"Burası küçük bir yer. Böyle şeyler doğal karşılanır burada." ● Film güzeldi gerçekten ve oyuncular da çok uymuşlardı bence. Yer yer acaba olanlar gerçekten oldu mu yoksa hayal miydi, kabus muydu diye ikilemde bırakıyordu insanı ve sonu da sanki devamı…devamı"Burası küçük bir yer. Böyle şeyler doğal karşılanır burada."
● Film güzeldi gerçekten ve oyuncular da çok uymuşlardı bence. Yer yer acaba olanlar gerçekten oldu mu yoksa hayal miydi, kabus muydu diye ikilemde bırakıyordu insanı ve sonu da sanki devamı varmış gibi bitti.
Spoiler içeriyor
"– Neden geç kaldın? Okula geç gidersem bana ceza verecekler. – Ayakkabılarımı sen kaybettin. Suçlu sensin. Babama diyeceğim. – Tamam de. Ama fakir olduğunu ve sana başka bir ayakkabı alamadığı zaman üzüleceğini de bil!" ●İnternette İzdaham dergisinde filme dair şöyle…devamı"– Neden geç kaldın? Okula geç gidersem bana ceza verecekler.
– Ayakkabılarımı sen kaybettin. Suçlu sensin. Babama diyeceğim.
– Tamam de. Ama fakir olduğunu ve sana başka bir ayakkabı alamadığı zaman üzüleceğini de bil!"
●İnternette İzdaham dergisinde filme dair şöyle bir yazıya denk geldim. Yazının beni en çok etkileyen bu kısmını buraya bırakmak istedim:
Tek ayakkabı ile okumanın zorluklarını görürüz, yitirdiği pembe ayakkabılarını çok özleyen, onları düşündükçe için için ağlayıp duran Zehra’nın öğlen saatlerinde koşup eve gelerek abisine ayakkabıları teslim etmesi eve terlikle dönmesi… Ardından Ali’nin koşa koşa okula yetişme çabası… Ali’nin okul duvarına asılan sürpriz bir duyuruyu okumasına kadar da iki kardeş ayakkabıyı beraber kullanmaya devam eder. Ali okulda düzenlenen koşu yarışmasına katılmaya karar vermiştir, çünkü üçüncü olana verilecek ödül, ayakkabıdır. Bütün gayretiyle üçüncü olmaya çalışan Ali, kıl payı üçüncülüğü kaçırarak(!) birinci olur. Sanki makam olarak, Ali’nin filmin başından itibarenki doğru duruşuna, sabrına, tevekkülüne, teslimiyetine yakışan makam, üçüncülük değil birincilik olarak takdir edilmiştir ötelerde. Sonuçta zafer kazanmış gibi görünse de ayakkabıları alamadığı için çok üzülmüştür. Ayakkabıları kaybolduktan sonra, okula yetişmek için hızla koşan iki kardeşin geçtiği sokaklarda duvarda “Zamanın Sahibi” yazılıdır. Evet bu durumu yaratan da O’dur, zamanı yaratan da. Ali, her ne kadar zamana karşı koşuyor gibi görünse de, O’nun çizdiği caddede, yine O’nun belirlediği zaman içerisinde koşuyordur. Aslında insanın bu dünyadaki ömrünün, zamanın içinde geçireceği belli bir süreyi doldurmasından ibaret olduğunu, her şeyin bir sonu olduğunun özü anlatılır bu sahnede. Ali zamana karşı koşmalarının sonucunda, Allah’ın lütfüyle koşu yarışmasında birinci olur. Allah, ihlâsla yapılan her davranışın, her ibadetin karşılığını verecektir…
Taziye geleneğinin önemli olduğunu bildiğimiz İran’da, Ali’nin, babasıyla gittiği bir taziye esnasında; camiye girenlerin ayakkabılarını düzeltme sahnesi, en başta da belirttiğimiz gibi doğu ile batı sinema anlayışlarını ortaya oyan örneklerden. Düşünün, bir ayakkabıya ihtiyacınız var ve elinizin altında onlarca ayakkabı var. Seyirci olarak; küçük yaşta olmalarına karşılık, büyük bir teslimiyete sahip olan bu iki kardeşten Ali’nin; o ayakkabılara içinde oldukları şartlar ne kadar zor olsa da çalmak için elinin uzanmayacağını biliyorsunuz. Çünkü çalabileceğini aklınızdan bile geçirmiyorsunuz; Ali’yle o kadar özdeşleşmişsiniz… Batılı anlayıştaki, zor şartların o çocuğa o ayakkabıyı çaldıracağını bildiğiniz kadar, Ali’nin çalmayacağından eminsiniz. Çünkü fıtrat dili, sizi o noktada sımsıkı tutar ve eşya ile kardeş olmaya çağırır.
