İçim mezarlık gibi.. Mezarlar peş peşe etraf sis ve buz kesen hava,gece vardiyasında yıldızlar.. Donuk ses,ıssız ortam,nemli toprak günahkar bedenler.. Dünya telaşında yüreklerinin yangınında harlanmış ruhlar..Mezar tasinda yazılanlardan fazlası ölüler.. Ayrı severim mezarlıkları. Herkesten her farklılıktan var orda;genci,yaşlısı,erkeği,kadını,iti kopuğu,delisi,akıllısı,çirkini,güzeli,sakhatı,körü,sağırı,dilsizi,mutlusu,kederlisi,yalnızı,pişmanı.. Bunca…devamıİçim mezarlık gibi.. Mezarlar peş peşe etraf sis ve buz kesen hava,gece vardiyasında yıldızlar.. Donuk ses,ıssız ortam,nemli toprak günahkar bedenler.. Dünya telaşında yüreklerinin yangınında harlanmış ruhlar..Mezar tasinda yazılanlardan fazlası ölüler.. Ayrı severim mezarlıkları. Herkesten her farklılıktan var orda;genci,yaşlısı,erkeği,kadını,iti kopuğu,delisi,akıllısı,çirkini,güzeli,sakhatı,körü,sağırı,dilsizi,mutlusu,kederlisi,yalnızı,pişmanı.. Bunca uçsuz bucaksız ruhani duyguları ve bedenleri bi metrekareye sığdırmak.. Ve bi gün kendi bedenimi de o metrekarede düşünmek.. Bi gülümseme yayıyor bu naif düşünce dudaklarıma.. Nasıl da isterim insanlığın tüm renklerinin toplandığı bu gökkuşağında bi yerim olmasını.. Madem yerim kalmadı bu dünyada,ben de bi rengi olayım bu gökkuşağının. Ayaklarım yürümesin toprak üzerinde artık,bedenimi sığdırsınlar o metrekareye. Sıcak toprak kütlesini soğuk bedenime atsınlar kürekleriyle. Ohh.. Sıcacık toprak.. Sizin olsun soğuk buz kesen dünyanız.. Gazabınızdan,kirliliğinizden sürekli yağmur yağan, gökkuşağı çıkmayan güneşsiz dünyanız sizin olsun. Ben içimin mezarlığına gömülüyorum. Yağmur dindi,çıktı gökkuşağı.
VDTKPLN
İnsanlar işte bu yüzden şimdiki zaman konusunda bu kadar büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorlar. Yarının ne kadar mükemmel olacağından o kadar çok bahsediyoruz ki, her şey sahiden muhteşem de olsa hüsranla sonuçlanıyor. Yarın, tıpkı yapım şirketinin önceki Kasım ayında fragmanlarını…devamıİnsanlar işte bu yüzden şimdiki zaman konusunda bu kadar büyük bir hayal kırıklığı yaşıyorlar. Yarının ne kadar mükemmel olacağından o kadar çok bahsediyoruz ki, her şey sahiden muhteşem de olsa hüsranla sonuçlanıyor. Yarın, tıpkı yapım şirketinin önceki Kasım ayında fragmanlarını göstermeye başladığı, gişe rekorları kıran bir yaz filmine benziyor. Sinema salonuna gidene kadar filmi önceden görmüş gibi hissediyorsunuzdur: En iyi replikleri, en büyük patlamaları ve bikiniyle sudan çıkılan en baştan çıkarıcı sahneyi biliyorsunuzdur. Filmin yapım aşamalarını zaten görmüşsünüzdür ve aktörlerin basın şerefine verilen bir ziyafette falan filanla çalışmanın ne kadar büyük bir ayrıcalık olduğunu ve dublör kullanmadıklarını söylediklerini duymuşsunuzdur. Filmi önceden seyretmiş gibi hissettiğinizden, film gerçekten oynamaya başladığında, sinemada oturup seyretmek üzere hiçbir istek duymazsınız. Henüz gerçekleşmemiş bir şeyi deneyimlemiş olursunuz. Aslında şöyle bir düşününce esas sinemaya gitme nedeninizin filmi izlemek değil, geleceğin tadını almak, bir sonraki gişe rekorları kıracak olan filmin fragmanını görmek ve onu da gerçekleşmeden deneyimlemek olduğunu görürsünüz. Ayrıca bu fenomen filmlerle de sınırlı değildir; bugünkü yaşam biçimimizdir. İşte bu yüzden sizi geleceği göz ardı etmeye, fragmanlar sırasında biraz patlamış mısır ve jelibon yiyerek sadece filmin keyfini çıkarmaya davet ediyorum. Gerçek zamanlı olarak. Beklentilerin kara deliğinde değil.
şey ben şey diyecektim. ya nasıl desem; desem sana dert, demesem bana dert. keşke biz seninle aynı evde olsaydık; o zaman ben sana sabahlara kadar kayıt yapardım.. işte sen de bana kitap okurdun. öyle bilinçlenirdik.
Biz duygusal açıdan çok cahiliz. Bize anatomi, Pretoria'daki tarım, hipotenüsün karesinin dik kenarların karelerinin toplamına eşit olduğu gibi her şeyi öğrettiler. Ama insan ruhuna ilişkin tek bir şey öğrenmedik