"Halide abla geceleri yaşamayı seviyordu. Kendi yalnızlığına ortak olsun diye gece açan çiçekleri sevdi hep . Kim bilir belki de kendine benzetiyordu o çiçekleri. " _Gece Açan Çiçekler _
Bazen hiçbir şeyi duymak istemezsin ''kafanın içindekileri'' bile ama buna izin vermezler.Her an, her saniye, her dakika bir şeyler döner içeride ve dışarıda. Ama sen bunları SUSTURAMAZSIN!!!
“Sevdiğiniz din bu” Oradan başlayım ki, filmi beğenmeyenlerin %90’ı dine körü körüne inananlar ve bunu propaganda filmi olarak görenlerdir. Hikâyenin gerçek hayatta yaşanmış olması bir yana, benzer bir olayın birkaç yıl önce Afganistan’da yaşanmış olması filme inanmak için yeterli. Hangi…devamı“Sevdiğiniz din bu”
Oradan başlayım ki, filmi beğenmeyenlerin %90’ı dine körü körüne inananlar ve bunu propaganda filmi olarak görenlerdir. Hikâyenin gerçek hayatta yaşanmış olması bir yana, benzer bir olayın birkaç yıl önce Afganistan’da yaşanmış olması filme inanmak için yeterli. Hangi olaydan bahsettiğimi bilmeyenler için söyleyeyim: 2015 yılında Farkhunda Malikzada'a, Kur’anı yaktı iftirası atılır ve şehir merkezinde oradaki kalabalık tarafından öldürülür. Sonradan ortaya çıkar ki ona iftira atan kişi, kendi çıkarlarını korumak için yalan söyleyen bir “din adamı”dır.
Filmin hikâyesi farklı olsa da aynı yapıyı kuruyor. Süreyya adlı kadın, kocası ona ihanet ettiği için onu reddeder. Kocası Ali ise başka bir ÇOCUKLA evlenmek için Süreyya’dan boşanmak ister ama dini kurallar gereği boşandığında mal varlığının yarısını ona vermek zorundadır. Bu parayı vermemek için de ona zina ile iftira atıp öldürtmeye karar verir.
Filmin “idam” sahnesi tartışmasız filmin en ağır kısmı. Süreyya kendi oğulları tarafından taşlanarak öldürülür. Onlar sadece Süreyya’yı öldürmez, kendi vicdanlarını da kırarlar. Köy sürü psikolojisiyle hareket eder. Birçoğu olayın ne olduğunu bilmez, birçoğu Süreyya’nın masum olduğunu bilir ama dini kurallara karşı gelmekten korkar.
Filmin sonunda Ali’nin bir insan hayatına mal olan planı, aslında hiçbir şeye yaramamış olur. Bu da “hiçbir şey uğruna hayat alan toplumlar, daha büyük şeyler için neler yapmaz?” mesajını verir.
Teknik açıdan film mükemmel değildir. Yer yer tempo düşer. Özellikle Süreyya’nın hizmetçilik yaptığı bazı sahneler ve bazı gereksiz diyaloglar tempoyu düşürüyor. Bazı sahnelerde verilmek istenen mesaj fazla açık şekilde gösteriliyor; bu da filmi biraz melodramatik yapıyor.
Duygusal açıdan film çok güçlü. Özellikle Shohreh Aghdashloo’nun Zahra performansı filmi tamamen taşıyor ve duygusal ağırlığı artırıyor.
Film sadece dini değil, cahil ve sürüleşmiş insan davranışını da eleştiriyor.
Sonuç olarak herkesin izlemesi gereken bir film. Kolay izlenmez ama etkisi uzun sürer.
Really don't mind if you sit this one out. My words but a whisper — your deafness a shout. I may make you feel but I can't make you think. So you ride through the fields and you make all…devamıReally don't mind if you sit this one out.
My words but a whisper — your deafness a shout.
I may make you feel but I can't make you think.
So you ride through the fields and you make all the games.
You take all the wise men in your hands.
You lock-up your daughters and you burn down your homes.
And you sign the paper to say which team you're on.
And the wise men don't know how it feels to be thick as a brick.
