İzlemeyin bence Boşuna vaktimi çaldı Baş role kızmaktan filme odaklanamadım Ya da ben anlamadım filmi Filmdeki tek güzel şey küçük çocuktu Ortada bir hikaye var ama sonuca ulaşmadı
Kardeşimle izledik o spoi sahne biliyordu ben söyleme demem üzerine söylemedi ama kötü son olacağını tahmin edebiliyordum.. Duygusal bir film tabi için çıkana kadar ağlatmaz ama gerçekten duygusal. Kızın da adamın da hayatı çok zor. Düşünsene her gün tanıdığın ama…devamıKardeşimle izledik o spoi sahne biliyordu ben söyleme demem üzerine söylemedi ama kötü son olacağını tahmin edebiliyordum..
Duygusal bir film tabi için çıkana kadar ağlatmaz ama gerçekten duygusal.
Kızın da adamın da hayatı çok zor. Düşünsene her gün tanıdığın ama tanımadığın insanlarla konuşuyorsun. Bir gün olan şey diğer gün yok. Bu film mutsuz olsa bile anıların o mutsuzluklar arasında kalmış güzel anıya ihtiyacı olduğunu gösteriyor.
:((( Sonuna çok üzüldüm ama 10/10 izlenir.
Spoiler içeriyor
⚠️ Spoiler içerir. Bu filmi yıllardır herkes övüyordu. "Romantik komedi" diye geçmesine aldanıp kafam dağılsın diye açtım. Meğer kafamı dağıtmak yerine toplayıp tekrar dağıtacakmış. İlk olarak şunu söyleyeyim; ben bu filmde Summer'a sinirlendim. Evet, en başından beri ilişki istemediğini söyledi.…devamı⚠️ Spoiler içerir.
Bu filmi yıllardır herkes övüyordu. "Romantik komedi" diye geçmesine aldanıp kafam dağılsın diye açtım. Meğer kafamı dağıtmak yerine toplayıp tekrar dağıtacakmış.
İlk olarak şunu söyleyeyim; ben bu filmde Summer'a sinirlendim. Evet, en başından beri ilişki istemediğini söyledi. Kimseye "beni bekle" demedi. Bunu kabul ediyorum. Ama bence sadece söylediğimiz şeyler değil, davranışlarımız da önemlidir. Bir insana sevgili gibi davranıp onunla o kadar anı biriktirip sonra da "Ama ben zaten ilişki istemiyorum demiştim." demek bana yeterince adil gelmiyor. Çünkü karşındaki insan robot değil.
Tom'a da sinirlendiğim çok yer oldu. Sürekli alttan alan, sürekli karşı tarafın isteklerini kendi isteklerinin önüne koyan oydu. Kendini o kadar geri plana attı ki bir noktadan sonra kendi mutluluğunu tamamen Summer'ın vereceği kararlara bağladı. İzlerken defalarca "Yeter artık, biraz da kendini düşün." dedim.
Filmin en can yakan tarafı ise belirsizlikti. Summer'ın rahatsız olduğu şeyleri söylememesi, açıklama yapmadan uzaklaşması, Tom'un ise her gün bir mesaj gelir mi diye umut etmesi... Bunlar ekrana bakarken bile insanı yoruyor.
Sonra düğünde tekrar karşılaşıyorlar. Sanki hiçbir şey olmamış gibi sohbet ediyorlar. Ardından Summer, Tom'u partiye davet ediyor. O sahnede gerçekten "Belki bu sefer..." diye düşünüyorsun. Ama partiye gidince Tom'un yaşadığı hayal kırıklığı... Sanırım filmin en ağır sahnelerinden biri oydu. Özellikle beklenti ve gerçeklerin aynı anda gösterildiği sahne, izlediğim en etkileyici sinema anlatımlarından biri olabilir.
Ve final...
Beni en çok sinirlendiren şeylerden biri de Summer'ın ciddi ilişki istemediğini söylemesine rağmen kısa bir süre sonra evlenmesi oldu. Evet, hayat böyle olabilir. Bazen insanlar doğru kişiyi bulduklarını hisseder ve çok kısa sürede karar verebilirler. Ama Tom'un açısından bakınca bu durum inanılmaz acı. Sen gecelerce "Acaba geri döner mi?" diye düşünürken, karşındaki insan hayatına senden tamamen bağımsız devam etmiş oluyor.
Buna rağmen Tom'un finalde ona kötü davranmaması, iyi dileklerini sunması da ayrıca içimi burktu.
Bu film bana bir aşk hikâyesinden çok, belirsizliğin ve tek taraflı umudun insanı nasıl tüketebileceğini anlattı. Belki de bu yüzden bu kadar etkilendim. Film boyunca ekrandaki karakterleri izlemek yerine zaman zaman kendi hislerimi izliyormuş gibi oldum.
Herkes Tom'u fazla romantik, Summer'ı ise fazla özgür olarak yorumlayabilir. Ben ise ikisini de eksik buldum. Biri kendi sınırlarını koruyamadı, diğeri ise karşısındaki insanın umutlarını yeterince önemsemedi.
