Varsa benim gibi popüler edebiyattan biraz olsun kaçınmak isteyen; varsa Serenad, Madonna görmekten usanan; varsa bașarının, șiirselliğin, akıcılığın, acının, kederin bambașka kitaplarda birbirini bulduğuna inanan... Güray Süngü ve bu kitabı sizinle tanıșmak ve hasbihal etmek istiyor. He ama yoksa böyle…devamıVarsa benim gibi popüler edebiyattan biraz olsun kaçınmak isteyen; varsa Serenad, Madonna görmekten usanan; varsa bașarının, șiirselliğin, akıcılığın, acının, kederin bambașka kitaplarda birbirini bulduğuna inanan... Güray Süngü ve bu kitabı sizinle tanıșmak ve hasbihal etmek istiyor. He ama yoksa böyle istekleriniz; amacınız tüm manaları, gerçekliği, doğruyu, yanlıșı Livaneli'de, Elif Șafak'ta, Yașar Kemal'de, Aziz Nesin'de bulmaksa... Güray Süngü ve bu kitabı size el sallıyor; hemde içi buruk ve acır bir șekilde.
Kitabı șöyle değerlendirebilirim: Insanın kendini arayıșının bir bașka öyküsü. Pek alıșık olmadığınız cinsten. Soyutsal bir mecra. Bilim kurgunun birden vuku bulduğu kafa karıștırıcı ve kısa bir lezzet. Postmodern romanların ileri versiyonu. Ironik bir anlatım. Ve iște İnsanın Acayip Kısa Tarihi.
"Fazla oyalanma, burası dünya, burada ișler hep yarım kalır." Aslında yazarın bir inanç altında kitabı yazdığına inanıyorum. Bu inanç elbette Çikolata kabına tapmak değil; Allah inancı. Ve bu inançtan alınan ilham ile yazılan, bir sürü benliğin birbirini tanımaya çalıștığı; karakterin çığlıkları ile dolu bir kitap...
"Dünya boșlukta nasıl duruyor sanıyorsun.
O, boșluk değil keder." Acılarımızın bizi biz yaptığını, dünyanın onlardan yoksun olamayacağını, onların bir parçamız olduğunu yeniden dile getiren bir bașka eser; ama anlatımı farklı diyerek incelememe son veriyorum. Aldığım bu öneri benim için iyi oldu. Teșekkürlerimi sunuyorum.
Büyük bir sabır ve anlayıșla izlediğim bu Iran filminin anlatısının bol, gönlünün de zengin olduğunu belirtmem gerek sizlere... Dinî motifler eșliğinde bașlayıp tatlı bir dünyevî așkı sunuyor bizlere eser. Șiirle birleșen bir teması vardı filmin; izlerken daha çok soyut düșünüyor,…devamıBüyük bir sabır ve anlayıșla izlediğim bu Iran filminin anlatısının bol, gönlünün de zengin olduğunu belirtmem gerek sizlere...
Dinî motifler eșliğinde bașlayıp tatlı bir dünyevî așkı sunuyor bizlere eser. Șiirle birleșen bir teması vardı filmin; izlerken daha çok soyut düșünüyor, sanki bir ney üfleniyor da siz de bașka bașka alemlere göç ediyormuș gibi hislere bürünüyorsunuz.
Masumane duyguları harika ișlediğini düșünmekteyim filmin. Bunu bașkarakterimizin heyecanlı söyleyișlerine karșın kızın sergilediği nazlı mimikler ile anladım. Adeta Divan edebiyatının bir gazelini okuyordum...
Filmden aklımda kalan bazı detaylar oldu. Sanırım bu kesitleri asla unutamayacağım. Mavi kapı, motor sahneleri, ormandan geçerken o sisli hava... Așkı bazen bir su bardağında bulabiliyoruz. Yeter ki sevgili o suda anlam bulsun. Hepimizin așkı da farklı yerlerdedir aslında. Zihindir bu, așkı yalnızca șehvetli duygular, öpüșmeler ve sarılmalar ile tanımlayamayız. Nesneler de așkın bir parçasıdır; Yeter ki sevgili ile geçirilen anın ortağı olsunlar...
