Filme başlamadan önce okuduğum bazı olumsuz yorumlardan dolayı açıkçası beklentim çok düşüktü. İzlemek ve izlememek arasında kararsız kaldım. Sonra da beğenmezsem yarıda bırakırım düşüncesi ile başladım filme. Ayrıca başrol oyuncusu Kim Nam Gil olunca filmi beğenmesem bile iyi bir oyunculuk…devamıFilme başlamadan önce okuduğum bazı olumsuz yorumlardan dolayı açıkçası beklentim çok düşüktü. İzlemek ve izlememek arasında kararsız kaldım.
Sonra da beğenmezsem yarıda bırakırım düşüncesi ile başladım filme. Ayrıca başrol oyuncusu Kim Nam Gil olunca filmi beğenmesem bile iyi bir oyunculuk izleyeceğimden şüphem yoktu. Öyle de oldu.
Konu güzel olup da senaryo kötü olunca iş başrol oyuncusuna düşmüş. Kim Nam Gil kesinlikle Muhteşem bir oyunculuk çıkarmış. Her bir duyguya öyle bir hayat vermiş ki izleyici olarak sanki filmi izlemedim de yaşadım.
Sanırım filmi beğenmeyenler konusuna bakıp aksiyon filmi falan beklediler ama film tam bir melodram. Hani sosyal medya tabiriyle "safe place" hissettiren filmler var ya işte bu film tam tersi.
Filmin birebir gerçeklerle örtüşmesi, hayatın içinden olması insanı gerçekten huzursuz hissettiriyor.
Bu tarz filmleri sevenler beğenecektir.
✨️Devamı sporlar içerir!!✨️
Jung Jae Gon(Kim Nam Gil) karakterinin içinde yaşadığı yalnızlık, görevi ve duyguları arasında kalması bana onun çok çaresiz bir karakter olduğunu hissettirdi.
En başından beri farkındaydı. İyiyle kötü arasındaki ince çizginin kopması demek onun için yok olmak demekti.
Onlardan biri gibi olmak istemiyorum düşüncesi, görevi gereği yaklaştığı kadına zamanla aşık olması, daha önce de benzer görevlerin üstesinden geldim düşüncesiyle kendine olan güveni de onun sonunu getirdi zaten..
Acaba son ana kadar kadının peşinde olması görevi gereği miydi yoksa kadına olan duygularından mıydı? Son anda kadının tepkisi farklı olsaydı nasıl olurdu her şey? Merak ediyorum ama cevaplamak imkansız.
Kim Hye kyung kötü adamın aşığı sıfatından ziyade gerçekten istemediği bir hayatın içine düşmüş çaresiz bir kadındı sadece. O da mutlu değildi hayatından. Filmin sonlarına doğru Jung Jae Gon ile aralarında geçen diyalogları düşünüyorum da her şey daha farklı olabilir miydi?
Sanırım olamazdı. Jung Jae Gon anlık da olsa kadına olan duygularında bocaladı ama görevine hep sadıktı aslında. Belki de kadının güvenini kazanmak için ona yardım ettiğini gördük bazı sahnelerde.
Kadının en son ki hamlesini beklemiyordum. Böyle bir son olması beni şaşırttı. Olması gereken oldu aslında. Jung Jae Gon kadını kurtarabilirdi. Ona yardım edebilirdi ama yapmadı. Onun hayatına, her şeye şahit olduğu halde yapmadı..
Psikolojik olarak karakterleri uzun uzun tartışabilirim. Sanırım bu filmi üzerine çokça düşünebildiğim için de sevdim.