Son olarak şunu söyleyeceğim: Bu film bana bir şeyi tekrar hatırlattı. Bir insanın söylediği kadar, hissettirdiği de önemlidir. Çünkü bazen tek bir cümleyle umut verilmez; davranışlarla verilir. Ve bazen en büyük kırgınlık da tam olarak orada başlar.
Ben bu filmi romantik diye değil, insanın içine dokunan bir "yanlış zaman, yanlış beklenti ve yanlış iletişim" hikâyesi olarak hatırlayacağım.
Sarıbahçe'de narenciye ticareti yapan Kurak ailesinin güç mücadelesini anlatan dizi; aile içi çatışmalar, bölgedeki dengeler ve suç dünyasını gerçekçi bir şekilde işliyor. Her karakterin kendine göre haklı olduğu noktalar olması hikâyeyi daha da etkileyici hâle getiriyor. Oyunculuklar çok başarılı, diyaloglar…devamıSarıbahçe'de narenciye ticareti yapan Kurak ailesinin güç mücadelesini anlatan dizi; aile içi çatışmalar, bölgedeki dengeler ve suç dünyasını gerçekçi bir şekilde işliyor. Her karakterin kendine göre haklı olduğu noktalar olması hikâyeyi daha da etkileyici hâle getiriyor.
Oyunculuklar çok başarılı, diyaloglar doğal ve atmosferi insanı içine çekiyor. Özellikle Çukurova'nın havasını ve aile içindeki gerilimi çok iyi yansıtıyor. Aksiyonla dramı dengeli ilerletirken karakterlerin gelişimini de başarılı şekilde işliyor. İkinci kez izlememe rağmen aynı keyfi aldım; her sahnede daha önce fark etmediğim detayları görmek diziyi benim için daha da değerli yaptı.
Hafızasını kaybetmeye başlayınca yıllarca içinde biriktirdiği adaletsizliklere kendi yöntemleriyle cevap vermeye karar veren Agâh Beyoğlu'nun hikâyesini anlatıyor. Polisiye, dram ve psikolojik gerilimi aynı anda sunan, her bölümüyle merakı canlı tutan bir dizi. Benim için Türk dizi tarihinin en güçlü yapımlarından…devamıHafızasını kaybetmeye başlayınca yıllarca içinde biriktirdiği adaletsizliklere kendi yöntemleriyle cevap vermeye karar veren Agâh Beyoğlu'nun hikâyesini anlatıyor. Polisiye, dram ve psikolojik gerilimi aynı anda sunan, her bölümüyle merakı canlı tutan bir dizi.
Benim için Türk dizi tarihinin en güçlü yapımlarından biri. Senaryo tek bir an bile gereksiz uzamıyor, her bölüm yeni bir şey katıyor. Karakterlerin derinliği, karanlık atmosferi ve adalet kavramını sorgulatması diziyi sıradan bir polisiye olmaktan çıkarıyor. Finali ise uzun süre akıldan çıkmıyor. İkinci kez izlememe rağmen ilk izlediğimdeki heyecanı yine yaşadım; bu da dizinin ne kadar kaliteli olduğunun en büyük göstergesi.
Rıfkı: King isimli iskambil oyununda Kupa Papazına verilen isim Rıfkı Almaz: King adındaki iskambil oyununda, Rıfkı’yı (oyundaki en büyük cezayı) yememe kuralıdır. Bu kuralı seçen oyuncular o tur boyunca Rıfkı’yı yememeye çalışır. ‘’-Bir kilo uyuşturucu... -Evinden kaçmış genç bir kadın...…devamıRıfkı: King isimli iskambil oyununda Kupa Papazına verilen isim
Rıfkı Almaz: King adındaki iskambil oyununda, Rıfkı’yı (oyundaki en büyük cezayı) yememe kuralıdır. Bu kuralı seçen oyuncular o tur boyunca Rıfkı’yı yememeye çalışır.
‘’-Bir kilo uyuşturucu...
-Evinden kaçmış genç bir kadın...
-Bir torba dolusu mücevher...
-Kendine ait olanı geri almaya çalışan bir mafya babası...
-"Hatır borcu" ödemesi gereken bir komiser...
-Son işini yapmak üzere güne başlayan bir kurye...
Ve tüm olan bitenden habersiz hayatlarını eğlence, şamata ve "karı kız" peşinde koşarak geçirirken, boylarını fersah fersah aşan bir kovalamacaya bulaşan iki genç adam…’’
Hikâye aşağı yukarı böyle. Kitap boyunca bu iki genç adamın bulaştıkları belalardan yırtmaya, tabiri caizse ‘’rıfkıyı almamaya’’ çalışmalarını okuyoruz. Sürükleyici olay örgüsü ve eğlenceli, basit dili sayesinde bir çırpıda okunuyor kitap. İlerleyen sayfalarda ne olacağını merak ediyorsunuz sayfaları çevirirken.
