Ya yeter Wolvi her şeyi soruyorsun valla dediğinizi şöyle duyar gibiyim. Bi sorum daha var 🙋 1- Böyle müthiş bir şekilde güvendiğiniz, ulan ben bu adam ne yapsa izlerim dediğiniz bir yönetmen var mı? Sadece bir tane söyleyiniz lütfen. Ve…devamıYa yeter Wolvi her şeyi soruyorsun valla dediğinizi şöyle duyar gibiyim. Bi sorum daha var 🙋
1- Böyle müthiş bir şekilde güvendiğiniz, ulan ben bu adam ne yapsa izlerim dediğiniz bir yönetmen var mı? Sadece bir tane söyleyiniz lütfen. Ve neden ... Hadi tartışalım beraber.
Şu taze fırında eserimizin incelemesine şöyle başlamak istiyorum... Ben bu filmi aylar öncesinde "Scott Derrickson" başlığı altında gördüm. Şöyle gözlerimi kapatıp "bunun kötü olma olasılığı yok" dedim. Derrickson bana göre korku türünde Hollywood'ta en başarılı ilk 5 yönetmene girer. Hatta…devamıŞu taze fırında eserimizin incelemesine şöyle başlamak istiyorum...
Ben bu filmi aylar öncesinde "Scott Derrickson" başlığı altında gördüm. Şöyle gözlerimi kapatıp "bunun kötü olma olasılığı yok" dedim. Derrickson bana göre korku türünde Hollywood'ta en başarılı ilk 5 yönetmene girer. Hatta Doctor Strange'i yönetecegini ilk duyduğumda "Marvel ne kadar şanslı olduğunu bilmelisin dostum, harika işler çıkaracaksınız" demiştim. Ve öyle de olmuştu. Sonrasında ikinci filme Sam Raimi geldiğinde ben her ne kadar beğensem de; Derrickson'un çok daha ağır abi ve sağlam korku verebildiğini düşünmüştüm...
Kara Telefon... Korku filmlerinden artık şunu beklemeyi bırakmalıyız. Beni korkutan film yok ya, bu ne abi, bundan cacık olmaz, hiçbir sahnede kıpırdamadım... Birincisi arkadaşlar yönetmenin zaten böyle bir iddiası yok. İkincisi artık özgün filmler yapılmalı, biz izleyiciler bunları hak ediyoruz; üç harfliyi, laneti, birden çıkan canavarları herkes yapıyor.. önemli olan bunlarla beraber izleyicinin psikolojisinde güzel etkiler, unutulmayacak sekanslar bırakmaktır diye düşünüyorum. Derrickson da benim için böyle kral bir yönetmendir.
Nitekim filmimizde kaçırılan çocuğun mahzen gibi bir yerde bulduğu telefonla olan konuşmaları; inanın başka filmlerde görmediğim bir detay. Bunun üzerinden film mi olur be demeyelim. Çünkü evet bir telefon üzerinden gayet harika bir gerilim verilmiş; iki üç sahnesi sinemada izlerseniz sizi korkutacaktır. Mekan seçimi çok hoşuma gitti ki esas gerilimi bu mekân vermiş diyebilirim. Çocuklar ve öyle pek göremesek de Ethan Hawke'ı ben çok beğendim. İntrosuna diyecek söz bulamıyorum, American Horror Story'i andıran ama filmin kalitesine doğrudan etki eden bir müzikti...
Beklentimi karşıladı. Evet çok korkmadım ama senaryosunu beğendim. Hiç korkmadım mı? E size ben ne dedim! Üç sahnesi dedim ( Sakinim yaa kızmayın bana). Bunun dışında arkadaşlar bu yönetmenin Sinister filmi varya... Varya... Varya...
Merhaba arkadaşlar. Malum filmler izliyoruz... Hiç kendinizi film içinde düşündünüz mü? Siz bir filmde karakter olsanız, nasıl olurdunuz? Tiplemeniz nasıl bir şey olurdu? Mesela zeki tiplemeler vardır, bir filmde çabucak ölen karakterler... Güçlü ve savaşçı... ??
