun süre yer almamış maalesef. Karakterine de öylesine konmuş bir figüran muamelesi yapılmış resmen. Başrolü ona verseler filmi nasıl şaha kaldırırdı görürdünüz.…devamıKomadayken başucumda Polanski'yi görsem ben de çığlık atardım ne yalan söyleyeyim.
Isabelle Adjani'yi kadroda görünce mutlu olmuştum ama uzun süre yer almamış maalesef. Karakterine de öylesine konmuş bir figüran muamelesi yapılmış resmen. Başrolü ona verseler filmi nasıl şaha kaldırırdı görürdünüz.
Diğer iki filmde daha çok gerilim hissettim, hatta bu filmde hissettiğim tek gerilim Polanski'nin suratına bakarken yaşadığım mide bulantısıydı. Paranoya hâlinin verdiği tedirginlik hiç geçmedi bana bir seyirci olarak ki psikolojik gerilim filmlerinde karakterler ile bağ kurmam çok kolay oluyor genelde.