Eserin anlatısı beșeri așktan Ilahi așka geçiș... Aslında izleyicisini bulușturmak istediği nokta Allah... Yaratıcı... Filmin bende gönül okșayan bir repliği vardı:
Bașka bir Leyla arıyorum.
Kimsenin benden alıp gõtüremeyeceği...
Allah bize șahdamarımızdan daha yakındır vurgusunu hissettim burada. Ama müthiș bir șairanelik ve șiir dolu temalar ile... Bende empati duygusu uyandıran bir eser oldu. Dünyanın en harika șeyidir belki de bu.. Filmde kendinizi belki bulamazsınız ve bu Tema size yabancı gelebilir. Hatta din içerikli olması bazılarını.. rahatsız eder; ama filmin yumușakbașlı, alçakgönüllü ve temiz kalpli olduğunu bilesiniz... Zorakî olmayan, anlayana harikalar diyarı yaratacak güzel bir sanat filmi olmuș. Ramazan ayı içinde enfes oldu izlemek...
Izlediğim tüm filmleri unutuyorum: Godfather'ı, Scarface'i, Tarkovsky'leri, Bergmanları; enfes sanat kokan Avrupa filmlerini... Hepsi de unutulmaya değer filmlermiș meğersem... Ben bir arayıșta imișim, yolculuğumun sonuna da gelmișim... Sanki sinemada sonsuz bir ayrılık yașayacakmıș gibiyim. Bu eșsiz diyarı bırakacak bir garibim...…devamıIzlediğim tüm filmleri unutuyorum: Godfather'ı, Scarface'i, Tarkovsky'leri, Bergmanları; enfes sanat kokan Avrupa filmlerini... Hepsi de unutulmaya değer filmlermiș meğersem... Ben bir arayıșta imișim, yolculuğumun sonuna da gelmișim... Sanki sinemada sonsuz bir ayrılık yașayacakmıș gibiyim. Bu eșsiz diyarı bırakacak bir garibim... Filmden filme bir kurbağa gibi zıpladığım günler geride kalmıș... Yuvamı bulmușum sanki... Sıcacık bir ortamda tamamıyla kendimi hissediyor ve etrafımdaki olan bitenden en ufak bir kușku duymuyorum; Ben yuvamı bulmușum!
Memleketimin harikulade mekânlarında çekilmiș bu eșsiz eserin içinde saklı kalmak istiyorum diyebilirim. Çekimleri, müzikleri, oyuncuları sanki hepsi bana hitap ediyor; bana beni anlatıyor yahut bana bir uyarı veriyor gibiler. Haluk Bilginer, bașını kameraya çevirip bana bir göz kırpsa, heyecandan ölürdüm sanırım.
Kıskanmayınn. Buna ne hacet! Her bir diyalogta hepimize göz kırpıyordu oyuncular.. Aydın Bey, Içine attığı onca gerçek; insanların içindeki kire ve pasağa karșın kayıtsızlığı ve sanat așkı ile.. Güzeller güzeli genç karısı Nihal, senelerce çektiği ilgisizlik ve aradığı koskocaman sarılmalar, yoksun olduğu sevgi ile.. Ve Necla Hanım, sıkıntısına dayanamayarak yanındaki insana attığı tiratlar ile... Hoca Hamdi, yoksulluğun verdiği tiksinti dolu çaresizlik ile... İsmail, nefretin, yașam bilmezliğin, edep adap bilmezliğin karıșımı ile... Öğretmen Levent.......
Uzaaar gider. Bu film Cannes film festivalinde ödül almıș olabilir.. Ödül vermek bile haksızlık. Dünyanın en nadide eseri seçilmeli... Beğenmeyen insanlar dıșlanarak "Sen filmden anlamıyorsun denilmeli". Dostoyevski'ye senden daha iyi anlatılar var denilmeli... Tüm dünyaya "Sevișme sahnesi olmadan film çekilebilir" denilmeli... Amerikan filmlerine "Sen sanattan anlasan ne çıkar" demeli... Türk insanına "Böyle bir filmin yapılmıș, senin bu filme verdiğin değer bu mu?" denilmeli... Ve Wolvi'ye de "Sen neden bu filmi daha yeni izliyorsun, üstelik senin memleketinde çekilmiș" denilmeli...