Telefonu şarja takıp odadan çıktıktan 2 saat sonra geri geldiğinde, prizin düğmesini açmadığını veya kablonun tam oturmadığını fark edip telefonun hala %3 şarjda olduğunu gördüğün o ilk saniyede yaşanan, sanki tüm dünya elektrik kesintisine uğramış gibi hissettiren o büyük hüsran…devamıTelefonu şarja takıp odadan çıktıktan 2 saat sonra geri geldiğinde, prizin düğmesini açmadığını veya kablonun tam oturmadığını fark edip telefonun hala %3 şarjda olduğunu gördüğün o ilk saniyede yaşanan, sanki tüm dünya elektrik kesintisine uğramış gibi hissettiren o büyük hüsran duygusu.
Bağlanmak hem delirtir hem dinginleştirir. Tıpkı her şey gibi burada da doz hayati bir öneme sahip. Dozu her kaçırdığında yalnızlığın içine biraz daha gömülürsün. Belki de her şeyi daha sade yaşamak için zamana bırakmak gerekir. Ancak unutmamalı ki bazen zaman…devamıBağlanmak hem delirtir hem dinginleştirir.
Tıpkı her şey gibi burada da doz hayati bir öneme sahip.
Dozu her kaçırdığında yalnızlığın içine biraz daha gömülürsün.
Belki de her şeyi daha sade yaşamak için zamana bırakmak gerekir.
Ancak unutmamalı ki bazen zaman da seni bırakır.
Burada kontrol senin elinde değildir hiçbir şeyi ayarlayamazsın.
İnsanlara karşı bir şeyler hissetmek de tıpkı böyledir
Bırakırsan yanar gidersin bağlanırsan bilinmezliğe düşersin.
İşte bu yüzden tam da şu anda ben sadece hissedemiyorum.
Bir alevi ve solcu olarak bu kitabı okumak o kadar zordu ki o dönemde yaşanan olayları okumak yapılan zülümleri oyunları okumak çok zordu . Üstünden 46 yıl geçmesine rağmen hala aynı acıları yaşıyoruz kahrolsun fişizim bunu her zaman söylemede devam…devamıBir alevi ve solcu olarak bu kitabı okumak o kadar zordu ki o dönemde yaşanan olayları okumak yapılan zülümleri oyunları okumak çok zordu .
Üstünden 46 yıl geçmesine rağmen hala aynı acıları yaşıyoruz kahrolsun fişizim bunu her zaman söylemede devam edeceğiz. Bu olaylarda parmağı olan için de olan bu olayların her parçasın alllah belasını verdin hiç birin yatacak yeri olmasın daha çok şey söylemek istiyorum ama neyse …
Lütfen okuyun bu kitabı ve hayatın ne kadar kötü olduğu nelerle mücadele edildiğini bir kez daha görün .
Şampuanın dibinde kalan son kısmı kurtarmak için içine biraz su ekleyip çalkalayarak ömrünü 3 gün daha uzatmak: +200 puan (Maksimum verimlilik mühendisliği). Diş macununu tüpün en arkasından öne doğru anahtarla eze eze sıkıp son damlayı almak: +150 puan (Finansal deha).…devamıŞampuanın dibinde kalan son kısmı kurtarmak için içine biraz su ekleyip çalkalayarak ömrünü 3 gün daha uzatmak: +200 puan (Maksimum verimlilik mühendisliği).
Diş macununu tüpün en arkasından öne doğru anahtarla eze eze sıkıp son damlayı almak: +150 puan (Finansal deha).
"Bugün evden çıkmayacağım" deyip tüm günü tek bir kombini bile bozmadan pijama-terlik istikrarıyla bitirmek: +300 puan (Enerji tasarrufu modu).
Sipariş verirken "Kupon kodu aranıyor" diye 20 dakika internette gezinip 10 TL indirim bulamayınca siparişi iptal etmek: -50 puan (Zaman yönetimi iflası).
Günün Skoru: "Bütçeyi koruduk, konforumuzdan ödün vermedik."