Fransız Yeni Dalga akımının kurucularından Godard, Abbas Kiyarüstemi hakkında şöyle demiş: "Sinema, D.W. Griffith ile başlar ve Abbas Kiyarüstemi ile sonlanır." İran'ın gözde ve dünya sinemasının önemli isimlerinden Kiyarüstemi, "Yolcu" filminde hayatı, gözle görülür bir şekilde somutlaştırarak bir elle uzatıyor…devamıFransız Yeni Dalga akımının kurucularından Godard, Abbas Kiyarüstemi hakkında şöyle demiş: "Sinema, D.W. Griffith ile başlar ve Abbas Kiyarüstemi ile sonlanır." İran'ın gözde ve dünya sinemasının önemli isimlerinden Kiyarüstemi, "Yolcu" filminde hayatı, gözle görülür bir şekilde somutlaştırarak bir elle uzatıyor bizlere.
Ben eseri izliyorken aklıma direkt Truffaut'un "400 darbesi" geldi. Ailesine ve çevresine başkaldıran, toplumu anlamlandırmaya çalışan, baskılar sonucu yıpranmış zavallı bir çocuk... Tipleme için farklı ülkelerde, farklı kültürlerle yetişmiş aynı çocuklar diyebiliriz. İngiliz sinemasının oldukça sert filmlerinden "This Is England" ın ana teması da bu çerçeve içinde ele alınmış diyebiliriz.
Şimdi biraz eserin içine yönelmek istiyorum. Ne anlatıyor bizlere? Gayet basit... Bir çocuk ve kötü, ilgisiz bir aile. Geleneksel eğitim sistemi ile dayak yiyen, falakaya yatırılan çocuklar. Qassem'in böyle bir toplumda yalanlar ile ayakta durması, dolandırıcılık yolunda ilerlemesi de kaçınılmaz. Ara ara kamera onun yüzüne anlamlı bir şekilde odaklanıyor; masumluğunu, tek istediğinin sevgi ve ilgi oluşunu yüzündeki o çaresiz, çocuk ifadeleri ile yansıtmaya çalışıyor.
Film, Kiyarüstemi'nin ilk uzun metraj filmlerinden sayılıyormuş. Ben de ilk eserlerinden başlayarak onu izlemek istedim. 1973 yapımı siyah beyaz, eski bir film olmasına rağmen bir çırpıda izlenilip, ders çıkarılabilir nitelikte bir eser. Tavsiye ediyorum :)
7/10
Dün film zevkimizin aynı olduğu bir arkadaşımla bu filmi sinemada izledik. Yönetmen Alex Garland'ın imzasını taşıması, büyük bir güven oluşturdu bende. Bu gibi yönetmenler sayesinde hem korkuda yeni bir çığır açılıyor hem de Bergman, Tarkovsky, Lynch gibi yönetmenlerin tarzları korunup…devamıDün film zevkimizin aynı olduğu bir arkadaşımla bu filmi sinemada izledik. Yönetmen Alex Garland'ın imzasını taşıması, büyük bir güven oluşturdu bende. Bu gibi yönetmenler sayesinde hem korkuda yeni bir çığır açılıyor hem de Bergman, Tarkovsky, Lynch gibi yönetmenlerin tarzları korunup üstüne yenilikler getiriliyor şahsen.
Boşanmış bir kadının, hâlâ üzerinde kocasının baskısını hissetmesi üzerine, bir kasabaya gidip kafa tatili yapmak isteyişi ile başlıyor film. Sonrasında benim anladığım kadarıyla bir iç çekişme izliyoruz. Garland'ın diğer filmlerinde de kullandığı ürpertici çığlıklar, ayini andıran müzikler, pagan kültüründen simgeler, heykeller anlatıya canlılık katıyor. Kilise sahnesinde karakterimizin geçmişindeki bir kavga sahnesinin, daha sonra kilisede bir ağıta dönüşmesini ve buradaki geçişe arkadaşımla birlikte hayran kaldık.
