Really don't mind if you sit this one out. My words but a whisper — your deafness a shout. I may make you feel but I can't make you think. So you ride through the fields and you make all…devamıReally don't mind if you sit this one out.
My words but a whisper — your deafness a shout.
I may make you feel but I can't make you think.
So you ride through the fields and you make all the games.
You take all the wise men in your hands.
You lock-up your daughters and you burn down your homes.
And you sign the paper to say which team you're on.
And the wise men don't know how it feels to be thick as a brick.
Telefonu şarja takıp odadan çıktıktan 2 saat sonra geri geldiğinde, prizin düğmesini açmadığını veya kablonun tam oturmadığını fark edip telefonun hala %3 şarjda olduğunu gördüğün o ilk saniyede yaşanan, sanki tüm dünya elektrik kesintisine uğramış gibi hissettiren o büyük hüsran…devamıTelefonu şarja takıp odadan çıktıktan 2 saat sonra geri geldiğinde, prizin düğmesini açmadığını veya kablonun tam oturmadığını fark edip telefonun hala %3 şarjda olduğunu gördüğün o ilk saniyede yaşanan, sanki tüm dünya elektrik kesintisine uğramış gibi hissettiren o büyük hüsran duygusu.
Bağlanmak hem delirtir hem dinginleştirir. Tıpkı her şey gibi burada da doz hayati bir öneme sahip. Dozu her kaçırdığında yalnızlığın içine biraz daha gömülürsün. Belki de her şeyi daha sade yaşamak için zamana bırakmak gerekir. Ancak unutmamalı ki bazen zaman…devamıBağlanmak hem delirtir hem dinginleştirir.
Tıpkı her şey gibi burada da doz hayati bir öneme sahip.
Dozu her kaçırdığında yalnızlığın içine biraz daha gömülürsün.
Belki de her şeyi daha sade yaşamak için zamana bırakmak gerekir.
Ancak unutmamalı ki bazen zaman da seni bırakır.
Burada kontrol senin elinde değildir hiçbir şeyi ayarlayamazsın.
İnsanlara karşı bir şeyler hissetmek de tıpkı böyledir
Bırakırsan yanar gidersin bağlanırsan bilinmezliğe düşersin.
İşte bu yüzden tam da şu anda ben sadece hissedemiyorum.
Bir alevi ve solcu olarak bu kitabı okumak o kadar zordu ki o dönemde yaşanan olayları okumak yapılan zülümleri oyunları okumak çok zordu . Üstünden 46 yıl geçmesine rağmen hala aynı acıları yaşıyoruz kahrolsun fişizim bunu her zaman söylemede devam…devamıBir alevi ve solcu olarak bu kitabı okumak o kadar zordu ki o dönemde yaşanan olayları okumak yapılan zülümleri oyunları okumak çok zordu .
Üstünden 46 yıl geçmesine rağmen hala aynı acıları yaşıyoruz kahrolsun fişizim bunu her zaman söylemede devam edeceğiz. Bu olaylarda parmağı olan için de olan bu olayların her parçasın alllah belasını verdin hiç birin yatacak yeri olmasın daha çok şey söylemek istiyorum ama neyse …
Lütfen okuyun bu kitabı ve hayatın ne kadar kötü olduğu nelerle mücadele edildiğini bir kez daha görün .
Şampuanın dibinde kalan son kısmı kurtarmak için içine biraz su ekleyip çalkalayarak ömrünü 3 gün daha uzatmak: +200 puan (Maksimum verimlilik mühendisliği). Diş macununu tüpün en arkasından öne doğru anahtarla eze eze sıkıp son damlayı almak: +150 puan (Finansal deha).…devamıŞampuanın dibinde kalan son kısmı kurtarmak için içine biraz su ekleyip çalkalayarak ömrünü 3 gün daha uzatmak: +200 puan (Maksimum verimlilik mühendisliği).
Diş macununu tüpün en arkasından öne doğru anahtarla eze eze sıkıp son damlayı almak: +150 puan (Finansal deha).
"Bugün evden çıkmayacağım" deyip tüm günü tek bir kombini bile bozmadan pijama-terlik istikrarıyla bitirmek: +300 puan (Enerji tasarrufu modu).
Sipariş verirken "Kupon kodu aranıyor" diye 20 dakika internette gezinip 10 TL indirim bulamayınca siparişi iptal etmek: -50 puan (Zaman yönetimi iflası).
Günün Skoru: "Bütçeyi koruduk, konforumuzdan ödün vermedik."
Carl Jung’un The Listener’e* yazdığı mektup, 21 Ocak 1960 Efendim, – Aldığım pek çok mektupta (Tanrı’yı) ‘bilmek’ [Face to Face, The Listener, 29 Ekim’de] hakkındaki ifadelerim vurgulandı. ‘Tanrı bilgisi’ hakkındaki görüşüm alışılmadık bir düşünce tarzıdır ve Hıristiyan olmadığımın söylenmesini anlayışla…devamıCarl Jung’un The Listener’e* yazdığı mektup, 21 Ocak 1960
Efendim, – Aldığım pek çok mektupta (Tanrı’yı) ‘bilmek’ [Face to Face, The Listener, 29 Ekim’de] hakkındaki ifadelerim vurgulandı. ‘Tanrı bilgisi’ hakkındaki görüşüm alışılmadık bir düşünce tarzıdır ve Hıristiyan olmadığımın söylenmesini anlayışla karşılarım. Yine de kendimi bir Hıristiyan olarak görüyorum çünkü tamamen Hıristiyan kavramlarına dayanıyorum. Sadece insan zihninin muazzam karanlığını dikkate alan daha mütevazı bir tutum ortaya koyarak onların iç çelişkilerinden kaçmaya çalışıyorum. Hıristiyan düşüncesi de tıpkı Budizm gibi sürekli bir evrim geçirerek canlılığını kanıtlamaktadır. Dini deneyim alanına girdiğimizde antik ya da ortaçağ tarzında düşünmeye devam edemeyeceğimiz için, zamanımız bu açıdan kesinlikle yeni bir düşünce gerektirmektedir.
