Ahmet Hamdi Tanpınar'dan: Ne içindeyim zamanın, Ne de büsbütün dışında; Yekpare, geniş bir anın Parçalanmaz akışında. Bir garip rüya rengiyle Uyuşmuş gibi her şekil, Rüzgarda uçan tüy bile Benim kadar hafif değil. Başım sükutu öğüten Uçsuz bucaksız değirmen; İçim muradına…devamıAhmet Hamdi Tanpınar'dan:
Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.
Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.
Başım sükutu öğüten
Uçsuz bucaksız değirmen;
İçim muradına ermiş
Abasız, postsuz bir derviş.
Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.
🫧🪼🦋🌟⛰️⏳☁️
Ne acayip şiir ama...
Jacob Gurevitsch - Mapa De Soledad 🎶
Ne bu şiir eskiyor benim için, ne de bu müzik. Bir zaman geçer alışırım da sıradanlaşır sanıyorum, neyse ki öyle olmuyor. Acaba müziği kaç kez dinlemişimdir ya da şiiri ilk ne zaman okumuşumdur?
Evimin olduğu sokağa girerken son 8 yıldır kaç kez o an geçtiğim yoldan geçtiğimi düşündüm yakın zamanda. Bazen kaç hücrem olduğunu da düşünüyorum. Kimlik numaramı hem 3-3-3-2 olarak ezbere biliyorum, hem de tek tek rakamlar ezberimde.
Çocukken çizgi filmlerden hiç olmadık bir şeyi gerçek hayatta denemeye çalıştım. Hani şu çizgi film karakteri yerdeki tırmığa basar ve alnına çarpar tırmık, tırmık çarpınca karakterin başının çevresinde renkler dönmeye başlar. Kocaman bir şişlik belirir sonrasında. Ne zaman olduğunu hatırlamıyorum…devamıÇocukken çizgi filmlerden hiç olmadık bir şeyi gerçek hayatta denemeye çalıştım. Hani şu çizgi film karakteri yerdeki tırmığa basar ve alnına çarpar tırmık, tırmık çarpınca karakterin başının çevresinde renkler dönmeye başlar. Kocaman bir şişlik belirir sonrasında.
Ne zaman olduğunu hatırlamıyorum ama 9 yaşımdan önce olduğunu hatırlıyorum.
Bir tırmık bulup köydeki evimizin çatı arasına çıktım. Kendi kendime deniyorum, tabi bilinçli bir şekilde yapınca ister istemez kaçıyorum. Birkaç kez denedim. Baktım olmuyor. Yapamıyorum. Tırmığa bassam da kaçıyorum sürekli. Ben de vazgeçtim. Çatının hafif karanlığı içinde çevredeki şeylerle oyuna daldım.
Aradan biraz vakit geçti. Tırmık falan hepsi aklımdan çıktı. Oyundan da sıkılınca eve gideyim dedim. Tam çatı kapağına yaklaşmıştım ki bir ışık patlaması oldu. Kırmızı, yeşil, mavi ve sarı renklerin hareketini şimdi dahi hatırlıyorum. Tırmığa basmıştım... Işıklar vardı, baş dönmesi de. Elimi alnıma attım, yumurta büyüklüğünde bir şişlik.
Çizgi filmler haklıymış ve kendi düşen ağlamazmış.
Ne ağlamak aklıma geldi, ne yardım istemek. Bir şeyi çok istemek istediğin anda olacağı anlamına gelmiyormuş. Beklemediğin bir anda olabiliyormuş gayet. Çok denemek, aşırı çaba sarf etmek lüzumsuzmuş. Bir şeyin olacağı varsa hayata dalmak o işin gerçekleşeceği vakit için zamanda yolculuk yapmak sayılır.
Spoiler içeriyor
Frodo ve Sam, apayrı bir ikili. Filmlerde ikisi arasındaki yaş farkı yokmuş gibi görünmesine rağmen kitaplarda bu yaş farkını ve Frodo'nun taşıdığı yükün ne derece ağır olduğunu onunla birlikte hissetmek, üstüne bir de Gollum'la Frodo'nun derin alakasına şahitlik etmek keyifliydi.…devamıFrodo ve Sam, apayrı bir ikili. Filmlerde ikisi arasındaki yaş farkı yokmuş gibi görünmesine rağmen kitaplarda bu yaş farkını ve Frodo'nun taşıdığı yükün ne derece ağır olduğunu onunla birlikte hissetmek, üstüne bir de Gollum'la Frodo'nun derin alakasına şahitlik etmek keyifliydi.
Birden fazla sevdiğim bölüm var kitapta. Höyüklü kişiler bunlardan ilki, sonrasında Yolgezer'in Yolgezer olduğu tüm bölümler. Yolgezer'in Aragorn kimliğine büründüğü ve surlardan orklara karşı yaptığı nazikçe uyarı. Söğüt ve Bombadil, gece sesleri. Gollum'un Gollum olmadan önceki hayatı ve yüzükle karşılaşması. Frodo ve Sam'in yolculuğunun tamamı, özellikle artık Mordor'a yaklaştıkları bölümler. Gandalf'ın ilk olarak kendine, sonrasında çevresine açtığı konuşmaları ki konuşmak eyleminin doğasına yönelik göz ardı edilemeyecek birtakım düşünceleri de barındırıyor o konuşmalar.