Ayaklar ve Balıklar…
Filmin son sahnesinde Ali eve gelip perişan olan ayaklarını bahçedeki havuzun içine bırakır. O ayaklar, kız kardeşini mutlu etmek için koşmuş, çok yorulmuşlardır. Havuzdaki balıklar ayaklarının çevresine gelerek dönmeye başlarlar. Manevi yükselişle kemale eren ‘ayaklar’ın vermiş olduğu mücadele sonucunda, ayakların çevresinde balıklar adeta tavaf eder. Cennete gireceklerin Kevser Havuzu’nun başında toplanacaklarıyla ilgili ayetler, hadisler gelir insanın gözünün önüne. Mecidi’nin ifadesiyle; “Ayaklar sanki kemale eriyor ve balıklar onun etrafında tavaf ediyorlar; yerden göğe bir yükseliş; fakirliğe rağmen yapılan manevi yolculuk ve manevi yükseliş…” Ali’nin verdiği mücadelenin mükâfatının tezahürü olan bu sahne, kâinattaki her şeyin aslında tavaf halinde olduğu, insanın da yaratıcıyla bu şekilde irtibat kurması gerektiği hakkında izleyiciyi tefekküre yönlendirir.
"Arkadaşlar iyidir." ●İzlerken üşüdüğüm bir film olmuştu. Çok iyiydi gerçekten ve Ahmet Uğurlu sanki bu rol için doğmuş gibiydi. Filmde en sevdiğim ve en çok aklımda kalan sahnelerden biri, soğuktan donup ölen bir arkadaşlarının mezarına gidip içki içmeleri ve biraz…devamı"Arkadaşlar iyidir."
●İzlerken üşüdüğüm bir film olmuştu. Çok iyiydi gerçekten ve Ahmet Uğurlu sanki bu rol için doğmuş gibiydi.
Filmde en sevdiğim ve en çok aklımda kalan sahnelerden biri, soğuktan donup ölen bir arkadaşlarının mezarına gidip içki içmeleri ve biraz da o içsin diye mezarına içki dökmeleri olmuştu.
Spoiler içeriyor
"Keşke her şeyi unutup uzunca bir yolculuğa çıkabilseydik seninle." "Senin için bahar olmadığını biliyordun da o yüzden mi kışın yaylaya çıktın" diyor Yusuf'un annesi onun ardından yaktığı ağıtta♡ ●Gerçekten de birçok anlamda Rus romanlarından çıkmış gibiydi Yusuf. Güzel ve hüzünlü,…devamı"Keşke her şeyi unutup uzunca bir yolculuğa çıkabilseydik seninle."
"Senin için bahar olmadığını biliyordun da o yüzden mi kışın yaylaya çıktın" diyor Yusuf'un annesi onun ardından yaktığı ağıtta♡
●Gerçekten de birçok anlamda Rus romanlarından çıkmış gibiydi Yusuf.
Güzel ve hüzünlü, bazı kitaplar ve şarkılar gibi...
Bu arada film için verilen bilgi yanlış. Başka bir filmi anlatıyor sanırım?
"Bazen tanrılar kendilerine kurban seçerler. Tanrı olduklarını hissetmek için." ●Kim bilir, belki de?.. Gün gelir yaşadığın iyi ya da kötü, çoğunlukla kötü bir olay bütün geçmişini, aklının, kalbinin en arka odalarına kapattığın her şeyi gün yüzüne çıkarır bu filmde olduğu…devamı"Bazen tanrılar kendilerine kurban seçerler. Tanrı olduklarını hissetmek için."