Son sahne Garland'ın garip sinema anlayışını yansıtıyor. Matruskadan yola çıkarak insan içinden insan çıkması... Adem ile Havva, yasak meyve göndermesi... Şiddet, kadin-erkek ilişkileri; işte ne anlamak isterseniz yönetmen size de düşünmeniz için fırsat veriyor; anlatı belki dört dörtlük değil fakat bu eser sanattan başka bir şey değil. Ben çok beğendim. Çok garip bir filmdi.
7/10
Bu dizi için söylemek istediğim birkaç şey var. 8 bölüm izledim ve bir şeyler yazmak istiyorum. Öncelikle dizide her bir sahnede sahnenin her bir detayında arkadan gülme efekti geliyor ve bana çoğu kısım komik gelmiyor. Hayır anlamadığım bu İngilizler neden…devamıBu dizi için söylemek istediğim birkaç şey var. 8 bölüm izledim ve bir şeyler yazmak istiyorum.
Öncelikle dizide her bir sahnede sahnenin her bir detayında arkadan gülme efekti geliyor ve bana çoğu kısım komik gelmiyor. Hayır anlamadığım bu İngilizler neden böyle bir tarz çıkarmış. İnsanoğlu, kendi güleceği yeri bilemiyor mu? Kulağımıza hoş gelen esprilere, durumlara gülmez miyiz? Yok efendim Joey A diyecek hahaha, Rachel B diyecek kikiki; zort. Zorlama espriler, kasıntı haller o kadar fazla ki, samimilik yok oluyor.
Bu dizide konu bir grup arkadaşın birbirlerine yürümeleri ve manita ayarlamalarından ibaret. Seks hakkında muhabbetleri de unutmamak gerek; çünkü dizi yoğun bir şekilde karakterlerin seks hayatlarını irdeliyor. Arkadaşlıkları çok samimi deniliyor, ama bu arkadaşlık böyle bir samimilik... Böyle bir arkadaşlık istemezdim şahsen.
Bu dizideki kadın karakterler neden sürekli cinsel açlık duyuyorlarmış gibi; yok efendim alt dudağını ısırmak istiyorum, yok erkekler şöyle böyle öpüşmeliymiş... Tüm bunlar arasına sıkıştırılmış komik olmayan espriler. Çoğuna gülmedim ve mimiğim oynamadı. Diziyi bu kadar değerli yapan ne bilmiyorum; Amerika kültürünü de biliyorum fakat herkes tarafından bu kadar ovülüp el üstünde tutulmasına anlam veremiyorum.
İzin veriniz devam ediyim; Bu dizideki Chandler ya da fark etmiyor Joey karakterleri her gün bir sevgili değiştiriyor, bunu günlük hayatta bir erkek yapsa sapık ilan edilir veya denilir ki Aaa sürekli kızlarla konuşuyor damgası yer. Bilemiyorum niçin bu hayranlık bu karakterlere??
Bu dizi beni bunlar üzerinde düşündürdü. En sevmediğim şey de ha bire kahkaha gelmesi bir susun kardeşim aaaaa. O kadar Amerikan komedi filmi izledim güldüm; güleceğim yerleri biliyorum; sen her defasında ordan hahahaha kikiki vuvuvu diyip duruyorsun. Community izlemiş biriyim, bitirdim; demek isterim ki bu dizideki Espri kalitesi Friends'i geride bırakır...
Siz de belki diyeceksiniz, e Wolvi sana zorla izlettiren olmadı, ne bu gider bu atar hayırdır. Ne diyeyim ki be; bunlar benim düşüncelerim, demek istediklerim. Diziye devam etmeyeceğim büyük ihtimalle; vakit kaybı olduğunu düşünüyorum. İyi geceler diliyorum.