Kızılay’da yeraltı çarşısındaki metro kitapevinde, üzerinde ‘’50TL’’ etiketi olan bir sepette buldum kitabı. Tam da güzel kitapların fahiş fiyattan satılmasına yakınırken denk geldiği için şans vermek istedim. İyi ki de vermişim!
‘’Arabanın arkasında, sırtüstü yerde yatıyor. Yüzü bana dönük. İki büklüm. O çok sevdiği buz rengi Loft kotunun sol bacağı siyahımsı kırmızı. Buz rengi olan tek şey Bora'nın yüzü, kot pantolonu değil. Kanlar içindeki bacağını tutuyor iki eliyle. Ben arka koltukta yüzüstü yatıyorum...
Günlerden pazartesi, 13 Nisan 1998... Tam tamına 28 yıl önce bugün,Astronot Jim Lovell, Apollo 13'ten NASA Komuta Merkezi'ne "Houston! Bir sorunumuz var!" diyordu. Oğlum Houston yetiş! Bizim sorun çok daha büyük!’’
İlk sezonu daha önce izlediğim bu dizinin 2. Sezonuda gerçekten çok başarılıydı.Bazı diziler aksiyon sahneleriyle akılda kalır, bazıları ise karakterleriyle.Bu dizi bence ikisini bir araya getirmeyi başaran nadir yapımlardan biri. İlk bakışta klasik bir suç ve intikam hikâyesi gibi görünse…devamıİlk sezonu daha önce izlediğim bu dizinin 2. Sezonuda gerçekten çok başarılıydı.Bazı diziler aksiyon sahneleriyle akılda kalır, bazıları ise karakterleriyle.Bu dizi bence ikisini bir araya getirmeyi başaran nadir yapımlardan biri. İlk bakışta klasik bir suç ve intikam hikâyesi gibi görünse de, aslında dostluk, sadakat ve doğru olanı yapmak için mücadele etmenin ne kadar ağır bir bedeli olabileceğini anlatıyor.
Dizinin en güçlü yanı, iki başrol arasındaki samimi dostluk. Onların birbirine olan güveni ve fedakârlığı, yumruklardan çok daha fazla etki bırakıyor. Dövüş sahneleri son derece sert ve gerçekçi her darbenin ağırlığını hissediyorsun. Ancak beni asıl etkileyen şey, karakterlerin güçlerini sadece kazanmak için değil, sevdiklerini korumak için kullanmaları oldu.
Kötü karakterler de sıradan değil gerçekten tehditkâr hissettiriyorlar. Bu da her bölümde gerilimi canlı tutuyor. Tempo neredeyse hiç düşmüyor ve bir bölümü bitirdiğinde bir tane daha izleyeyim hissini hiç kaybetmedim.
Benim için sadece iyi koreografiye sahip bir aksiyon dizisi değil dostluğun, cesaretin ve adalet arayışının ön planda olduğu, duygusal yönü de güçlü bir yapım. Aksiyon seven herkesin rahatlıkla şans vermesi gereken, başladığında bırakması zor dizilerden biri olarak görüyorum.
Mehmet Zeki Kuşoğlu, bizim gibi Gaziantep’li , rahmetli babam ve amcalarımın 40 yıllık kadim dostu idi, bize arada sırada kendi yazdığı kitapları getirirdi okumamız ve öğrenmemiz için. Kısmen antika işimizle de alakalı olan bu “Kuyumculuk ve maden terimleri sözlüğü” güzel…devamıMehmet Zeki Kuşoğlu, bizim gibi Gaziantep’li , rahmetli babam ve amcalarımın 40 yıllık kadim dostu idi, bize arada sırada kendi yazdığı kitapları getirirdi okumamız ve öğrenmemiz için. Kısmen antika işimizle de alakalı olan bu “Kuyumculuk ve maden terimleri sözlüğü” güzel bir kaynaktır
Ölüme Yakın Akşamüstüne doğru, kış vakti; Bir hasta odasının penceresinde; Yalnız bende değil yalnızlık hali; Deniz de karanlık, gökyüzü de; Bir acayip, kuşların hâli. Bakma fakirmişim, kimsesizmişim; - Akşam üstüne doğru, kış vakti - Benim de sevdalar geçti başımdan. Şöhretmiş,…devamıÖlüme Yakın
Akşamüstüne doğru, kış vakti;
Bir hasta odasının penceresinde;
Yalnız bende değil yalnızlık hali;
Deniz de karanlık, gökyüzü de;
Bir acayip, kuşların hâli.
Bakma fakirmişim, kimsesizmişim;
- Akşam üstüne doğru, kış vakti -
Benim de sevdalar geçti başımdan.
Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış;
Zamanla anlıyor insan dünyayı.
Ölürüz diye mi üzülüyoruz?
Ne ettik, ne gördük şu fani dünyada
Kötülükten gayri?
Ölünce kirlerimizden temizlenir,
Ölünce biz de iyi adam oluruz;
Şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış,
Hepsini unuturuz.
Orhan Veli Kanık