●Kim bilir, belki de?..
Gün gelir yaşadığın iyi ya da kötü, çoğunlukla kötü bir olay bütün geçmişini, aklının, kalbinin en arka odalarına kapattığın her şeyi gün yüzüne çıkarır bu filmde olduğu gibi ve belki asıl o zaman gerçekten tanıyabilirsin kendini.
Adam: “Hatırlıyor musun, sen bana bir zamanlar bazı davranışlarımı değiştirmeyi başarabilirsem eğer, beni tümüyle bağışlayabileceğini söylemiştin, böyle söylediğine göre demek ki sana karşı suçlu olduğumu düşünüyorsun. Onun için şimdi, soğukkanlılığını yitirmeden, kısa kısa cümlelerle, benim anlayabileceğim şekilde, ne bakımdan suçlu…devamıAdam: “Hatırlıyor musun, sen bana bir zamanlar bazı davranışlarımı değiştirmeyi başarabilirsem eğer, beni tümüyle bağışlayabileceğini söylemiştin, böyle söylediğine göre demek ki sana karşı suçlu olduğumu düşünüyorsun.
Onun için şimdi, soğukkanlılığını yitirmeden, kısa kısa cümlelerle, benim anlayabileceğim şekilde, ne bakımdan suçlu olduğumu söyleyebilir misin bana lütfen?
Nasıl bir suç bu? Ben sana ne yaptım? Bilmek istiyorum.”
Kadın: “Sen çekilmez bir adamsın… Bencil, kinci, alaycı… Kibirlisin.”
Adam: “Olabilir, olabilir. Kim bilir belki de böyle biriyim, ama hiç olmazsa ara sıra hatalarını da kabul edebilen birisiyim. Oysa senin bir kere bile kendine fatura kestiğini görmedim ben.”
Kadın: “Beni kemirmek niyetindeysen, sana haber vereyim, artık gücüm kalmadı. En güzel yıllarım gitti. Seninle cebelleşeceğim diye, tüm güzel huylarım değişti.
Sert, kaba, ürkek, işkilli bir insan oldum. Daha başka ne diyeyim…
Adam: “Sen, kafası çalışan, mantıklı, sağduyulu bir kadınsın. Söylediğin, yaptığın her şey de son derece akıllıca, ama karşındakini olduğu gibi görmeyip onu Tanrılaştırmak …?
Sonra da böyle bir Tanrı olabilirmiş de olmuyormuş gibi ona kızmak…?
Sence bana biraz haksızlık etmiyor musun? Keşke ben, başından beri hayal ettiğin o karizmatik başarılı kişi olsaydım ama değilim. Ben basit bir adamım. İşin kötüsü de böyle kalmak istiyorum.
“İnsan neden illa, en yakınında duran hayatı seçip, onu yaşamak zorunda ki? Halbuki hayatta öyle güzel şeyler var ki: Kalabalık, ışıklı caddeler… güzel yemekler… uzaklara giden gemiler… aşklar, sarhoşluklar… yağmurda ıslanmalar.” ●Nuri Bilge Ceylan'ın filmlerini izlemek insanın kendisini, insanları ve…devamı“İnsan neden illa, en yakınında duran hayatı seçip, onu yaşamak zorunda ki? Halbuki hayatta öyle güzel şeyler var ki: Kalabalık, ışıklı caddeler… güzel yemekler… uzaklara giden gemiler… aşklar, sarhoşluklar… yağmurda ıslanmalar.”
●Nuri Bilge Ceylan'ın filmlerini izlemek insanın kendisini, insanları ve hayatı okuması gibi bir şey...
●Yıllar sonra izleyebildim ve kesinlikle çok güzel buldum. Özellikle aklımdan çıkmayan bir sahne, çocuğun babasını, babasının küçüklüğünü görmek isteyince, dedesinin ona eski bir kamera vermesi ve orada babasının çocukluk halini görmesi olmuştu.