Carl Jung’un The Listener’e* yazdığı mektup, 21 Ocak 1960 Efendim, – Aldığım pek çok mektupta (Tanrı’yı) ‘bilmek’ [Face to Face, The Listener, 29 Ekim’de] hakkındaki ifadelerim vurgulandı. ‘Tanrı bilgisi’ hakkındaki görüşüm alışılmadık bir düşünce tarzıdır ve Hıristiyan olmadığımın söylenmesini anlayışla…devamıCarl Jung’un The Listener’e* yazdığı mektup, 21 Ocak 1960
Efendim, – Aldığım pek çok mektupta (Tanrı’yı) ‘bilmek’ [Face to Face, The Listener, 29 Ekim’de] hakkındaki ifadelerim vurgulandı. ‘Tanrı bilgisi’ hakkındaki görüşüm alışılmadık bir düşünce tarzıdır ve Hıristiyan olmadığımın söylenmesini anlayışla karşılarım. Yine de kendimi bir Hıristiyan olarak görüyorum çünkü tamamen Hıristiyan kavramlarına dayanıyorum. Sadece insan zihninin muazzam karanlığını dikkate alan daha mütevazı bir tutum ortaya koyarak onların iç çelişkilerinden kaçmaya çalışıyorum. Hıristiyan düşüncesi de tıpkı Budizm gibi sürekli bir evrim geçirerek canlılığını kanıtlamaktadır. Dini deneyim alanına girdiğimizde antik ya da ortaçağ tarzında düşünmeye devam edemeyeceğimiz için, zamanımız bu açıdan kesinlikle yeni bir düşünce gerektirmektedir.
Yayında ‘Bir Tanrı var’ demedim, ‘Tanrı’ya inanmama gerek yok; biliyorum’ dedim. Bu şu anlama gelmiyor: Belli bir Tanrı’yı (Zeus, Jahwe, Allah, Teslis Tanrısı, vs.) biliyorum anlamına gelmiyor: Açık bir şekilde kendi içinde bilinmeyen bir faktörle karşı karşıya olduğumu biliyorum.
Ben ‘Tanrı’ya “in consensu omnium ‘quod semper, quod ubique, quod ab omnibus creditur’: her yerde, her zaman ve herkes tarafından inanılan şey” diyorum.
Ne zaman öfkeyle ya da korkuyla O’nun adını kullansam, ne zaman istemeden ‘Tanrım’ desem, O’nu hatırlarım, O’nu anarım. Bu, kendimden daha güçlü biriyle ya da bir şeyle karşılaştığımda olur. Bu, kendi psişik sistemimde bilinçli irademi bastıran ve kendim üzerindeki kontrolü gasp eden tüm aşırı güçlü duygulara verilen uygun bir isimdir. İradeli yolumu şiddetle ve pervasızca kesen her şeyi, öznel görüşlerimi, planlarımı ve niyetlerimi altüst eden ve hayatımın gidişatını iyi ya da kötü yönde değiştiren her şeyi bu isimle adlandırıyorum. Geleneklere uygun olarak, kaderin gücünü hem bu olumlu hem de olumsuz yönüyle ve kaynağı benim kontrolüm dışında olduğu için ‘tanrı’, ‘kişisel tanrı’ olarak adlandırıyorum, çünkü kaderim, özellikle de Bana vicdan biçiminde, kendisiyle sohbet edebileceğim ve tartışabileceğim bir vox Dei olarak yaklaşır. (Tartışırız ve aynı zamanda tartıştığımızı da biliriz. Kişi nesne olduğu kadar öznedir de).
Yine de benim tanrı görüşümün, itirafların ya da ‘felsefelerin’ evrensel, metafizik Varlığı olduğu inancına kapılmayı entelektüel bir ahlaksızlık olarak görmeliyim. Ne bir hipostaz küstahlığı ne de ‘Tanrı sadece iyi olabilir’ gibi kibirli bir niteleme yapıyorum: ‘Tanrı sadece iyi olabilir’. Yalnızca benim deneyimim iyi ya da kötü olabilir, ancak üstün iradenin insan hayal gücünü aşan bir temele dayandığını biliyorum. Kendi psişik sistemimde üstün bir iradeyle çarpıştığımı bildiğim için, Tanrı’yı biliyorum ve eğer imgemin gayrimeşru hipostazını riske atacak olursam, iyinin ve kötünün ötesinde, her yerde olduğu gibi kendimde de ikamet eden bir Tanrı’yı söyleyebilirim: Deus est circulus cuius centrum est ubique, cuis circumferentia vero nusquam.
Sevgiler, vs,
Carl Gustav Jung