Yayında ‘Bir Tanrı var’ demedim, ‘Tanrı’ya inanmama gerek yok; biliyorum’ dedim. Bu şu anlama gelmiyor: Belli bir Tanrı’yı (Zeus, Jahwe, Allah, Teslis Tanrısı, vs.) biliyorum anlamına gelmiyor: Açık bir şekilde kendi içinde bilinmeyen bir faktörle karşı karşıya olduğumu biliyorum.
Ben ‘Tanrı’ya “in consensu omnium ‘quod semper, quod ubique, quod ab omnibus creditur’: her yerde, her zaman ve herkes tarafından inanılan şey” diyorum.
Ne zaman öfkeyle ya da korkuyla O’nun adını kullansam, ne zaman istemeden ‘Tanrım’ desem, O’nu hatırlarım, O’nu anarım. Bu, kendimden daha güçlü biriyle ya da bir şeyle karşılaştığımda olur. Bu, kendi psişik sistemimde bilinçli irademi bastıran ve kendim üzerindeki kontrolü gasp eden tüm aşırı güçlü duygulara verilen uygun bir isimdir. İradeli yolumu şiddetle ve pervasızca kesen her şeyi, öznel görüşlerimi, planlarımı ve niyetlerimi altüst eden ve hayatımın gidişatını iyi ya da kötü yönde değiştiren her şeyi bu isimle adlandırıyorum. Geleneklere uygun olarak, kaderin gücünü hem bu olumlu hem de olumsuz yönüyle ve kaynağı benim kontrolüm dışında olduğu için ‘tanrı’, ‘kişisel tanrı’ olarak adlandırıyorum, çünkü kaderim, özellikle de Bana vicdan biçiminde, kendisiyle sohbet edebileceğim ve tartışabileceğim bir vox Dei olarak yaklaşır. (Tartışırız ve aynı zamanda tartıştığımızı da biliriz. Kişi nesne olduğu kadar öznedir de).
Yine de benim tanrı görüşümün, itirafların ya da ‘felsefelerin’ evrensel, metafizik Varlığı olduğu inancına kapılmayı entelektüel bir ahlaksızlık olarak görmeliyim. Ne bir hipostaz küstahlığı ne de ‘Tanrı sadece iyi olabilir’ gibi kibirli bir niteleme yapıyorum: ‘Tanrı sadece iyi olabilir’. Yalnızca benim deneyimim iyi ya da kötü olabilir, ancak üstün iradenin insan hayal gücünü aşan bir temele dayandığını biliyorum. Kendi psişik sistemimde üstün bir iradeyle çarpıştığımı bildiğim için, Tanrı’yı biliyorum ve eğer imgemin gayrimeşru hipostazını riske atacak olursam, iyinin ve kötünün ötesinde, her yerde olduğu gibi kendimde de ikamet eden bir Tanrı’yı söyleyebilirim: Deus est circulus cuius centrum est ubique, cuis circumferentia vero nusquam.
Sevgiler, vs,
Carl Gustav Jung
aslında vurgulanmak istenen askın, iki farklı insanda iki farklı etkisi evet bence alexis ve tyler da birbirlerine asıktı ama askın tek basına hicbir sey ifade etmedigini onlarla gördük ve sonunda zarar gören alexis oldu aksine luke ve emily de birbirlerine…devamıaslında vurgulanmak istenen askın, iki farklı insanda iki farklı etkisi evet bence alexis ve tyler da birbirlerine asıktı ama askın tek basına hicbir sey ifade etmedigini onlarla gördük ve sonunda zarar gören alexis oldu aksine luke ve emily de birbirlerine asıktı ama bunun ötesinde birbirlerini sevdiler ve bu sevgi onu iyilestiren en kıymetli seydi yani ask yarayadabilir yaralayadabilir bide bide tyler sayesinde erkek öfkesinin gercekligi ve korkunclugu cokca tetikledi beni maalsf
Adile Naşit diyince aklımıza Hababam sınıfı, Neşeli günler, Gülen Gözler daha bir çok filmi aklımıza gelir. Ama ben bu filmdi neşeli aynı, çocukların canı, arkadaşı ama bir çocuğunu kaybetmiş bir anne gördüm..Çalışıp da okulu hasta diye tiyatroya devam etmesi.. Diyorum…devamıAdile Naşit diyince aklımıza Hababam sınıfı, Neşeli günler, Gülen Gözler daha bir çok filmi aklımıza gelir. Ama ben bu filmdi neşeli aynı, çocukların canı, arkadaşı ama bir çocuğunu kaybetmiş bir anne gördüm..Çalışıp da okulu hasta diye tiyatroya devam etmesi.. Diyorum ki keşke keşke yaşasaydı da kendisini nasıl seviyorlar insanların onun filmi izleyince nasıl güldüklerini görseydi. Baya duygusal ve biraz neşeli Adile Naşit filmi.. İzleyin lütfen 🥺☺️