Jack London farklı bir insan. Sanayi devrimiyle adı konması zor sancılar yaşayan İngiltere'ye dair gözlemleri var bu kitapta. Gördüklerini, o vakitlerdeki İngiliz halkının yaşadığı şeyleri hafifleterek yazdığını düşünüyorum ama bu hafifletmeye rağmen soğuk bir kış gününün ayazı gibi çarpıyor insanın…devamıJack London farklı bir insan. Sanayi devrimiyle adı konması zor sancılar yaşayan İngiltere'ye dair gözlemleri var bu kitapta. Gördüklerini, o vakitlerdeki İngiliz halkının yaşadığı şeyleri hafifleterek yazdığını düşünüyorum ama bu hafifletmeye rağmen soğuk bir kış gününün ayazı gibi çarpıyor insanın yüzüne gerçekler.
Bence sıcak bir duş büyük bir şey. Sabah kalkıp zahmetsizce elini yüzünü yıkamak da öyle. Kahvaltı yapabilmek, birisi sizi uyandırmadan kendi başınıza uyanmak. Kendinize ait yastığınızın olması. Temiz yiyeceklere erişmek, daha ötesi temiz sudan içebilmek. Bütününü koruyabilmiş bir kıyafete sahip olmak, mevsimine göre giyinebilmek. Tüm bu saydıklarım gerçekten büyük şeyler.
Olay, yokluk ya da fakir edebiyatı değil. Bunlar bize olmalıymış gibi gelen şeyler ama bunların şu an birçok insanın hayatında erişebilir olmasını sağlayan şey kolektif birtakım çalışmaların istikrarla sürdürülmesi. Bir gün dağ başında bir yerde elinizde hiçbir çağrı aracı olmadan kalıp yürümeniz gerekirse, kısa vadeli de olsa yeni bir hakikat mertebesine ulaşıp o anlarda doğanın pek laftan sözden anlar bir yapıda olmadığını deneyimleme şansınız olabilir. İlla diplere giden bir yolculuk olmasına gerek yok sanırım o hissiyata tanışıklık duymak için.
Bu kitapta dipler var, diplerin küf kokan köşeleri gizli. İnsan olmayı unutmaya yüz tutmuş, teknolojinin pek de hijyeni umursamaması var biraz da. Sanayileşme, şehir hayatına mecbur olmak sanki bir iltihapmış gibi hissetirebilir kitabın sonunda size.
*İnsan her şeyi unutuyor; hatırlıyorum sandığımız şeylerde hatırladıklarımız gerçekten olanlar mı, yoksa bizim kendi kendimize yorumladıklarımız mı? Ortada yaşanana başka bir şahit yokken anlatılan hikayeleri dinlemek ne hoş, şahidin varlığı genelde tartışma getiriyor. *Yalnızlık sevimli bir şey ancak bu sevimli…devamı*İnsan her şeyi unutuyor; hatırlıyorum sandığımız şeylerde hatırladıklarımız gerçekten olanlar mı, yoksa bizim kendi kendimize yorumladıklarımız mı? Ortada yaşanana başka bir şahit yokken anlatılan hikayeleri dinlemek ne hoş, şahidin varlığı genelde tartışma getiriyor.
*Yalnızlık sevimli bir şey ancak bu sevimli olma hali belli koşullara bağlı. Anlamayacak, güvenmeyecek, ihtiyaçlarıyla beraber ihtiyaçlarını gözetmeyecek, konfor alanına saygı duymayacak birinin varlığı yerine dupduru yalnızlığın ne derece sevimli olabileceğini ancak bu durumları yaşayanlar bilir. Anlamak koşulu ile saygı ayrılmaz ikili, her ikisinin ortak varlığının olduğu yerde güven var kabul edilir. Bu topluluğa karşı sevgi uzaktan seyre dursa da olur.
*İstanbul kapalı havalarda hep aynı hissettiriyor bana. Hevesim bazen oluyor, bazen de kırgın bir hevesim oluyor. Artık yürümeye pek hevesim olmasa da hayatta bazı konularda yapacak bir şeyim olduğu zaman odaklanmak ve işe kendimi vermenin hissiyatı epey güzel. Öyle gerçek meseleler olduğu zaman uyurken dahi düşünerek uyuyorum. Uykuya dalarken değil, uyku halinde. Neyi yapmam gerektiğini keşfettiğimde, gerçek kendimle yürüyorum belli bir süre o iş bir nihayete varana kadar. Özlediğim bir şey bu.