Bende șunları demek istiyorum. Iyi ki 15 yașımda falan izlememișim. O anki aklım ile șimdiki aklım bir değil, bu olgun ve sanatsal filmi daha bir olgun yașta izlemek önemli, Memleketimin manzarasını tüm dünyaya tașıyıp Fransalar'da ödül aldırtadan Nuri Bilge Ceylan'a da teșekkür edilmeli! Filmi beğendiğimi her bir satırdan anlıyorsunuzdur ablalarım, abilerim, kardeșlerim, dostlarım... Memleketimi çok övdüm biliyorum; ama Hak ediyor. Gelin bi gezin Kapadokya'yı... Șu Harika Atlar Diyarını.. Kıș'ı bir de burda tadın... Bahar'ı her yerde tadarsınız.
Neyse ben Bașkalı'lar gelmeden kaçıyorum ☺️☺️☺️☺️ Sizi seviyorum. 10/11
Arada bi anime izleyip kafa dağıtmak lazım olm. Fakat lütfen anime arıyosanız, Netflix'ten bulmaya çalıșmayın. O kadar kibarım ki size bu naçizane șeyi söylüyorum: Netflix Sen benim için artık bittin. Fabl șeklinde bir anime... Etoburlar ve otoburlar. Etobur deniliyor fakat…devamıArada bi anime izleyip kafa dağıtmak lazım olm. Fakat lütfen anime arıyosanız, Netflix'ten bulmaya çalıșmayın. O kadar kibarım ki size bu naçizane șeyi söylüyorum: Netflix Sen benim için artık bittin.
Fabl șeklinde bir anime... Etoburlar ve otoburlar. Etobur deniliyor fakat et yedikleri yok; birinci saçmalık. Bir dünya yaratılmıș, herkes otçul takılmak zorunda. Vejetaryen bir toplum. Et yiyenler ise suçlu sayılıyor. Aslanlar tarafından kurulmuș bir çete örgütü bile var, haha. Cher.. (nebim ne) adlı bir okulda ergen hayvanların anlamsız hareketlerini izledik 12 bölüm...
Bir tavșan var ki, tür olarak cüce tavșanlardan. Ponçik bișe böyle. Kulaklarından tutucan, popișine vurucan. Çen havuç mu istiyon dicen. Konuștuğu zaman "șune bak șune sus șimdi seni yerim haa" yı ilave edicen. Yani kaba saba biri değilim ammaa açıkçası diziyi izlerken Tavșan eti yediğim günü hatırladım. Fransada'ydık ve tadı ekșiydi. Bi da yemem. Bu güçcük tavșan Tam bi fahișe. Naptığı belli değil; Eyșan'ı geçti.
Geyik var.. Bu arada Geyik etine de güzel olur diyolar, ramazanda bi deneyek mi Raf üyeleri? Kurt var.. Mobile Legends'ta oynadığım Roger karakterine çok benziyor. Açıkçası iyi bir çizimi vardı... Fakat kurt et yemeden yașayamaz, üzgünüm. Hayvanların doğası değiștirilemez. Zorlama bir anime olmuș. Diși kurt yerine, ponçirik tavșanı tercih edip onla așk yașaması da saçmalık cabası. Yahu Sen kürtsün! Ózür dilerim kurtsun! Ben kürt olsam (ulan klavye senin Ben..) kurt olsam șimdiye o diși kurdu tavladîydım.
Neysem, dizide seks sahneleri mevcut. Gereksizdi ve igrençti. Fabl yapmayîn siz Allasen. Așk konulu bir anime. Kendini bulamamıș ve sıktıran, bir anime. Canım et çekti. Mangalda șöyle bi kızartcan güzelce bonfile bonfile eti. 0h...
