Aşığım sanaaa doyamıyoruuuum, ne de güzelsiiiin bakamıyoruuuuğm. Sssesseseseeen mükemmel bir serisin. Sen harika bir serisin. Ridley Scott, ustalar ustası. Hollywood'un sinema dehası. Sana bir kez daha teşekkür ediyorum. En son Romulus'ta kendimden geçmıştim. Şimdi de Covenant'ta aynısını yaşıyorum. Yani bu…devamıAşığım sanaaa doyamıyoruuuum, ne de güzelsiiiin bakamıyoruuuuğm.
Sssesseseseeen mükemmel bir serisin. Sen harika bir serisin. Ridley Scott, ustalar ustası. Hollywood'un sinema dehası. Sana bir kez daha teşekkür ediyorum. En son Romulus'ta kendimden geçmıştim. Şimdi de Covenant'ta aynısını yaşıyorum. Yani bu benim için sadece bir film değil bu seri ortaya çıkışıyla, çekim aşamasıyla, kendine haslığı ve gizemi ile bambaşka bir şey yahu. Ben bu seriyi hissederek, aşk yaşayarak izliyorum. Her bir filmi değerli ve kıymetliler bendeniz için. Sanki her biri birer anı parçacığı, her birisine baktığımda eski sevgiliden gelen bir mektuba bakmış gibi oluyorum. Bir gülümsüyorum, dudaklarımın o kıvrılışında Alien hayranlığım görünüyor adeta.
Covenant, Prometheus sonrası çıkan ve seneler sonrasında geçen bir devam hikâyesi. Peometheus'a göre daha heyecanlı ve koşuşturmacalı bir filmdi. Yapay zeka, insanlık, xenemorph, Tanrı gibi konuların bileşiminden etkileyici bir iş ortaya çıkmış. Hani başta Walter (yapay zeka) diyor ya: Beni siz yarattıysanız, sizi kim yarattı? Bu sorunun ardından karakterlerin birbirine bakması benim çok hoşuma gidiyor. Hadi düşün bakalım evresine giriliyor çünkü.
Böyle harika eserlerin seyirciler üzerinde özellikle iz bıraktığı bazı sahneler olur. Peometheus'ta Dr. Elizabeth Show'un hamilelik sahnesi ve yaratıktan kurtulma çabası bir hayli beğenimi kazanmıştı. Covenant'ta ise iki yapay zekanın (Micheal Fassbender) karşılıklı oturup flüt çalmaları öylesine güzeldi ki. Yani bu sahneyi düşünmüş olmak ve gerçekleştirmek gerçek bir başarıdır benim gözümde.
Hâl böyleyken Fassbender'ın oyunculuğu karşısında sadece hayranlıkla bakınıyorum. Seriye öyle yakışmış, yapay zekâ soğukkanlılığını öyle bir almış ki alkışlamak kalıyor bizlere. İşinin hakkını veren oyunculara bayılıyorum.
Tek kırıcı, üzücü yanı neydi biliyor musunuz? Ridley Scott. Ustam neden Covenant'tan sonra gerçekleşene dair bi film çekmediniz? 😑 Yani sonrasını benim gibi hakiki Alienseverler merak etmiştir zannımca. Romulus da bir devam filmi ancak Covenant sonrasını işlemiyordu.
Ama bu evren harika ve bu filmler iyi ki varlar. Seviyorum be seviyorum.
Bong Joon Ho seni seviyorum. Robert Pattinson seni seviyorum. Güney Kore sinemasının işinin ehli insanları sizi seviyorum. Dandik ve boktan filmlerden sonra şifa geldi şifa. Robert Pattinson, her defasında hayran bıraktırıyor kendisine, adamım benim. 🤍🤍
Dünya klasikleri diyorum iyi ki varlar. Şurada atanmışız, haliyle yoğunluk var. Sabah erken kalk, servisle okula git gel derken bu yorgunluğa ve tempoya alışmak biraz sürdü. Bu süreçte okuma ve izlemelerim de haliyle düştü. Ancak şu kitap okumak denilen eylem…devamıDünya klasikleri diyorum iyi ki varlar.
Şurada atanmışız, haliyle yoğunluk var. Sabah erken kalk, servisle okula git gel derken bu yorgunluğa ve tempoya alışmak biraz sürdü. Bu süreçte okuma ve izlemelerim de haliyle düştü. Ancak şu kitap okumak denilen eylem gerçekten bir nimet ya. Yeni tanıştığım insanlarla ve öğretmenlerle de illa ki kitap muhabbeti yapıyorum. Bu konudan kaçışı olmuyor kimsenin 😄. Düzenli kitap okuma seyrim bozulmuştu demiştim. 5-6 gün evvel Tolstoy Ustanın Savaş Ve Barış'ına başladım ve şuan sayfa 43'teyim.
