Oscar abiyi alip Kadıköyün barlarinda sarhos olana kadar icip ayyas halimizle etrafa şiir ve sanat hakkindaki zirvaliklarimizla rahatsizlik vermek gibi mülteci isteklerim var... Size filmdeki bir karakterimizin başka bir karaktere yazdığı mektubu okumak istiyorum şimdi. " Merhaba Daniela, Beni tanimiyorsun,…devamıOscar abiyi alip Kadıköyün barlarinda sarhos olana kadar icip ayyas halimizle etrafa şiir ve sanat hakkindaki zirvaliklarimizla rahatsizlik vermek gibi mülteci isteklerim var...
Size filmdeki bir karakterimizin başka bir karaktere yazdığı mektubu okumak istiyorum şimdi.
" Merhaba Daniela,
Beni tanimiyorsun, ben babanin ogrencisiydim. Öncelikle defterini aldigim icin ozur dilemek istiyorum. Hosuma gitti. Benimki neredeyse dolu oldugu icin kullanabilecegimi dusundum.
İkincisi babandan nefret ediyormussun cunku sana onun bana bir sey yaptigini soylemisler. Bana hicbir sey yapmadi. Tek istegi bana yardim etmekti. Benim büyük bir şair olmami istiyordu. Ama bu onun hayaliydi benim degil. Ama siiri sevmedigimi fark etmemi sagladi. Ya da en azindan bana ogrettigi türde siiri sevmedigimi. Ben sadece hissettiklerimi yazmayi seviyorum. Ve cizmeyi. Benim hayallerim daha basit. Evim olsun, işim olsun, anneme, büyükanneme, kardeslerime yardim edeyim. Bunun gibi seyler. İyi yasamak icin cok seye ihtiyac oldugunu dusunmuyorum. Baban bana senden bahsetti. Aranizdaki mesafeli iliskiden. Seni anlıyorum. Benim de öyle bir babam var. Ve bu senin hatan degil. Bu babalara sahip olmanin yükünü hayatimiz boyunca tasimak zorundayiz. Seni temin edebilecegim tek sey seni cok sevdigi ve degismeye calistigidir. Umarim basarili olur ve bu mektup ondan nefret etmemene yardimci olur."
" İşte buradayım
Bir adam
Antika bir dinozor
Mağduriyetlerin taşıyıcısı
Kınanmayı hak eden
Kırılgan hayalperest
Ama bu hüzünlü şaire olan
İnancınızı kaybetmeyin
Çünkü neşeli bir şiir
Yazmaya çalışıyor"
Dünyanın en en en iyi mafya filmi ( evet dünyadaki bütün mafya filmlerini izledim?) Çocuklar kendilerini driver'daki ryan gosling sanmaya devam etsinler biz Titta babanin melankolik ve karizmatik yalnızlığından devam (baba sen kimsin ya) Bu filmi yazmicaktim aslında çünkü çok…devamıDünyanın en en en iyi mafya filmi ( evet dünyadaki bütün mafya filmlerini izledim?)
Çocuklar kendilerini driver'daki ryan gosling sanmaya devam etsinler biz Titta babanin melankolik ve karizmatik yalnızlığından devam (baba sen kimsin ya)
Bu filmi yazmicaktim aslında çünkü çok useniyordum ama sonra baktim sıfır gönderi bu filme. Titta baba (evet artik böyle dicem ona hep) burda bile yalniz, yapayalnız... Kimse bişi yazmamış onun hakkında. Rafta bile fark edilmemiş hep yanından yamacindan geçip gidilmiş...
Titta di girolamo yeşil neon ışıkların altında yürüyen ama hep yalnız yürüyen sadece nefes alan bir canlıdır hayatının son on yılı boyunca. Bir otel odasında uyanır her sabah, kapısının önündeki çantayı alır ve teslim etmek üzere yola çıkar her gün. Her saat sigara yakar, insanlara bakar, içinden bir sürü düşünce geçer ama hiç konuşmaz, hiç kimseyle konuşmaz. Hiçbir şeye dair en ufak bir merakı, heyecanı yok gibidir. Her gün oteldeki barmen Sofia çıkmadan önce ona gülümseyerek bakar ve hoşça kalın der. Ama o sadece yüzüne bakar sonra yüzünü çevirir. Böyle biridir işte. Ne iş yapar bu adam diye merak ederek izleriz filmi tıpkı filmdeki diğer insanlar gibi, otel çalışanları gibi, otelin müdürü gibi, Sofia gibi... Sonra öğreniriz yavaş yavaş her şeyi. Ve aslında Titta (baba)'nin o bilenmiş görünümünün altındaki adamı görürüz.
Titta (baba)di girolamo Fatih Terim'in bazen yürekli kayıplar korkak zaferlerden cok daha önemlidir lafının vücut bulmus halidir işte en nihayetinde.
