"Dünyadaki bunca suç, bunca katliam, bunca yağma din adına yapıldı, yapılıyor da." "Yaşamak acayip bir şey; ticari malmış gibi yapışmış bize; yakamızı bırakmıyor. Nedendir bilmem; şu canlılar günlük yaşıyor ve yarını düşünmüyorlar. Hiçbir şeyi depolamıyorlar; beklentileri de yok Ama hayat…devamı"Dünyadaki bunca suç, bunca katliam, bunca yağma din adına yapıldı, yapılıyor da."
"Yaşamak acayip bir şey; ticari malmış gibi yapışmış bize; yakamızı bırakmıyor. Nedendir bilmem; şu canlılar günlük yaşıyor ve yarını düşünmüyorlar. Hiçbir şeyi depolamıyorlar; beklentileri de yok Ama hayat onlara da yapışmış. Hatırımdadır; ben çocukken bir kedi yavrusu at arabasının altında kalıp beli kırılmıştı. Her tarafı kanıyor ve miyav miyav bağırıyordu. Tırnaklarıyla toprakta sürünüyordu. Kime yalvardığı belli değildi ama adamakıllı acı çekiyordu. Besbelli kendisinden, cisminden kaçmak, yazgısını değiştirmek istiyordu. Ama hayatta kalmayı da arzu ediyordu... Hayatın ne demek olduğunu bilmese de vücudu onu bırakmak istemiyordu. Acısı rahat bırakmadığı halde ölmek niyetinde değildi..."
"Bu millet, ensesinde boza pişirip tepesine binecek bir diktatör bekliyor hep."
"Memleketin başı çalıp çırptı mı, milletvekili, bakan, emniyet müdürü, daire müdürü de çalıyor. Böyle olunca bakkal Meşedi
Hasan'dan ne bekleyecektik ki! Bozulan meyveyi çöpe atarsa, şaşarım buna! Ama ucuz satmaya da yanaşmaz. Bütün bunlar
zincir gibi birbirine bağlı. Köklü reform yapmak gerek. Yoksa hamile kadınlara üzülmek, yetim, fakir fukara için yardım
toplamak hayasızca gösterişten başka bir şey olamaz. Böyle yapmakla bir yere varamayız."
●Küçüğünden büyüdüğüne her türlü yönetim şeklini ve körü körüne ittati eleştiren, anlatan çok kıymetli bir kitap benim için.
"Ne kadar şaşırtıcı bir şeydir bu (aslında şaşırmaktan ziyade üzülünmesi gereken çok sıradan bir şeydir)! Sefil bir şekilde kullanılmış, zorlayıcı bir güç tarafından zorlanmış değil de, tek olduğu için korkmaları gerekmeyen, onlara karşı insafsız ve acımasız olduğu için sevmedikleri tek…devamı"Ne kadar şaşırtıcı bir şeydir bu (aslında
şaşırmaktan ziyade üzülünmesi gereken çok sıradan bir şeydir)! Sefil bir şekilde kullanılmış, zorlayıcı bir güç tarafından zorlanmış değil de, tek olduğu için korkmaları gerekmeyen, onlara karşı insafsız ve acımasız olduğu için sevmedikleri tek bir kişinin karşısında
hayran kalmış, bir anlamda büyülenmiş, acınası bir boyunduruğa başlar eğik tâbi olmuş milyonlarca insanı görmek şaşırtıcıdır. Ama insanın zayıflığı böyledir! İtaate zorlanmış, ödün vermek zorunda kalmış, kendi aralarında bölünmüş oldukları için her zaman en güçlü taraf olamazlar. Dolayısıyla silahların gücüyle zincire vurulmuş bir ulus tek bir kişinin erkine
boyun eğmişse (Atina şehrinin otuz tiran egemenliğinde olduğu gibi1), onun kulluk etmesine şaşırmamak, kulluğuna üzülmemek lazım veya daha doğrusu buna ne şaşırmak ne deacımak lazım; sadece kararlılıkla bu felakete tahammül etmek ve gelecekte daha iyi bir fırsat yakalamak için beklemek lazım."
"Halklar önce kendilerine aptalca masallar uydururlar, sonra da bunlara yürekten inanırlar."