Biraz üzücü bir kitap. Tercih ettiği dil, dümdüz nezaket dili ama olaylar pek öyle değil. İfadeler ve olay örgüsü akıcı. Okumayı bir haftalığına bırakıp sonra yeniden okumaya başlayınca nerede kaldığını, neler olduğunu hatırlayıp karakterin ruh haline onunla birlikte yaşarmış gibi…devamıBiraz üzücü bir kitap.
Tercih ettiği dil, dümdüz nezaket dili ama olaylar pek öyle değil. İfadeler ve olay örgüsü akıcı. Okumayı bir haftalığına bırakıp sonra yeniden okumaya başlayınca nerede kaldığını, neler olduğunu hatırlayıp karakterin ruh haline onunla birlikte yaşarmış gibi şahitlik etmek kendiliğinden olan bir iş.
Biraz üzücü bir kitap ama neden üzücü olduğunu anlamak için son cümleye gelmek ve yazarın kalbinden çıkmış o yol haritasına bir kuzgun gözüyle bakmak lazım.
Olup bitenleri sırf kendi açımızdan yaşayarak başkalarının hallerini o bakış açısından yorumlayıp en nihayetinde zafer sandığımız haklı çıkmalarımızın aslında pek öyle olmadığını anlamak için her seferinde iş işten geçmiş olması mı lazım?
Karşımızdaki kişinin mizacına uygun bir üslupla açık sözlü olmak imkansız derecede zor bir adım çoğu zaman.
Vahşete dair türlü öğeleri, türlü şekillerde ama sürekli olarak barındıran Rus masalları ve varyantlarıyla beraber benzer masalların diğer ülkelerdeki anlatımlarını içeren bir kitap. Bazı masalları özet olarak anlatırken bazılarına detaylıca yer vermiş yazar kitapta. Cadı ile baba yaga arasındaki farklar…devamıVahşete dair türlü öğeleri, türlü şekillerde ama sürekli olarak barındıran Rus masalları ve varyantlarıyla beraber benzer masalların diğer ülkelerdeki anlatımlarını içeren bir kitap.
Bazı masalları özet olarak anlatırken bazılarına detaylıca yer vermiş yazar kitapta. Cadı ile baba yaga arasındaki farklar ya da doğu dünyasındaki çok eşliliğe dair göndermeleri örtmek için üvey anne kavramının Hristiyan ülkelerindeki masallara nasıl ve ne biçimde girdiği de var dipnotlarda.
Rusya'nın uzun kış gecelerinin etkisinden olsa gerek, mutlu sonla biten masallar bile sanki hiç mutlulukla alakası olmayan şeylermiş gibi hissettirdi bana. Bazı masalları anlaması güç, bazıları sade ama keskin. Hepsini ayrı ayrı örnekler olarak görmekte fayda olduğunu düşünüyorum.
Storytel üzerinden Alişan Özkan'ın seslendirmesiyle bu eserle tanışmak hayatımda olumlu bir gelişime sebep oldu.
İnsanların geçmişte cennetten toprak satması gibi ölmekte olan ya da buna karar veren insanların zihinlerinin bir kopyasını dijital bir dünyaya yüklettiği, bu sayede eş zamanlı olarak yaşayan insanlarla iletişimde olabildikleri fikrine odaklanan bir dizi. Buna benzer fikirler çeşitli yapımlarda zaten…devamıİnsanların geçmişte cennetten toprak satması gibi ölmekte olan ya da buna karar veren insanların zihinlerinin bir kopyasını dijital bir dünyaya yüklettiği, bu sayede eş zamanlı olarak yaşayan insanlarla iletişimde olabildikleri fikrine odaklanan bir dizi.
Buna benzer fikirler çeşitli yapımlarda zaten var ancak bu dizide daha çok bu dijital bilinç kopyalamanın sosyo-ekonomik ayrımlarla nasıl şekillendiğine, bunun insan eliyle gerçekleşmesi neticesinde olası sonuçların neler olabileceğine değiniliyor. Bunu hafif komik ama gerçeğe bakınca sert bir şekilde yaptığını alelade geçen sahnelerde fark etmek zor olsa da güzel bir dizi.
Filmin başlangıcında ana karakterin gördüğü bilindik Miyazaki evreninden bir rüyadan sonra vidaların şekillerinin dahi hayati öneme sahip olduğu gerçek dünyanın ciddi meselelerini kendine has nezaketle ortaya koyduğu, gönlümde farklı bir yeri olan Miyazaki filmi. Geçmişten günümüze yönetmenin filmlerini izleyerek gelen…devamıFilmin başlangıcında ana karakterin gördüğü bilindik Miyazaki evreninden bir rüyadan sonra vidaların şekillerinin dahi hayati öneme sahip olduğu gerçek dünyanın ciddi meselelerini kendine has nezaketle ortaya koyduğu, gönlümde farklı bir yeri olan Miyazaki filmi.
Geçmişten günümüze yönetmenin filmlerini izleyerek gelen birinin Miyazaki'nin bu son filmindeki detayları görmekten ziyade akşamüstü esintisi gibi farklı farklı ruh hallerini gezerek hissedeceğini düşünüyorum.