Et yenilmeyen, ot yenilmeyen bi dünya olmaz olm. Disney bunu çaktırmadan yapıyor siz becerememișsiniz. Bb
5/10
Kitap okuma șeklime hiç anlam verememișimdir. Karma karma giderim genelde. Bi klasik, bi Türk, bi deneme... Genelde roman okumayı seven bir insanım ama bu günlerde kendimizi bilgilendirecek ve yormayan kitaplar da okumamız gerektiğinin farkına vardım ve "İslamın Diriliși" ni seçtim...…devamıKitap okuma șeklime hiç anlam verememișimdir. Karma karma giderim genelde. Bi klasik, bi Türk, bi deneme... Genelde roman okumayı seven bir insanım ama bu günlerde kendimizi bilgilendirecek ve yormayan kitaplar da okumamız gerektiğinin farkına vardım ve "İslamın Diriliși" ni seçtim...
"Avrupa dıșa dönük mizacı yüzünden bir melankoli yuvası olamamıș, çember parçalayan bir çılgın gibi davranmıștır." diyor... Ne kadar da haklı. Avrupa bugüne kadar yalnız kalmıș ve sevilmek istemiștir vurgusu yapılıyor. Kendi çıkardıkları izmli kelimeleri, ne hazindir ki kendilerine uygulayamamıș; yalnızca kendilerinin var olduğu bir dünya yaratmak istemișlerdir. Bunu filmlerinden de anlıyoruz aslında....
"Yoksa bütün insanlık bir yok olușun arefesinde midir? Kıyamet midir bu?" diyor... Etrafımızda olup biteni hiç düșünmüyor ve yalnızca bu sıkıntıyı atlatmak istiyoruz. Ama bu dönemde bir anlam aramıyoruz. Arasak da bunu bilime ithaf ediyoruz. Bilimi tanrılaștırıyor ve beklentilerimiz daima o yöne kayıyor. Yine ne hazindir ki kendimizi keșfetmeyi bile bașaramıyoruz. Bununla övünen var mıdır acaba?
"Bu nesiller öyle yetișmiș ve yetiștirilmiștir ki, batılılardan çok kendi kültürümüze karșı koymakta, direnmekte, savaš açmaktadırlar." diyor... Hakikaten șöyle bi baktığımızda kendi kültürümüze dair ne varsa, bir burun kıvırıyoruz. Sanki pis kokulu bir ağızmıșcasına sırt çeviriyoruz İslâm'a yahut geleneklerimize. Pasif kalmıș bir eser gibi bakıyoruz... Halbuki arayıșlarımıza cevap verecek binlerce, milyonlarca cevap ile dolu kitap var yeryüzüne inmiș. Evet Kur'an'ı da yanlıș anlıyoruz... Cevapları kendi kültürümüzde arayıp, yabancılarda yoğurmak yerine; marksist teorilere el atıyoruz....
İsrafil'in surundan daha keskin bir sesle Islam çağırıyor. Ama Allah'ın sağırlaștırdığı kulağa kim sesini ișittirebilir? Diyor... Çok șey diyor Sezai Karakoç. Anlașılıyor ki Türkiye halkının canlanmasını, dirilmesini ve diriliște bașrol oynamasını istiyor. Ve bu Diriliși yakın bir gelecekte görüyor. Yahuduliği, Hristiyanlığı, tanrıtanımazları eleștiriyor. Onların aradıklarının da Islam'da olduğunu, sadece ARAMALARI gerektiğini belirtiyor.
Birçok bilgi aldığım, okuması keyifli ve yaratıcı
ifadelerle dolu bir kitaptı. Okuyup akıllanmak isteyenlere tavsiyemdir. Diriliș Neslinin Amentüsü gibi ağır olmayan bir eserdi... Puanlamaya ne hacet.
Kitabı 5 maddede incelemek istiyom :p 1- "Ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürüyen" bir genç düșünün... Gün içinde iyi-kötü binlerce tezatlıklar ile boğușan; aldığı bir haberle âdeta hasta bedenini unutan ve diğer haberle de hortlaklar görmeye bașlayan dizinden muzdarip, ameliyatlık vucudunun…devamıKitabı 5 maddede incelemek istiyom :p
1- "Ağaçların bile sıhhatine imrenerek yürüyen" bir genç düșünün... Gün içinde iyi-kötü binlerce tezatlıklar ile boğușan; aldığı bir haberle âdeta hasta bedenini unutan ve diğer haberle de hortlaklar görmeye bașlayan dizinden muzdarip, ameliyatlık vucudunun yanı sıra hasta ruhlu bir çocuk...