Bu film çok korkunç 😱 Yurtta 3 arkadaş korku filmi izleyelim dedik. Aşağı yemekhaneye indik, hdmı kablo ile televizyona bağladık ve filmi başlattık... Başından sonuna kadar karanlık, gerici, boğucu bir atmosfere sahip. Oyuncular da bu atmosfer içinde korkunç bir yaratığa…devamıBu film çok korkunç 😱 Yurtta 3 arkadaş korku filmi izleyelim dedik. Aşağı yemekhaneye indik, hdmı kablo ile televizyona bağladık ve filmi başlattık... Başından sonuna kadar karanlık, gerici, boğucu bir atmosfere sahip. Oyuncular da bu atmosfer içinde korkunç bir yaratığa dönüşecek gibi görünüyor.
Çekim açıları çok fazla büyüleyiciydi. Ormandan gelen çatırtıyı, bir görüntü ifade etmiş sanki; o ses gelmiyor ama sanat eseri görseller bize sesleniyor diyeyim. Müzikler de öyle yerinde ki, Thomasin koşuyor; arkasından da birisi aynı heyecan ve hızla onu kovalıyor gibi bir izlenim bırakıyor insan psikolojisinde... Detaylara saklanmış birkaç ürpertici şeyler de vardı. Karaktere fazla odaklandığımızda gözden kaçabiliyor ama ondan gözlerimizi ayırıp arkasına baktığımızda, bir vücudun belirdiğini anlıyoruz. Yanılsama da olabilir ama fazlasıyla korkutucuydu...
Kısacası ne diyebilirim? Bir keçiden, birkaç oyuncudan ve bir ormandan muhteşem, estetik, korkunç bir film ortaya çıkabiliyor. Yönetmen, Bergman'dan biraz etkilenmiş gibi duruyor. "Yaban Çilekleri" adlı filmi izleyenler bilir; din üzerine yoğunlaşması ve ailenin kendi içinde bölünüşünü göstermesi benzerlik kurmaya itti beni...
Oyunculuklara değinmeyeceğim bile çok etkileyici ve güzeldi.
Filmde benim ilgimi çeken şeylerden spoilersız bir şekilde bahsetmek istiyorum... İlk olarak "Mutlu musun?" Sorusu üzerinde film yer yer duruyor ve beni çok mutlu etti bu durum. Çünkü karakterlerin iç dünyasına, ruh haline değinmek; filmleri daha gerçek ve bizden kılıyor.…devamıFilmde benim ilgimi çeken şeylerden spoilersız bir şekilde bahsetmek istiyorum...
İlk olarak "Mutlu musun?" Sorusu üzerinde film yer yer duruyor ve beni çok mutlu etti bu durum. Çünkü karakterlerin iç dünyasına, ruh haline değinmek; filmleri daha gerçek ve bizden kılıyor. Steven'ın da aslında depresif olduğu, bu soru sonrasında mimikleri ile anlaşılıyor. İnsan ister istemez kendini düşünüyor. Ben bu sahneden sonra mutlu musun Wolvi? Diye kendimi düşündüm...
İkinci olarak söyleyeceğim, Sam Raimi dokunuşları... Yönetmenin korku tarzında eserler verdiğini biliyoruz. Doctor Strange'de de çığlıklar, jump scare, ürpertici makyajlar yer alıyordu; bazı bazı diğer filmlerine mesela Evil Dead... Göndermeler bulunuyordu. Bir Marvel yapımında bunu görmek, insana biraz olsun tuhaf hisler verebiliyor. Madem yönetmen konusuna girdik... O zaman ben ilk filmin yönetmeni Scott Derrickson'a değinmek istiyorum; bana göre Derrickson'un çok daha karanlık bir kafa yapısı var ve korku öğelerini insan zihnine yedirebiliyor. Sinister filmini tavsiye ederim... Neden bu filmi de yönetmedi anlam veremedim.
Üçüncü husus ise Wanda yani Scarlet Witch oldu. Artık bu karakteri daha fazla böyle mızmız görmek istemiyorum. Çok güzel bir kadın oyuncu oynuyor evet ve onun iyi huylu halini görmeyi özledik. Bu filmle birlikte cadılığı, kötülüğü bıraksın istiyoruz... Şahsen uzun bir süre göreceğimizi düşünmüyorum.