Filmin müzikleri, tüm tüm müzikleri inanılmaz güzeldir ama özellikle film için yapılmış olan Pasquale Catalano'nun La Conseguenze Dell'Amore'u... Malsf kulaklığı takıp sigara eşliğinde uzaklara bakarken ayni zamanda kendinizi Titta babayı düşünürken bulabilirsiniz. (yasanmis hikâyedir)
"Ortada yaşananlardan sorumlu bir odak tarif edilmeyince mesele yine dönüp dolaşıp insanın yanlış tercihlerine ve kötücül özüne geliyor. Kötülüğün sistemsel bir yanı olduğu görmezden gelinerek ezenin kötülüğü ile ezilenin kötülüğü aradaki neden sonuç ilişkisi kavranmadan aynı kefeye konuluyor. Örneğin, filmde…devamı"Ortada yaşananlardan sorumlu bir odak tarif edilmeyince mesele yine dönüp dolaşıp insanın yanlış tercihlerine ve kötücül özüne geliyor. Kötülüğün sistemsel bir yanı olduğu görmezden gelinerek ezenin kötülüğü ile ezilenin kötülüğü aradaki neden sonuç ilişkisi kavranmadan aynı kefeye konuluyor. Örneğin, filmde yoksullukla karşı karşıya kalan Hazeranların işlediği suçlar ile bir süredir ABD ve İsrail’in Gazze’de yaptığı soykırım, benzer motivasyonların sonucu olarak görülüyor. Sınıflardan bağımsız bir dünya ve insan kavrayışı yönetmeni ister istemez özcü bir konuma itiyor.
Eğer gerçekten dünyada işlenen suçların mikro ölçekte yeniden canlandırılmasıysa amaç, bu ciddi bir soyutlama becerisi gerektirir. Doğru karakterler ve olay örgüsü ile yukarıda pas geçildiğini söylediğimiz temel meselelerin altının doldurulması ve iyi temsil edilmiş olması gerekir. Bu yapılamadığında karmaşık bir mesele basite indirgenmiş olur ve kaba bir hal alır, sistemsel olan bireyselleşir ve oklar sıradan insanı göstermeye başlar. Kötülük sıradanlaştırıldıkça da aslında mevcut sistem olağanlaştırılmış olur
Sanatın dünyayı yansıtan bir ayna değil, dünyanın onunla şekillendirildiği bir çekiç olması gerektiğini söylüyor Brecht. Bu aynı zamanda bir aydın tavrıdır. Emin Alper filmleri ise bizi tekrar tekrar bildiğimiz bir çamurun içine atıp duruyor, o çamurun neden orda olduğunu anlatmadan ve o çamurda saklı kalmış olanı ortaya çıkarmadan. O zaman çamurda debelenmenin ne anlamı var diye sorası geliyor insanın, onlarca trajediden birini bize tekrar hatırlatmak dışında “Kurtuluş” filmi ne anlatıyor? İzleyicisine hangi soruları sorduruyor ya da o çamurdan çıkışa dair neyi işaret ediyor? Koca bir hiç."
"Atım öldü." Yokluk/ yoksulluk insana bunu yapar. İnsanı delirtir. İnsanı kör bir umudun peşinden sürükler ve onu oracıkta yok eder. Cabbar'in hikâyesi hepimizin gerçekliğidir biraz daha fazlası biraz daha azı. Ama anlatılan bizim hikayemizdir en nihayetinde.
"Ortaokuldayken bir haber okumuştum gazetede. Mersin'de bir adam, lop yumurtayı çiğnemeden yutarim diye arkadaşıyla iddiaya giriyor. Genç bir adam. Yumurtayı yutuyor ama yumurta o kadar sıcak ki adamin midesi yanıyor, adam anlamıyor bunu, sonra da ölüyor. Böyle bir şey. Çok…devamı"Ortaokuldayken bir haber okumuştum gazetede. Mersin'de bir adam, lop yumurtayı çiğnemeden yutarim diye arkadaşıyla iddiaya giriyor. Genç bir adam. Yumurtayı yutuyor ama yumurta o kadar sıcak ki adamin midesi yanıyor, adam anlamıyor bunu, sonra da ölüyor. Böyle bir şey. Çok saçma değil mi? Kahvaltıda önümde duran yumurtaya bakarken bu geldi aklıma. Sonra şunu düşündüm Selma. Ben sanki o yumurta haberini okuduğumdan beri bir armağan, bir mucize olduğu söylenen şu hayatın saçma sapan bir şekilde bitebileceginden korktum hep. İçimde böyle bir korku varken de hayatın tam da bu şekilde, yani saçma sapan bir şekilde sürdüğünü anlamadım. Asıl bundan korkmam gerektiğini anlamadım."