2- Tüm bu zorlu meșgalenin arasında ona binbürlü acılar veren așk... Diyor ya "Keșke futbol oynasaydım; hiç değilse bacağımı Nüzhet'in așkı kadar yormazdı". Romanın bir așk değil; ıstırap kitabı olduğunu kabul etmek gerekiyor. Felâketin habercisi olan bir kitap; büyük bir acı ve bu acıdan kıvranmalar ile dolu; yıkımın eșiğinde, bir kadının bağrında, bir ananın gözlerinde ve bir hastanın kederinde boğulan bir kitap..
3- Bu kargașada siyasî bir yalnızlığı da okuyucusuna tattıran bir kitap. Karșısındaki kimselerin, yanlıș bağnazlığına kırılan ve onlar ile münakașaya girmenin vereceği küçüklükten ürken, yaralı bir mahlûk...
4- Hastahanenin böylesine harika betimlenmesi belki bașka hiçbir eserde yoktur. O kadar ki, Beyaz renginden beni belli süreliğine uzaklaștıran betimlemelere sahip. Hastahaneye girdiğimde gelen o garip kokunun korkunçluğunu her gidișimde aklımdan çıkartmayacak, artık bana musallat olmuș bir hortlak gibi hatırlatacak.
5- 100 sayfa düșünün... Bu sayfalarda bir insanoğlunun aklındaki șehvete, kedere, sevgiye, bulantıya, savașa, ihtirasa ve fazlasıyla KORKUYA denk geleceksiniz. Bir günde yașanan duygu değișimlerini Peyami Safa'dan beklemezdim hiç. Hakikaten tekniken çok bașarılı bir kitap okudum. Dram sevmeyenler ve psikolojik betimlemelerden rahatsız olanlar uzak dursunlar. Okuyup da ağlamak șahsen çok saçma; çünkü sadece bir Roman olmasına ilaveten eserdeki anlatının daha çok insanda daha bașka șeyler uyandırmayı istediğini düșünüyorum. Bu șeyleri de bizler düșünelim... Bir de șey... Bu dönemde okumak pek de iyi değil... Neyse bb
9/10
Normalde kitap eleștirisi pek yapmıyorum ama bu kitaba yapmak istedim. 5 madde de incelemek istiyom. 1- Kitap fazla abartılıyor; 98 yılında, belki bu eser çok farklı ve özgün gelmiștir, anlatısı diğer kitaplara göre daha kuvvetlidir belki. Ama ben okuyup bitirdiğimde,…devamıNormalde kitap eleștirisi pek yapmıyorum ama bu kitaba yapmak istedim. 5 madde de incelemek istiyom.
1- Kitap fazla abartılıyor; 98 yılında, belki bu eser çok farklı ve özgün gelmiștir, anlatısı diğer kitaplara göre daha kuvvetlidir belki. Ama ben okuyup bitirdiğimde, "Aman Allah'ım harikaydı" demedim. Ya da müthiș bir etki yaratmadı bende.
2- Kitap yazarın bilimsel düșünceleri ile doluydu. Sanki Bilim ve din çatıșmıș ve sonunda Bilim kazanmıș havası vardı; üslübundan kolaylıkla yakaladığım bir durum oldu bu.
3- Yazarın komunizm çatısı altında bu kitabı yazdığına inanıyorum. Düșünceleri az çok belli oluyor okurken; sanki akademik bir kalem tarafından yazılmıș gibiydi. Duygudan yoksundu. Karakterler birbirlerine kör olmalarının yanı sıra boș gözlerle bakıyorlardı sanki. Böyle bilimselliğin fazlaca imgelendiği, duygunun ikinci planda kaldığı konușmalar, durumlar benim pek hoșuma gitmiyor. Ruhsuzlukla donatılmıș bir yaratıyı andırıyor. Șöyle bir örnek vereyim: "Ekmeğimiz bitmiș. Evet, ekmekte șu gibi faktörler bu gibi șunlara yol açar, bu yüzden x reaksiyonu șunu bunu örnekler"... Diyaloglar çoğu zaman böyle ydi.