🌙 ☀️ 🐈 Bu yılın kore dizileri arasında en çok bu diziyi beğendim. Kesinlikle ilk bölümden son bölüme kadar seyir zevki çok yüksek bir diziydi. Oyuncu seçimi, senaryo, kurgu hepsi kusursuzdu. İzlerken hiç sıkılmadım. Komedi olsun romantizm olsun bence hepsi…devamı🌙 ☀️ 🐈
Bu yılın kore dizileri arasında en çok bu diziyi beğendim. Kesinlikle ilk bölümden son bölüme kadar seyir zevki çok yüksek bir diziydi. Oyuncu seçimi, senaryo, kurgu hepsi kusursuzdu. İzlerken hiç sıkılmadım. Komedi olsun romantizm olsun bence hepsi olması gerektiği gibiydi. Ne eksik ne de fazla. Bitince tadı damağımda kalan nadir dizilerden birisi oldu. 😌
Normalde kore dizilerinde finale doğru tempo düşer hatta final bölümleri gerçekten hep sorunlu olur. Bu dizide aksine finale doğru tempo yükseldi. Final belki eksikleri olsa da gayet beğendiğim bir finaldi.
Başroldeki yaşlı kadını beğenmeyenler olmuş. Anlamıyorum neden beğenilmediğini. Gayet keyifliydi sahneleri. Kadının oyunculuğunu çok beğendim. Sıkıcı değildi kesinlikle.
Başroldeki erkek oyuncu evet soğuk bir adamdı ama karakterin zaten öyle olması gerekiyordu. Diğer karakterler de hep olması gerektiği gibi davrandılar.
Dizide gereksiz ya da fazla gördüğüm olay yoktu. Bence mutlaka izleyin. Baştan sonra keyifle izleyeceğinize eminim. ☺️
Merhaba arkadaşlar. Toplanın. Bu kitap sizi çok etkileyecek! Okuyan kalmasın! Aaa ne diyorum ben okumayan kalmasın demek istemiştim. Büyülenmiş falan olmalıyım… Evet kitabı okumaya karar veren tayfa öncelikle şimdiden geçmiş olsun dileklerimle sizi selamlıyorum ve kısaca sizi nasıl bir evrenin…devamıMerhaba arkadaşlar. Toplanın. Bu kitap sizi çok etkileyecek! Okuyan kalmasın! Aaa ne diyorum ben okumayan kalmasın demek istemiştim. Büyülenmiş falan olmalıyım…
Evet kitabı okumaya karar veren tayfa öncelikle şimdiden geçmiş olsun dileklerimle sizi selamlıyorum ve kısaca sizi nasıl bir evrenin beklediğini heyecanla anlatmak istiyorum. Çok şey var çoook. Kaslı, yakışıklı erkekler, güzel kız- aaa ne diyorum ben yani cadılar, büyücüler falan efsane bir evrene giriş yapıyorsunuz. Pelerininizi ve kaslarını- pardon asanızı yanınıza almayı unutmayın. 🥳
Hazırsanız başlıyoruz!!
Fantastik, Ütopik, Distopik, Çakma Harry Potter evrenli, her serinin tüm klişelerini bir arada bulunduran, bol kaslı pardon bol büyücülü, cadılı bir evrene yolculuk başlıyor.
Peki kitabın konusu ne mi? Hemen onu da yazayım.
“Keskin çizgilere sahip dudakları ve uzun boyuyla oldukça kaslı bir vücuda sahip Alaz Şahzade oldukça çekici ve kusursuzdu. Kaslı kollarına bakan her kız kolayca ona aşık olabilirdi. Siyahlaşan gözlerindeki hareler, kaslı sırtı ve kalın dudakları adeta genç kızların kalbini yerinden söküp atıyordu. Daima giydiği siyah pantolonu ve odunsu kokusu kendisine hastı. Kara gözlerine bakan bir daha bakmak istiyordu..
Başka bir evrenden gelen Efsan nasıl olur da böyle bir adama aşık olmazdı? Çünkü Efsun pardon Efsan diğer kızlardan farklıydı. Güzelliği 100 km öteden fark ediliyordu. Geldiği evrende silik bir tip olmasına rağmen bu evrende onlarca erkek adeta kapısında köle olmuştu. Bir gören ona hemencecik evlenme teklifi ediyordu. Sürekli çok güzelsin diye üstüne geliniyordu. Ama bunların hiçbirisi Efsanın umrunda değildi. Kayıp kardeşi ve ailesi de.. O sadece karanlık şehrin karanlık prensi bol kaslı Alaz Şahzade ile ilgileniyordu. Tek isteği onun kaslarına bak- yani onunla mutlu olmaktı…”
Spoiler vermek istemedim arkadaşlar çünkü yok. Kitap tam olarak 600 sayfa. “Kas, adele, hareler, alt ve üst kirpikler, odunsu koku, yakışıklı, çekici” kelimelerini çıkarırsak tahmini 200 sayfa falan kalır geriye.