İnanın kitap daha başlar başlamaz, karakterler baloda veya davette diyaloga girer girmez; gönlümde yer edindi. O klasik okumanın verdiği tatlı heyecan, o sıcak esinti benliğimi aldı. Kitap okumak çok güzel bir şey ya. Yeni başlamıyoruz elbet ama hani bir süredir okuyamayıp, o kitap özlemini çekip, bir an gelince kavuşmak; o sayfaları elinde hissetmek... Abartacağım belki ama edebiyat sonuçta bu, edebiyat aşkı ve sevgisi; Sevgiliye kavuşur gibi bir duygu bu...
DÜNYA KLASİKLERİ okuyunca diğer okuduklarım her ne kadar onları da sevsem bana yavan geliyor. İyi geceler dilerim. Ve iyi okumalar 🤍
Ya Allah Aşkına! 1973 yılında yapılmış şu film, sinemanın kaçıncı boyutu? Sanatın kaçıncı boyutu? Bağırmak istiyorum bağırmak. İnsanoğlunun bencilliğinin, sömürme isteğinin, birlikte kalamama sorunsalının çeşitli figür ve görsellerle sunumunu izliyoruz. Ust düzey bu animasyonda Traag ve Om'lar arasındaki mücadeleye tanık…devamıYa Allah Aşkına! 1973 yılında yapılmış şu film, sinemanın kaçıncı boyutu? Sanatın kaçıncı boyutu? Bağırmak istiyorum bağırmak.
İnsanoğlunun bencilliğinin, sömürme isteğinin, birlikte kalamama sorunsalının çeşitli figür ve görsellerle sunumunu izliyoruz. Ust düzey bu animasyonda Traag ve Om'lar arasındaki mücadeleye tanık oluyoruz. Traaglar, dev ve üstün zekâlı olarak görünürken Omlar pasif, küçük ve edilgen duruyorlar.
Traaglar, Omları bir hayvanmışçasına kullanıyorlar; oyuncak gibi süsleyip, yeri geldikçe birbiri ile dövüştürüyorlar... Eh, bu pek de yabancı bir durum değil insanoğluna. Traag denilen tür aslında doğrudan insanları simgeliyorlar; katılaşmış kurallar, ezici siyaset, ırkçı düzene sahip ülkeleri getiriyorlar akıllara. Tabi bu filmde tersyüz edilmiş bazı şeyler var. Om'lar insan benzeri tür olarak mevcutlar, fiziken farkları yoklar. Fakat Traaglar tarafından hayvan olarak görülüp, yersiz yurtsuz ediliyorlar. Buradan yola çıkarak insanların hayvanları yaşam alanından koparıp, yavru kedi ve köpekleri annelerinden ayırması akıllara geliyor. Laloux'un yaratısında tersyüz edilmiş bir dünya var kısacası. İnsanoğlu hayvan konumuna gelmiş ve Traag denilen bir tür tarafından yok edilmeye çalışılıyor. Traaglar da bu yok etme güdüsüne, sömürü ve yayılmacı politikaya sahip oldukları için yine insanların bir yönünü temsil ediyorlar.
Kısacası diyebilirim ki bu filmde her şey insanlığı imliyordu. Traaglar da öyle Omlar da öyle... Bir ders vermek için oluşturulmuş farklı iki figür denilebilir yani. Anlaşılması güç bir film olduğunu düşünmüyorum. Fakat insanı derinlere iten bir yani mevcut. Bazen bir Asimov romanı okuyormuş gibi hissettim kendimi içerdiği farklı gezegen ve kurgusundan dolayı. Kaliteli bir filmdi. Süresi kısa ve özü itibarıyla ders vericiydi. Müzikleri tuhaf derecede güzeldi. +18 olduğunu unutmamak gerek.
Sen ne kadar zarif ve tatlı bir filmsin ya. İsminin Sararmış Yapraklar olduğu aklıma gelince direkt tonlarına baktım. Sarımsı, sonbaharı hatırlatan, o bildiğimiz güz mevsiminin yapraklarını andıran bir renge sahipti. 2023 yılında böyle doğal, sanatsal filmler çekildiğini görünce mutlu oluyorum.…devamıSen ne kadar zarif ve tatlı bir filmsin ya.
