Spoiler içeriyor
Bu kitabı yorumlamaya konusundan detaylıca bahsederek başlamayacağım. Çünkü bir zamanımızın popüler film ve kitap serisiydi. Yıl içinde de son kitabı Hasatta Gündoğumu'nun filminin gelişiyle yeniden popüler olacak mı, göreceğiz. Filmini yarım yamalak izlemiş olsam da kitabıyla ilk tanışmam. Gerçekten küçük…devamıBu kitabı yorumlamaya konusundan detaylıca bahsederek başlamayacağım. Çünkü bir zamanımızın popüler film ve kitap serisiydi. Yıl içinde de son kitabı Hasatta Gündoğumu'nun filminin gelişiyle yeniden popüler olacak mı, göreceğiz. Filmini yarım yamalak izlemiş olsam da kitabıyla ilk tanışmam. Gerçekten küçük kusurlarını görmezden gelebileceğim-tabii ki yine de bahseceğim-kusursuz bir deneyim oldu Açlık Oyunları'nı okumak.
Baş karakterimiz Katniss'den başlamak yanlış olmaz. Her sene açlık oyunları için çekilen kurada her nasıl olduysa yaşından dolayı ilk kez adını yazdırmasına rağmen canından çok sevdiği kardeşi Prim'in, oyunun kız haracı seçilmesi ve Katnis'in onun yerine gönüllü olmasıyla başlıyor olaylar. Babasının ölümü ve annesinin kendini ruhsal olarak kaybedişi, Katniss'i kardeşine öyle bağlamış ki toplama, açlık, kıtlık ve oyunlarla ilgili evde Prim'i etkilememek için konuşmuyor. Evin ebeveyninin anne değil, çocuk olduğu bir karakteri okuyoruz. Bu konuda annesine bir hayli öfkeli olduğunu da duygusal durumundan anlayabiliyoruz.
"İnsanlar benimle alışveriş yaparlardı ama Prim'i gönülden severlerdi." diyor. 12. Mıntıka'nın ve Capitol'un gönlünü Katniss, Prim'e duyduğu bu sevgiyle çaldı.
Oyunlar ve diğer detaylara geçmeden önce gerçekten müthiş bir distopya kurgulaması olduğunu söylemeden geçemem. Distopya kurgulamaya çalışan biri olarak kendim için bir yandan ders niteliğinde okudum. Ancak kurgunun harika olmasına nazaran dilinin biraz basit kaldığını söylemeliyim. Bu seriden önce yazar, ortaokul çağındaki kitleye hitap eden başka bir seri yazmış. Ondan dolayı böyle bir evrene geçerken bir ton tutturamama yaşadığını düşünüyorum. Çünkü zaman zaman böyle bir distopyada en azından bir ton daha koyu bir anlatım görmek istediğimi fark ettim. Yine de hissettirmek istediklerini; evreni, Katniss'in gelgitlerini hedefine odaklı biçimde gayet hissettiriyor. Oldukça da akıcı bir anlatımı vardı, takılmadan ve muhteşem bir heyecanla, merakla sonraki sayfaları çevirdim. Ama işte zaman zaman geri dönüp bakacağım kesitleri çok olmadı yani, yalan yok.
Kitabın başlarında dikkatimi çeken Capitol'un siyasal tarihini anlatan bir detay oldu. Artık olmayan 13. Mıntıka... Bir isyanın ardından Capitol tarafından halk bastırılıp, yok edilmiş. Hristiyanlığın uğursuz sayısı 13, bana dine ve otoriteye bağlılığı anımsattı. Otoritenin dinine itaaet etmezsen işte böyle uğursuzluğunla yok edilirsin! Coğrafi olarak isyanın nasıl geliştiği de birkaç cümleyle anlatılmıştı. Boşuna dillendirildiğini düşünmüyorum. Katniss'in hamlelerinin Capitol'ün göz hapsine alınmasına neden olduğunu görüyoruz. E o zaman, bir sonraki kitapta baskıcı rejimin çatırdamalarını ve sonunda yok olmasını bir distopyada görmeyi hak ediyoruz bence, değil mi?
Oyunlarda yaşananlara değinmek istiyorum. Herkes gibi Katniss de bireysel rakip olduğu için onun hislerini, oyun sırasında attığı her adımda aklına gelen anılarını; annesinin ve babasının öğrettiklerini, kardeşini, travmalarını okumamız iyice içselleştirmeme sebep oldu. Ama oyunda ittifak içinde olanlarda vardı: Peeta Mellark gibi! Peeta'nın beni ilk şaşırtan adımı, Haymitch'den ayrı ayrı koçluk alma isteği oldu. Acaba neden? Kariyer haraçlarıyla ittifak içinde olması, peki? En makul erkek duygusal zekası yüksek erkektir; Peeta gerçekten öyleydi ve hayran bıraktı kendine. Fakat sonunda haberimiz olmadığı o stratejileri, kariyer haraçları ile nasıl anlaştığı gibi detayları daha çok bilmek isterdim.