"Tiranı koruyan silahlar değil, onu destekleyen ve bütün ülkenin ona kul olmasını sağlayan üç beş kişidir."
Her yerde ve hep aynı şeyler dedirten kitap.
"Üzerinde evlerimizin dikildiği toprak sanki cerahatini akıtıyor, şimdiye kadar derinlerinde için için büyüyen çıban ve kanlı irinlerin yüzeye çıkmasına izin veriyordu. O zamana kadar öylesine dingin yaşamış bir birkaç günde allak bullak olan küçük kentimizin geçirdiği o şaşkınlığı düşünün bir!…devamı"Üzerinde evlerimizin dikildiği toprak sanki cerahatini akıtıyor, şimdiye kadar derinlerinde için için büyüyen çıban ve kanlı irinlerin yüzeye çıkmasına izin veriyordu. O zamana kadar öylesine dingin yaşamış bir birkaç günde allak bullak olan küçük kentimizin geçirdiği o şaşkınlığı düşünün bir! Tıpkı sağlığı yerinde bir insanın beynine kan hücum etmesi gibi."
İnsana o berbat korona zamanlarını hatırlatıyor hatta tekrar yaşatıyor.
"Dünyanın yalnızca güzel eseri tanıyıp da onun kaynaklarını, meydana geliş şartlarını bilmeyişi iyidir şüphesiz, çünkü sanatçıya esin akıtan kaynakların neler olduğunu bilmek okurları çoğu zaman şaşkına çevirir, ürkütür, mükemmel olan eserin etkisini yok ederdi." İlginç ve tartışmalı bir konuyu işliyor.
"Okula gidecekken yaşamıyorum, askere alırken yaşıyorum, terhis olacakken yaşamıyorum, babamın vergisini öderken yaşıyorum, mirasımı alacakken yaşamıyorum... dedi." ●Bütün kitap bu alıntı üzerine, bu şekilde ilerliyor ve okurken insanı sinir ediyor yani Yaşar'ın yaşadıklarına sinir oluyor insan. İlginç, güzel bir kitap.
“Kürtaj” dediğin anda, insanlar şaha kalkıyor, birtakım tepkiler veriyor, belli yönlere sapıyorlar. İstediğin kadar küçük farklardan söz et, kimse artık seni dinlemiyor, hangi tarafta yer alacağına karar vermen gerekiyor. Kimileri seni “yobazlar”la bir tutuyor; ötekiler de “karın deşiciler”le. Bir yandan,…devamı“Kürtaj” dediğin anda, insanlar şaha kalkıyor, birtakım tepkiler veriyor, belli yönlere sapıyorlar. İstediğin kadar küçük farklardan söz et, kimse artık seni dinlemiyor, hangi tarafta yer alacağına karar vermen gerekiyor. Kimileri seni “yobazlar”la bir tutuyor; ötekiler de “karın deşiciler”le. Bir yandan, bana soracak olursan, “yobazlar”ın kürtajcılardan farkı yok: İlk günahı uyduran, kadının tüm kötülüklerin anası olduğunu ve insanın, açgözlülük, yani salaklık yapmasaydı hâlâ cennette olacağını söyleyen onlar değil mi? Kadının erkeğin kaburgasından yaratıldığını ve doğal olarak hem anne hem de baba olması gereken Tanrı’nın, sadece baba olduğunu uyduran da onlar değil mi?
Bin yıllar boyunca, erkek hep baş tacı edildi, tüm insanlar sadece erkek çocuk istediler. Bugün bir mucize oldu ve bu dilek gerçekleşebiliyor. Artık kızları lağım sularına katıp başlarından atabilirler. Kim karşı çıkacak buna? Yobazlar. Cinsiyet eşitliği uğruna savaşanların arasında bile bazıları başlarını başka yöne çevirmeyi yeğliyorsa elden ne gelir?
Sen de gelmiş bu delilerin kavgasına katılmamı bekliyorsun!"
●Roman, gelecekte geçen bir distopyayı anlatır. Bilimsel bir keşif sayesinde insanlar çocuklarının cinsiyetini seçebilir hale gelir. Bu durum özellikle erkek çocuk tercihinin yaygın olduğu toplumlarda büyük bir dengesizliğe yol açar. Zamanla dünyada kadın sayısı ciddi şekilde azalır.