Yabancı bir yazar hiç “E” harfini kullanmadan bir kitap yazmıştı ve o kitap muhteşemdi mesela. Bizim yazarımızda ona özenip sadece bu kelimeleri kullanarak bir kitap yazmak istemiş olmalı. Muhteşem diyemiyorum ama kendisini bu konuda başarılı buldum bravo diyorum 👏🏻 😅
Bu kitap bana yetmedi, dozu düşük derseniz yaklaşık 800 sayfalık 2. Kitap ve 600 sayfalık 3. Bir kitap daha varmış. Yani üç kitaplık bir seriden bahsediyoruz. Okuyan olursa ya da okuyan varsa bu kitabı ya da serinin devamını yorumlarda düşüncelerini yazabilirse sevinirim.
Buraya kadar sabırla okuyan herkese çoook ama çoook teşekkürler. 🤩
Yer: Paris Konum: Seine Nehri Kıyıda bekleyen adam intihar etmek üzere. Onu durduracak kimse yok. Yalnız ve tek başına. Bekliyor. Sadece ölümü diliyor. Ölmeyi istiyor. Sonra bir anlık düşünceyle intiharını erteliyor. Biraz daha zamanı vardır artık. Paris sokaklarında yürümeye başlıyor.…devamıYer: Paris
Konum: Seine Nehri
Kıyıda bekleyen adam intihar etmek üzere. Onu durduracak kimse yok. Yalnız ve tek başına. Bekliyor. Sadece ölümü diliyor. Ölmeyi istiyor.
Sonra bir anlık düşünceyle intiharını erteliyor.
Biraz daha zamanı vardır artık.
Paris sokaklarında yürümeye başlıyor.
Başına geleceklerden habersiz yol kenarında bulunan antika dükkanına giriyor.
Burada bulunan her şey gizemli bir geçmişe sahip ama öyle bir parça vardır ki genç adamın dikkatini çekiyor; tüm dilekleri yerine getiren bir deri parçası..
Tabi bunun bir karşılığı var; şeytanla ölümcül bir anlaşma yapmak..
Genç adam bir an bile düşünmez.
Ruhunu şeytana satar.
Farkında olmadan ölümcül bir lanetin pençesine düşmüştür..
Ve artık geri dönüş yoktur.
…
Kitabın konusunu bu şekilde özetleyebilirim. Nasıl? Çok ilgi çekici duruyor değil mi? Eminim çoğunuz ruhunu şeytana satan bir adamın neler yaşayacağını merak etmişsinizdir. Ben de açıkçası bu merakla kitaba başladım.
Peki merak ettiğime değdi mi? Bu soruya cevap olarak hayır diyebilirim çünkü klasik bir romantik kurgu romanından fazlası değildi bu kitap. Dramı da unutmamak lazım. Ben fantastik tarafı ağır basar demiştim ama kesinlikle beklediğim gibi olmadı.
Bu arada yazarın üslubu çok başarılıydı. Bunu da unutmadan söylemek istiyorum. Mesela ana karakterin içinde bulunduğu ruh hali kesinlikle biz okuyucuya da yansıdı. Bazen ben de ana karakter kadar bunaldığımı hissettim…
Roman olmasına rağmen bol bol felsefe ve politika içerikli diyaloglar vardı. Betimlemeler fazlaydı. Şahsen ben keyifle okudum ama bazı okurların bu durumu sıkıcı bulacağını tahmin etmek zor değil. Bunu bilerek kitaba başlayın.
Umarım keyifle okuyacağınız bir kitap olur.