Oyun içinde dikkatimi çeken bir diğer detay da Katniss'in uzun süreli susuzluğunun giderilmesi için yalvarması sonunda, büyük bir yangınla karşılaşması oldu.
"Katniss, alevler arasındaki kız." Su istiyorsan, ateşi göze almalısın!
Gerçekten oyunlarda olsaydım, ben ne yapardım diye düşündüren bir kitaptı. Gün içinde bir an gıdalara stratejik yaklaşırken buldum kendimi. Sonuç olarak oyunlarda olmak istemediğime ve Allah'ın kimseyi açlıkla sınamamasını istediğime karar verdim. Ancak Filistin, Sudan, Kongo... Çok da yabancı olduğumuz bir manzara değil açlık.
Katniss ve Peeta arasındakilere gelecek olursam eğer... Yani, ben romantizmi tek başına okumayı pek sevmem. Onu diğer kategoriler içinde okumak daha heyecan verici. Alkolik Haymitch'imiz de benim gibi düşünüyor sanırım. Peeta'nın ve Katniss'in rol icabı (?) aşkları gerçekten oyunlar için yönlendirici oldu. Peeta'nın saf sevgisi kalbimi eritti ancak Katniss'in rolünü yerine getirme görevinin çok geçtiğini ve inandırıcı bulduğumu söyleyemem. Yazarın burada, Katniss'i duygusal hengâme içinde yazacağım diye kadın erkek kimyasını es geçtiğini düşünüyorum. Çok gözüme battı. Yani, rol icabı da olsa sadece bir anlık gerçek bir öpüşmesi olduklarına Katniss kız haliyle nasıl inandı anlayamadım gerçekten.
Katniss, Peeta'nın ona olan hislerinin kendi yaptığı gibi rol gereği mi yoksa gerçek mi diye düşünürken, Gale'in kendisine olan hislerini de aynı biçimde çözümlediğini düşünüyorum. Yoksa Gale ve Peeta arasında kaldığından değil, Gale'e değer verdiğinden onun düşüncelerini sık sık düşündü bence.
En, en, en aklımda iz bırakan iki olayı belirtmeden geçemeyeceğim. Katniss'in Rue'yu çiçekler içinde bırakması ve ekmek için 11. Mıntıka halkına teşekkür etmesi... Capitol bunu beğenmedi ama başkaldırı kokusu aldığım için ben kesinlikle çok beğendim.
Son olarak, ikinci kitaba merakla devam edeceğim ama sonunun ikinci kitaba çok merakla meylettirdiğini düşünmüyorum.
Ve lütfen biri bana bu seriyi komple yeni baskılarıyla alsın!
Akışına bırakmak gerekiyor bazen, ne kadar çaba gösterirsen o kadar imkansızlaşıyor bazı şeyler, uzaklaşıyor bir geminin gidişi gibi ve zorlaşıyor günden güne yaşamak gibi!
“Sana, beni hiç tanımamış olan sana…” Bu cümle bence kitabın özeti gibi. Bazı kitaplar vardır ya, bittiğinde kalbinizde bir hüzün bırakır; sessizce bir ağırlık çöker içinize... Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu tam da öyle bir eser. Bir insan düşünün; varlığı bile…devamı“Sana, beni hiç tanımamış olan sana…”
Bu cümle bence kitabın özeti gibi.
Bazı kitaplar vardır ya, bittiğinde kalbinizde bir hüzün bırakır; sessizce bir ağırlık çöker içinize...
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu tam da öyle bir eser.
Bir insan düşünün; varlığı bile fark edilmeyen birine tutkuyla, delicesine âşık. Zamanla bu aşk bir bağlılığa değil, bir saplantıya dönüşüyor. Kadın, onun için yaşıyor, onun için bekliyor, onun için acı çekiyor…
Ama adam onu hiç gerçekten tanımıyor. Her defasında unutuyor. Kadın kendini asla belli etmiyor. Gölge gibi seviyor. Sessizce.
Bu noktada insan kendi kendine soruyor:
“Gerçekten aşk bu mu? Biri, fark edilmeden bu kadar çok sevebilir mi?”
Aşk, bu kadar mı vazgeçişle yaşanır? Bu kadar mı kimliksizleşerek? Saplantı noktasına gelen sevgi, gerçekten hâlâ sevgi midir?