Bunlar dışında filmin havasını çok beğendim. Doctor Strange geri planda falan değildi. Yeteri kadar gördük ve tadı damağımızda kaldı. Çok özgün ve kendine has performans sergiliyor Bennedict... Filmin sonu ise beni çok heyecanlandırdı. Harika bir final sahnesi var; müzik... Birden bir şeyler olması... Yeni film... Filmi beğendim. İnsanlar ne bekliyor anlamıyorum.
Zil çalıyor. Trabzonspor şampiyon olmasına rağmen bir fenerli olarak hâlâ Trabzon maçlarının skorunu takip ediyor ve yenilmelerini diliyordum. Zararsız ve masum, bir tür kendimi tatmin etme olan bu durumdan, bu zil beni uzaklaştırıyor. Bir ses geliyor; Kalın mı kalın, bir…devamıZil çalıyor. Trabzonspor şampiyon olmasına rağmen bir fenerli olarak hâlâ Trabzon maçlarının skorunu takip ediyor ve yenilmelerini diliyordum. Zararsız ve masum, bir tür kendimi tatmin etme olan bu durumdan, bu zil beni uzaklaştırıyor.
Bir ses geliyor; Kalın mı kalın, bir erkeğe ait. Karşımda dikilen, takım elbiseli adam bende tuhaf bir ürperti uyandırıyor. Beraber salona geçiyor ve ardından, bayramlaşmaya gelenlerin konu bulamayışlarına benzer bir hâlde, süzüyoruz birbirimizi. Albert Camus karşımda; o düşünürlere özgü duruş, hayattan bezgin bir surat. Mezardan kalkmış bir ölüyü andırıyor, fakat Camus olduğunu tüm hareketsizlikleri ile belli ediyordu.
"Mutluyum çünkü mutsuzlukları yaşadım" deyiverdi. Bu adam harbi kafayı yemiş bir yazardı. Okuduğum iki kitabı aklıma gelmesin mi birden. Kendimi şöyle bir toparladım. Tam o anda bana bir baktı ki utanıp gözlerimi yere indirdim. "Tersi ve yüzü, kitabında ne demek istediniz Allah aşkına" diye patavatsızca soruverdim. "Kitabı anlamamak, anlamaktır." Diye bir cevap vermesin mi! Kendimden utandım. Söylenecek ne vardı şimdi? Büyük bir yazarmış gibi söze başladım: "Sizin bu absürditeniz, valla bana gelmiyor. Şöyle bir paragraf okuyorum, tam diyorum anladım, çok hoş lirik, anlaşılır ifadeler kullanıyorsunuz.. Sonra birden tepetaklak, her şey anlaşılmaz ve zor oluyor. Cümleleriniz birden evren dışına kayıyor. Maddeyi tutarken, maddenin içinde hapsolup, o boşluğu betimliyorsunuz. Ne yapmak istiyorsunuz?" Bir coşmuşum ki, Camus ezildi büzüldü karşımda... Yok olup bitti birden be. Ne dedik şimdi.
Değerli raf ailesi Albert Camus'u seviyorum mu sevmiyorum mu ben de anlamadım ama bu büyük adamı anlamaya bazen kafam yetmiyor. Paul Sartre'den daha cana yakın ve duygulu cümleler kurabiliyor ama bir tarafta da çok kafa yoruyor. Onun için en önemlisi basitlik. Dünyanın derinliğini de bu basitlikte anlamak istiyor. İnsanı bu basitlikte ele almak istiyor. Tanrı katına çıkıp, onu hâşâ elleriyle basamak basamak indirip; işte bu tanrınız demek istiyor. Öyle bir anlayışı var ki, sanki inanmayisinda bile bir inanç, bir tanrıyı aramışlık var. Tersi ve yüzü de beni bu düşüncelere itti. Diğer eserlerinde kullandığı ifadelerin bu kitapta yer yer geçtiğini görüyoruz. Camus için her şeyin başlangıcı şahsen bu kitap olmuş... Okumaya devam eder miyim Camus'u bilmiyorum.