Not: Ana karakter erkeklerin özeti niteliğinde. Okurken içimden o kadar çok kızdım ki ona. Bazen sesli bir şekilde bağırdığım bile oldu. Üzgünüm ama evlat olsa sevilmez cinsten bir karakter olmuş. Böylesini Allah karşımıza çıkarmasın. 😄
Bu filmi ilk olarak yıllar önce Tv’de görmüştüm. Nedense ilgimi çekmediği için izlememiştim. Sonrasında ise tekrar dönüp baktığımda aslında konusunun çok farklı olduğunu fark ettim. Tabi buna rağmen uzun zaman boyunca listemde bekledi.. Film boyunca 23 sayısına kafayı takmış bir…devamıBu filmi ilk olarak yıllar önce Tv’de görmüştüm. Nedense ilgimi çekmediği için izlememiştim. Sonrasında ise tekrar dönüp baktığımda aslında konusunun çok farklı olduğunu fark ettim. Tabi buna rağmen uzun zaman boyunca listemde bekledi..
Film boyunca 23 sayısına kafayı takmış bir adamı izliyoruz. Böyle söyleyince sanki çok sıkıcı bir filmmiş gibi düşünebilirsiniz ama hiç öyle değil. Bu sayının bir sırrı var ve her sahnede o sır yavaşça çözülüyor.. Sonunu ise tahmin etmek imkansız. Açıkçası ben böyle bir sonu hiç düşünmemiştim.
Filmde öyle sahneler vardı ki sanki 23 sayısı benim için lanetli bir sayıya dönüştü ve öylesine yaptığım hesapların sonucu hep 23 çıktı. Korkunç olanı doğum tarihimle ilgili yaptığım hesapların da hep 23/32 olmasıydı.
Sanki filmin etkisiyle zihnim bu sonuca ulaşmak istiyordu ve sonuç olarak bu sayıyla karşılaşıyordum hep. Bu beni korkutmadı diyemem.
Bu filmden sonra 23 sayısının her zaman bir anlamı olacak. Ne zaman denk gelsem istemeden de olsa korkacağım sanırım.
Kaliteli bir filmden söz ediyoruz. Değil öncelik vermek, ilk işiniz bu filmi izlemek olsun. Eminim pişman olmayacaksınız.
“Kötülüğün kapısını aralamadan önce bir kez daha düşünün.. Yoksa lanetlenirsiniz.” Gizemli bir manastırda intihar eden bir rahibe.. Gerçekten intihar mı etti yoksa öldürüldü mü? Bu soruya cevap aramaya giden tecrübeli bir rahip ve genç bir rahibe adayı farkında olmadan karanlık…devamı“Kötülüğün kapısını aralamadan önce bir kez daha düşünün.. Yoksa lanetlenirsiniz.”
Gizemli bir manastırda intihar eden bir rahibe.. Gerçekten intihar mı etti yoksa öldürüldü mü? Bu soruya cevap aramaya giden tecrübeli bir rahip ve genç bir rahibe adayı farkında olmadan karanlık bir varlıkla yüzleşmek zorunda kalır. Peşlerini asla bırakmayacak bir lanetin pençesine düşmüşlerdir ve kurtulmak neredeyse imkansızdır..
Konusu oldukça klişe olan film bilinen tüm korku ögelerini de içinde barındırıyor. Aslında güzel bir film olabilirmiş ama sırf bu yüzden sınıfta kalmış filmler kategorisine dahil ediyorum bu filmi. Tamam film sıkıcı değildi hatta sürükleyici de diyebilirim ama sonu kolayca tahmin edilebilirdi. Çok fazla korku filmi izlediyseniz bu filmi beğeneceğinizi sanmıyorum. Korku filmlerine fazla aşina değilseniz bu film sizi fazlasıyla ürkütebilir. Boş vaktiniz varsa bu filmi izleyerek değerlendirebilirsiniz..
Küçük kızını yakın zamanda bir kazada kaybeden bir psikiyatrist muayene ettiği hastalarının aslında yıllar önce ölen insanlar olduğunu fark eder.. Filmin konusunu bu şekilde özetleyebilirim sanırım. Konusu için oldukça dikkat çekici olduğunu söyleyebilirim. Peki film için aynı şeyi söyleyebilir miyiz?…devamıKüçük kızını yakın zamanda bir kazada kaybeden bir psikiyatrist muayene ettiği hastalarının aslında yıllar önce ölen insanlar olduğunu fark eder..