Zweig bu eserde sadece bir aşkı değil, görülmeyi bekleyen bir ruhun sessizliğini anlatıyor.
Kadının yazdığı mektup, bir çığlık gibi... ama en sessiz hâliyle.
Yine de Zweig'in anlatımı o kadar güçlü ki, insan okurken tüm duyguların içinde savruluyor.
Kesinlikle okunması gereken, yürekte iz bırakan bir kitap.
Sessizliği bile yankılanıyor insanda.
Keyifli okumalar. 📖
"İnsan beyninin gelişmesi milyonlarca yıl aldı. Bir anda yok etmek mi istiyorsunuz? Varoluş mucizesi evrende her şeyden daha önemli. Yıldızlar ne yapabilir? Sadece eksenlarinde dururlar. Ya güneş? 450 bin km mesafeye alev fışkırtır. Matah mı yani? Bütün doğal kaynaklarını hercamak.…devamı"İnsan beyninin gelişmesi milyonlarca yıl aldı. Bir anda yok etmek mi istiyorsunuz? Varoluş mucizesi evrende her şeyden daha önemli. Yıldızlar ne yapabilir? Sadece eksenlarinde dururlar. Ya güneş? 450 bin km mesafeye alev fışkırtır. Matah mı yani? Bütün doğal kaynaklarını hercamak. Güneş düşünebelir mi, bilinci var mı? Hayır ama sizin var."
"Ben günahkarım, hiçbir şey beni şok etmez."
"Öyle çok öldüm ki, acaba bu seferki sahi mi?"
"Bir adamın gerçek karakteri sarhoşken ortaya çıkar."
“-Bir daha hiç dans edemeyeceğim.
-Neden?
-Ben bir kötürümüm.
-Tamamen histeri! Kötürüm olduğuna sen inandırıyorsun kendini.
Sen yaşamak istemiyorsun! Bu yüzden de yaşamaktan kaçmak için kötürüm olduğuna karar vermişsin. Yoksa mücadele ederdin.
-Mücadele edecek ne var ki?
-Bak, gördün mü? Kendi ağzınla söylüyorsun. Uğruna mücadele edecek ne var ki… Her şey var! Yaşam uğruna, yaşamın kendisi için! Bu yetmez mi? Yaşamın gizemi ve güzelliği!.. Yaşamak! Acı çekmek! Keyif almak! Cesaret, yaşama
verilecek tek yanıttır ve de buna kattığın ilham!..”
● Bir balerinle bir palyaçonun hikayesi ya da sahnelerin, sahne insanlarının ve ışıklarının hikayesi...
Bazen kişinin kendisi uçurumun kıyısında, umutsuzluğun ve tükenişin çukurunda olsa da bir başkasına umut olabiliyor. En azından bu filmde ben bunu gördüm. Calvero Thereza'ya umut oldu, yeni bir hayat ve yeni gözler oldu kendine rağmen belki de...
İlk defa Charlie Chaplin'in bir filmini izledim ve çok beğendim. İçinde birçok şeyi barındırıyordu. Hem güldüm hem üzüldüm hem de durup düşündüm sık sık Calvero'nun sözleri ile. Hayata, gençliğe, geçen zamana, sevgiye, yaşama ve ölüme ve en çok da sanata, sanattaki güce ve sahteliğe sesleniyordu ya da tüm bunlara ve daha fazlasına ışık oluyordu. 'En büyük ve en gerçek, aynı zamanda en meşru sahne hayatın kendisi' diyordu filmin bir yerinde Calvero karakteri. Ne kadar yerinde ve doğru bir tespit. Hepimiz bir sahnenin içindeyiz farklı ama bir o kadar da benzer roller ve duygularla. Sahnede var olanlar sahnede ölürler...
Aslında söylenecek çok şey var ama şu anda bu kadar yazabildim. Çok beğendim, bir filmden ziyade bir tiyatro, bir dans gösterisi izledim diyebilirim♡
And you say I abandoned the ship But I was going down with it My white knuckle dying grip Holding tight to your quiet resentment and My friends said it isn't right to be scared Every day of a love…devamıAnd you say I abandoned the ship
But I was going down with it
My white knuckle dying grip
Holding tight to your quiet resentment and
My friends said it isn't right to be scared
Every day of a love affair
Every breath feels like rarest air
When youre not sure if he wants to be there
Yorum yapmaya bile değmez..fakat puanına bakıp seyretmek isteyenleri korumak için yazıyorum BERBAT basit ve bir son yazma zahmetine bile girmemişler uzak durun diyorum..‼️