Ana tema
Bu basit gibi görünen seçim, aslında büyük bir felaketi tetikler:
Kadınların azalmasıyla toplum yapısı bozulur
İnsan ilişkileri yozlaşır
Şiddet, yalnızlık ve ahlaki çöküş artar
Roman, bu değişimi yaşayan bir anlatıcının gözünden aktarılır. Anlatıcı, hem bilimsel gelişmeleri hem de dünyanın nasıl karanlık bir yere dönüştüğünü gözlemler.
Birbirinden güzel ve yakın alıntıları olan kitap♡ "Aldığı aşk mektuplarını yakarak banyosunu ısıtan bir adam varmış," dedim. "Birlikte intihar etmeyi denediğim insanın adını dahi hatırlamıyorum" (garip ve gerçek) "Şu meşhur eski deyişi biliyor musun? ‘Yoksulluk kapıdan girince aşk pencereden uçar.’…devamıBirbirinden güzel ve yakın alıntıları olan kitap♡
"Aldığı aşk mektuplarını yakarak banyosunu ısıtan bir adam varmış," dedim.
"Birlikte intihar etmeyi denediğim insanın adını dahi hatırlamıyorum" (garip ve gerçek)
"Şu meşhur eski deyişi biliyor musun? ‘Yoksulluk kapıdan girince aşk pencereden uçar.’ Çoğu insan hep yanlış anlıyor. Bu, erkeğin parası bittiğinde kadının ondan ayrıldığı anlamına gelmez. Şu demek: Bir adamın parası bittiğinde… kalbini kaybeder, değersizdir. O kadar zayıflar ki gülemez bile, garip bir aşağılık kompleksine kapılır, çaresiz kalır ve kadını kendinden uzaklaştıran o adam olur. Bu noktada yarı delilir ve uzaklaşana kadar itmeye, itmeye ve itmeye başlar. En azından okuduğum bir kitapta öyle yazıyor. Üzücü, değil mi? Ne yazık ki bu duyguyu çok iyi biliyorum."
"Toplum dediği tam olarak neydi? İnsanın çoğulu mu? Toplum denen şey tam olarak nerede bulunuyordu? Tüm hayatımı toplumdan korkarak, onu güçlü, ürkütücü ve korkutucu bir şey olarak hayal ederek yaşamıştım. Ama Horiki konuşurken birden anladım.
Toplum dediğin şey sen değil misin?"
"O gece saçlarım ağarmaya başladı. Her şeye olan güvenimi kaybettim. Herkesten şüpheleniyordum. Dünyanın işleyişinde tüm umut, sempati ya da neşe kavramlarına sonsuza kadar yabancılaştım. Bu gerçekten hayatımda belirleyici bir andı. Sanki kafam yarılıp açıldı ve o andan itibaren insanlarla kurduğum herhangi bir etkileşim, o yaranın acımasına neden oldu."
"Peki güvenmek bir suç muydu?
Tanrı'ya soruyorum. Güvenmek bir suç mudur?
Masum güven, nihayetinde suçun özü müydü?"
"Artık ne mutlu ne de mutsuzum.
Her şey geçip gidiyor.
Bu zamana kadar yaşadığım, soğuk bir cehennemi andıran sözde "insan" dünyasında tek gerçek şey bu."
"Son zamanlarda da şu sorunun yanıtını çok düşünür oldum: Ben aslında neyim?" "Sana bir gün anlatayım cenin zamanlarımı, olur mu?" "Ama hangi yolu izlersen izle, konuşmanın sonu aynı yere varmıyor mu?" (Ayrılık konuşmaları için) Kadınlarla ve aşkla ilgili birbirinden farklı…devamı"Son zamanlarda da şu sorunun yanıtını çok düşünür oldum: Ben aslında neyim?"
"Sana bir gün anlatayım cenin zamanlarımı, olur mu?"
"Ama hangi yolu izlersen izle, konuşmanın sonu aynı yere varmıyor mu?" (Ayrılık konuşmaları için)
Kadınlarla ve aşkla ilgili birbirinden farklı erkeklerden birkaç hikaye ya da denildiği gibi birkaç ağıt...