Filmin konusunu bu şekilde özetleyebilirim sanırım. Konusu için oldukça dikkat çekici olduğunu söyleyebilirim. Peki film için aynı şeyi söyleyebilir miyiz? Kısmen evet.
Filmi aslında beğendim ama nedense filmde bir eksiklik var gibiydi. O eksiklik ne tam olarak bilmiyorum. Bu filme benzer, aynı kategoride diyebileceğim The Others ve The Sixth Sense bence çok daha güzeldi. O filmleri izlerken çok keyif almıştım. Bu film kötü değildi ama bana aynı hissiyatı yaşatmadı.
Eğer korku filmi izlemeyi seviyorsanız bu film çoğu filme göre iyi bir tercih olacaktır. Fazla beklentiye girmeden izleyebilirsiniz. Bu arada unutmadan söylemek istiyorum çoğu korku filmi klişesini de bu filmde görmek mümkün. İzleyici olarak artık korkmuyoruz bu klişelerden ama her filmde benzer sahneleri görüyoruz. Bu da korku filmi sektörüne olan eleştirimdir.
Binlerce korku filmi var ve sürekli yenileri sürülüyor piyasaya ama özgün içeriğe sahip öyle az film var ki. Artık aniden çıkan korkunç varlıklardan, rahatsız edici seslerden, varlıkların ele geçirdiği gizemli malikanelerden izleyici olarak fazlasıyla sıkıldık ve artık korkmuyoruz. Oyuncular, mekanlar değişiyor ama korku ögeleri hep aynı.
Çok orijinal ve her açıdan özgün bulduğunuz korku filmi varsa bu gönderinin altında bizlerle paylaşırsanız çok mutlu olurum. 🙏🏻
“Hiç içindeki boşluğu dolduran birisiyle tanışıp, sonra o gittiğinde acı dolu yalnızlığını hissettiğin oldu mu?” Böyle bir repliği de içinde barındıran, türünü tam olarak çözemediğim, konusu ilgi uyandırıcı olsa da izlerken sıkıldığım, çoğu kişinin beğenmesine rağmen bana hitap etmeyen bir…devamı“Hiç içindeki boşluğu dolduran birisiyle tanışıp, sonra o gittiğinde acı dolu yalnızlığını hissettiğin oldu mu?”
Böyle bir repliği de içinde barındıran, türünü tam olarak çözemediğim, konusu ilgi uyandırıcı olsa da izlerken sıkıldığım, çoğu kişinin beğenmesine rağmen bana hitap etmeyen bir film oldu I Origins.
Tek bir konunun bu kadar farklı türlerde, çok karışık bir şekilde, sağlam bir zemine oturtulmadan anlatılması haliyle filmi izlediğim süre boyunca sürekli eleştirmeme ve bir süre sonra da artık bitsin diye düşünmeme sebep oldu.
Çünkü film merak uyandırıcı bir başlangıca, dram, romantizm ve cinsellik ağırlıklı bir gelişme bölümüne, bilim kurgu içeren ve bir çok mantıksızlığı da içinde barındıran bir finale sahip. Bilim kurgu yönü daha ağırlıklı olsa, oldukça gereksiz bulduğum cinsellik içeren sahneler olmasa(bu sahneler ortalama 30 dk sürüyor), diyaloglar daha özenli yazılsa belki film daha güzel olabilirmiş.
Ayrıca filmde anlatılmak istenen reenkarnasyon inancı zaten bizim inancımızda asla kabul görmeyecek, mantığa aykırı bir düşünce ve bu yüzden benim bu filmi ne dini açıdan ne de bilimsel açıdan değerlendirmeye almam mümkün değil. Bu yorumumu da filmi çok mantıklı bulup, böyle şeyler gerçek olabilir düşüncesinde olanlara bir karşılık olarak yazmak istedim. Elbette herkesin düşüncesi de fikri de kendisine göre doğrudur. Bir şey diyemem.