İsminin Sararmış Yapraklar olduğu aklıma gelince direkt tonlarına baktım. Sarımsı, sonbaharı hatırlatan, o bildiğimiz güz mevsiminin yapraklarını andıran bir renge sahipti. 2023 yılında böyle doğal, sanatsal filmler çekildiğini görünce mutlu oluyorum. Yönetmenden daha önce bir eser izlemedim ancak evdeki her bir eşyanın (kanepenin, sandalyenin, kapının) ve giyim kuşamların renkli renkli olması dikkatimi fazlasıyla çekti. Yeni dönemde geçmesine rağmen nostaljik bir film çekmeyi başarmış Kaurismäki. Benim de kalbimi kazandı.
Film bana Nicolas Cage'in başrolde olduğu "Elveda Las Vegas"ı hatırlattı. Cage, içmekten bıkmayan ve dolayısıyla bütün hayatında sorunlar yaşayan bir alkoliği canlandırıyordu. Sararmış Yapraklar için, bu filmin sanatsal hâliydi diyebilirim; ve daha fazla umut aşılayanı, sevgiyi önemseyeni, cinselliğin ekrana taşmadığı, doğallığın ön planda olduğu...
"Senden hoşlanıyorum da kendime yok tahammülüm." Bardaki şarkının sözlerinden birisiydi bunlar ve dinleyenlerin yüz ifadesinden şarkıdaki hüznün onlara nasıl geçtiğini anlayabiliyoruz. Müziği önemseyip melodinin adeta içlerine nüfuz ettiğini görebiliyoruz suratlarından. Hâl öyle ki bu şarkı sonrasında Huatori bir silkiniyor, kendine geliyor. Müziğin insan yaşamına etkisi yadsınamaz. 🎶
Ne demişti Ferdi Tayfur:
"Sevgiler Çiçek gibi soldurmayalım."
Ve ne demişti Orhan Gencebay bir şarkısında:
"Sevince bir başka oluyor insan
Bir ömrü bir anda tatmış gibiyim." Sanat camiasının tüm şarkı sözlerini burada paylaşacak değilim ama Erkin Koray'ın:
"Sevmek bil ki doğmaktır yeni baştan
Aşık oldum galiba yavaştan." diye naralar attığını da unutmamak gerekiyor.
Evet sevmek... Yönetmen, aşkı kendince, tüm sadeliği ile ele alıyor. Finlandiya'dan görüntüler izliyoruz. Radyolardan sesler duyuyoruz savaşa dair. Savaşlara dair. Mazlumlara dair. Filistin, Gazze, Doğu Türkistan, Ukrayna hepsi de akıllara geliveriyor. İki insanın birbirine duyduğu sevginin yanı sıra dünyadan, gündemden kopmadıklarını hazince anlıyoruz. Savaş bir yıldırım gibi çöküyor dünyaya; içi kararıyor insanın.
Sinema sahnesi benim için çok kıdemliydi. insanın sinema aşkını yeşertiyor. Günümüzde gidilen sinemaları yahut adını ne koyarsanız - çünkü ne amaçla gidildiği belli olmuyor - artık düşününce bir kötü oluyor insan. O koltuklara güzelce yerleşip filmi baştan sona izledikten sonra yemek veya kahve eşliğinde seyredileni konuşmak ne kadar hoş bir şey. Sinemayla, edebiyatla, aşkla kalalım 🌿
Kitapyurdu veya Amazon gibi uygulamalarda liste oluşturma özelliği var. İleride satın alınacak kitapları belli bir düzene göre listelemeyi tek seven ben miyim acaba? Canım sıkılınca mesela gidip fantastik diye başlık atıyorum, kitap ekliyorum. Sonra sıkılıyorum. Bırakıyorum. Başka zaman başka liste…devamıKitapyurdu veya Amazon gibi uygulamalarda liste oluşturma özelliği var. İleride satın alınacak kitapları belli bir düzene göre listelemeyi tek seven ben miyim acaba? Canım sıkılınca mesela gidip fantastik diye başlık atıyorum, kitap ekliyorum. Sonra sıkılıyorum. Bırakıyorum. Başka zaman başka liste yapıyorum. Yaptığım listeden de tesadüfen denk gelirsem bir iki kitabı satın alıyorum. Ama çoğunlukla listeden bağımsız, o an belirlediğim kitabı alıyorum. Listelerin benim için çok bir işe yaradığını söyleyemem ama yine de liste yapmak hoşuma gidiyor 😄