Merhaba. Biraz kişisel bir post olacak, hem öylesine hem de çok alakalı bir biçimde. Filmin ilk sahnesinden bu yana boğazımda kalan yumruyu yutamadım. Sürekli her an ağlayacağımı düşündüm nedensizce. hayatımda hiçbir filmde bu kadar karakterleri anında tanıyıp içselleştirdiğim olmamıştı. Sanki…devamıMerhaba.
Biraz kişisel bir post olacak, hem öylesine hem de çok alakalı bir biçimde. Filmin ilk sahnesinden bu yana boğazımda kalan yumruyu yutamadım. Sürekli her an ağlayacağımı düşündüm nedensizce. hayatımda hiçbir filmde bu kadar karakterleri anında tanıyıp içselleştirdiğim olmamıştı. Sanki dizi izliyormuşum gibi hissettirdi çünkü karakterle bu kadar hızlı bağ kurabileceğimi tahmin etmemiştim. Olive için çıkılan bir yolculukta, herkesin kendi yenilgilerini izlerken kendi yenilgilerim ve başarısızlıklarım yakamı pek de bırakmadı. Ve hep kafamda bir şarkı çaldı film boyunca -winner takes ıt all. Ben de o minibüsün içindeydim, ben de bir loser’dım. ben de bir kaybedendim.
Hayatımı, başarısızlıklarımla barıştığım noktada mı ya da bir şeyler başardığımda mı kabul edeceğimi hep merak ettim. Ya da farklı bir bakış açısıyla ne yenilgilerimi kabullenecek ne de bir şeyler başarmış olacağım.Tıpkı şu an gibi. Hayatta bir şeyler başarmış olmak benim için çok önemliydi çünkü bir şey yapmazsam hayata gelmenin ne anlamı vardı ki? hiçbir şey başaramamak benim için ölmekten beter oldu hep. Bu yüzden epeydir yaşadığımı gerçekten hissetmiyordum sanırım. Başarma umuduyla çıktığım pek çok yoldan çok büyük yaralarla beraber kaybederek döndüm. Benim için öyle bir cehennemdi ki hiç dönmemiş olmayı diledim hep. sonra fark ettim ki, korkularıma yenilip o yollara hiç çıkmasaydım o masalarda oturacak mıydım, o insanlarla tanışacak, o hangi şehre gidersem gideyim boğulduğum denizde yüzecek, o ayrılığı yaşayacak, o hastalığı öğrenecek, kendi ayaklarımın üzerinde durmayı öğrenecek, gömüldüğüm topraklarda çiçek açmayı başarabilecek miydim? Hiç yola çıkmamış olsaydım muhtemelen şu an olduğum yerde olacaktım fakat farklı anılar, farklı arayışlar, farklı masalar ve insanlarla, deneyimlerle.
Ben yola çıkmayı sevdiğimi fark ettim, ucunda ne olursa olsun. Başarı kavramım artık potansiyel kariyerim değil, elbette o hala var ve hiçbir zaman o potansiyelin altına düşmemek için elimden geleni yapacağım. Fakat başarı kavramım, hayat kavramım değişti. Film sanki benim bu kavramımı değiştirdiğim vakti biliyor gibi karşıma çıkması gerektiği vakitte çıktı. O yollara çıkmış olmam beni en nihayetinde başarısız yapmış olsa bile başarısızlığımla gurur duyuyorum. Bugün burada bu cümleleri yazmama sebebiyet veren tüm etkenleri yaşadığım için ve üstesinden gelmeye çalıştığım tüm o anlar adına kendimle gurur duyuyorum.
Filme dönecek olursam içimden herkes adına bir parça koptu, hepsinin yüzünde hayatımın bir başka sarsılışını gördüm. Fakat öylesine güzel idare edip hayatın akışıyla toparladılar ki kendilerini biraz da kendimden utandım. Little miss sunshine benim için hep ayrı bir yere sahip film olacak. Umarım kendi kayıplarımızın arasında daima iyi ki yaşandığına dair yolculuklarımız olur. Pardon. Hayatın kendisi de bu değil mi zaten?