Son olarak filmi beğenmediğim için değerlendirme ihtiyacı hissetmiyorum.
“ Marrowbone malikanesine hoş geldiniz. “ Uyarı: Malikane bazı tehlikeleri içinde barındırmaktadır. Dikkatli olmanızı öneririz. Özellikle aynalardan ve çatıdan uzak durunuz. Geniş bir arazi üzerine kurulu olan malikane oldukça büyük olmakla birlikte anne ve dört çocuğuna ait karanlık bir sırrı…devamı“ Marrowbone malikanesine hoş geldiniz. “
Uyarı: Malikane bazı tehlikeleri içinde barındırmaktadır. Dikkatli olmanızı öneririz. Özellikle aynalardan ve çatıdan uzak durunuz.
Geniş bir arazi üzerine kurulu olan malikane oldukça büyük olmakla birlikte anne ve dört çocuğuna ait karanlık bir sırrı da içinde saklamaktadır. Peki bu karanlık sır nedir?
Bir süre sonra anne ölür ve çocukların tüm sorumluluğunu en büyük kardeş olan Jack üzerine alır. Aslında bu annesinin ölmeden önce ondan tek isteğidir. Jack kardeşlerine bakmakla birlikte onları malikane içindeki gizemli varlıktan da korumak zorundadır. Her şey bu kadarla da sınırlı değildir. Bu dört kardeş annelerinin ölümünden kimseye bahsetmemelidir. Sırlarını kimse öğrenmemelidir.
*Düşüncelerim;
Bazı filmler vardır ya hani böyle film biter ama sen ekrana bakar kalırsın. Bitmiş bir filmin son sahnesini aşamazsın bir türlü. O an büyük bir boşluk hissine düşersin..
İşte bu film tam olarak o filmlerden. Filmin ilk sahnesinden son sahnesine kadar bir an olsun sıkılmadım. Üstelik sinematik olarak da çok başarılıydı. Çekimler, müzikler, kullanılan mekanlar, kostümler olsun hepsi kusursuzdu. Oyuncu seçimi de tam olmuş. Yani kısaca bu film zaten çok sağlam temeller üzerine çekilmiş olduğundan eleştirecek bir şey bulamıyorum. Yani filme yapılan yorumlara baktığımda sıkıldım diyenler olmuş onları hiç anlamıyorum. Böyle bir konuya sahip bir filmde zaten direkt olayların içine seyirciyi atamazsın. Elbette giriş bölümü uzun tutulmalıydı. Eğer bu şekilde olmasaydı eminim film bittiğinde her şeyi sorguluyor olurduk. Bir de filmde mantıksızlıklar var diyenler tam olarak nereyi mantıksız buldular yorumlarda belirtirlerse sevinirim zira benim dikkatimi çeken bir şey olmadı.
Film kesinlikle çok başarılı. Ben izleyici olarak filmi sadece izlemedim resmen yaşadım. Her sahnesi özenle çekilmiş, kurgusu sağlam, özellikle çekim yapılan mekan/şehir fazlasıyla konu ile uyumlu…Açıkçası böyle bir filmi ne mantıksız bulabilirim ne de sıkıcı diyebilirim.
Bu filmi izlemeyen çok şey kaybeder. Şiddetle izlemenizi tavsiye ederim.
❗️ Yazının devamı yüksek dozda SPOILER içerir. Aşırı dozda SPOILER almak istemiyorsanız lütfen bu bölümü okumayınız.❗️
….
Film anne ve çocukların malikaneye gelmesiyle başladı. Böylesine mahrem bir alanda dahi karakterler sakladıkları sırrı sesli olarak kendi aralarında bile konuşmadılar. Zaten filmi izlerken olaylar çözülene kadar sürekli çocukların saklamış oldukları sırrı merak ettim. Birinden mi kaçıyorlardı? Malikanedeki gizemli varlık mıydı onları korkutan? Aynaların ardında saklanan kötülük mü? Bu çocuklar tam olarak neyi saklıyorlardı ve neyden bu kadar çok korkuyorlardı?