4- Güzel bir final kısmı olduğunu belirtmem gerek. Bir sınamanın kitabını okuyoruz aslında. Kendimi bulduğum bir karaktere rastlamadım. Bölümler gereksiz cümlelerle doluydu. Aynı sıkıntı ve olaylar, binlerce defa betimlenmiș gibiydi. Beğenmedim Ben.
5- ABARTILIYOR. OKUYUN GÖRÜN :))
5/10
Gencler hayranlar ve antileri kavga bașlarsa beni yalniz birakirsaniz Rafi silerim 🤣🤣🤣 Canım sıkıldı birkaç șeyler söyleyip sonra toz olucam. Silerim büyük ihtimal daha sonra. Köpek dıșkısı bu filmden daha güzel. Bok böceği bu filmden daha amaçlı. Pırasa yemeği bundan…devamıGencler hayranlar ve antileri kavga bașlarsa beni yalniz birakirsaniz Rafi silerim 🤣🤣🤣
Canım sıkıldı birkaç șeyler söyleyip sonra toz olucam. Silerim büyük ihtimal daha sonra.
Köpek dıșkısı bu filmden daha güzel.
Bok böceği bu filmden daha amaçlı.
Pırasa yemeği bundan daha cazip.
Raftan birisine film çeksek kompleksli eser bile çıkarırız.
Yavrularım, kardeșlerim, abilerim, ablalarım; bu filmi izleyip de beğenenin, tutanın, tutturanın, önerenin, sinemaya koyanın Ben beyninden șúphe ederim. Recep Ivedik izleyin Allah așkına. Rafima eklemeye utanirim Ben bunu. Izledik ten sonra kendinize bile hakaret edebileceginiz, duvari izlesem daha iyi olur diyeceginiz biși. Uzak durun. Kamu spotu yapip bu filme izleme diyesim geliyor. Yapmayın olm ya.
Not: Filmi izlemedim JAKZKAJDKAKWKhs
Sizlere birkaç bilgi vericem șimdi. Kurt rolünde olan oyuncuyu daha önce "Descendants of the Sun" dizisinde bașrolde görmüștüm. Affınıza sığınıyorum sıpa iyi bir oyuncu. Kore'deki erkek oyuncular bana göre ikiye ayrıliyor: ilkinde kaslı ve sert tipliler; bunlara Oldboy, Tae Guk…devamıSizlere birkaç bilgi vericem șimdi. Kurt rolünde olan oyuncuyu daha önce "Descendants of the Sun" dizisinde bașrolde görmüștüm. Affınıza sığınıyorum sıpa iyi bir oyuncu. Kore'deki erkek oyuncular bana göre ikiye ayrıliyor: ilkinde kaslı ve sert tipliler; bunlara Oldboy, Tae Guk Gi ve Park Chan Wook'un çoğu filminde denk gelebilirsiniz. Diğerinde ise bizim kızların ölüp bittiği (pehh😏) ince yapılı ve bebek yüzlüler... Izlediğim kaliteli Kore filmlerinde genelde ilk tiplemeler oluyordu... Ama izlediğim Kore filmi arttıkça diğer tiplere de rastlamaya bașladım...
Filmi izlememeniz için hiçbir sebep yok. Çoğu ülke bu kurguya yer veriyor aslında ama Güney Kore daha farklı bir alternatif getirmiș ve duygular çok yerli yerindeydi. İlk 1 saati eğlenceli hatta komikti. Ama daha sonra ișler pek de yolunda gitmiyor. Merak unsuru da devreye giriyor. Finalini pek beğendiğimi söyleyemem ama olduğu kadar, genel manada iyi olması benim için yeterliydi. Hani o çok beğendiğiniz Meyer kitaplığından uyarlanmıș Alacakaranlık zırvası varya, iște o seriden çok daha havalı ve ilginçti. :))
Puanlama yapmaya ne hacet. Samimi ve güzeldi iște olm. Ayık olun, iyi filmler izleyin :p