Sonra soruların hepsi cevaplandı..
Filmin başlarında gizemli yaratıktan korunmak için kapatılan aynaların aslında hatıralarıyla yüzleşmek istemeyen Jack tarafından kapatıldığını, onlara zarar vermek isteyenin gizemli bir yaratık değil de aslında öz babalarının olduğunu, çatı katında yaşayan korkunç şeyin aslında babaları olduğunu, çatıda babaları tarafından öldürülen üç kardeşin bedenlerinin çürüdükçe tavanda leke yapmasını, kardeşlerini koruyamadığı için kendisini suçlu hisseden Jack’in çoklu kişilik bozukluğu yaşamasını, zihninde kardeşlerini yaşıyor olarak kabul etmesini..
Tüm bunları öğrendiğimde öyle şaşırdım ki.. Klasik bir korku filmi diye düşünürken finalinin beni şok edeceği güzel bir dram filmi izlemişim aslında.
Olaylar çözülmeden önce anlayanlar, tahmin edenler olmuş. Ben kesinlikle böyle bir son beklemiyordum. Tahmin de edemedim. İşte bu yüzden filmi daha çok beğendim. Ayrıca ters köşe bir film beklemediğim için bu ihtimaller benim aklıma bile gelmedi.
Şimdi bazı yorumlarda gördüğüm, filme dair eleştirileri kendimce yanıtlayayım.
Tom ile Allie, arabada konuşurlarken Allie Marrowbone ailesinden çoğul olarak bahsediyor çünkü tüm aileyi tanıyor. Yani Allie olayların öncesinde yani üç kardeş ölmeden önce onları tanıyordu. Bu yüzden onlardan bahsederken çoğul olarak konuşması çok normal.
İkinci olarak baba yaralandı ama ölmedi denmiş. Bu da olabilir. Ölümcül bir yara almadıysa bu şekilde yaşayabilir. Zaten filmde babanın yaralanması ile son sahne arasında çok bir zaman geçmiş gibi gelmedi bana. Çatıdaki cesetler tamamen çürümüş derseniz de tamamen çürüme olmadığını, açıkta kalmış bir cesedin kısa sürede bu şekilde bozulacağını söyleyebilirim size. Sonuçta sadece kemik değildi geriye kalanlar.
Avukat karakteri çok eleştirilmiş. Eve girmesi, çatıya çıkması garipsenmiş. Ben öyle düşünmüyorum. Avukat zaten sinsi birisi. Aynı zamanda kurnaz. Eğer paraları ulaşılabilir yerde bulsaydı çatıya çıkmazdı direkt paraları alıp giderdi. O yüzden avukatın çatıya çıkması çok normaldi. Ayrıca gündüz vakti bir evin çatısında tehlikeli ne olabilir ki? Böyle düşünmesi çok normal.
Bunlar filme dair en çok eleştirilenler. Bence bu şekilde açıklanabiliyor. Bu yüzden mantığıma yattı benim. Saçma bulmadım bu detayları.
Biraz da filmin sonundan bahsedelim. Allie Jack’ten vazgeçmedi. O’nu bırakmadı. Üstelik O’nu kardeşlerinden de ayırmadı. Doktorun verdiği ilaçların kullanılmadığını gördük. Allie Jack’in zihninde kurduğu, kardeşleriyle bir arada yaşadığını kabul ettiği o dünyayı bozmak istemedi. Jack ise bu durumun farkındaydı. Aslında kardeşlerinin öldüğünü biliyordu ama son sahnede bunu kabullenmediğini de görmüş olduk..
❗️ SPOILER burada bitiyor.
…
Marrowbone malikanesini ziyaret ettiğiniz için teşekkür ederiz. Başta “kendiniz” olmak üzere lütfen “kendinize” dikkat ediniz. Unutmayın ki siz önemlisiniz.
Not: Sam size selam yolluyor. Ayrıca aynaların üzerini kapatmanızı tavsiye ediyor. Diyor ki bazı karanlık varlıklar aynaların ardında saklı..