Zamanın hızla akıp gittiği, değerlerin yozlaştığı, sevginin yerini menfaate, hoşgörünün yerini tahammülsüzlüğe bıraktığı modern çağda, ruhumuzu arındıracak, gönül dünyamızı aydınlatacak bir rehbere, bir nefese ihtiyaç duyarız. İşte tam bu noktada, merhum Ö. Tuğrul İnançer'in engin irfanı ve sarsılmaz inancıyla kaleme…devamıZamanın hızla akıp gittiği, değerlerin yozlaştığı, sevginin yerini menfaate, hoşgörünün yerini tahammülsüzlüğe bıraktığı modern çağda, ruhumuzu arındıracak, gönül dünyamızı aydınlatacak bir rehbere, bir nefese ihtiyaç duyarız. İşte tam bu noktada, merhum Ö. Tuğrul İnançer'in engin irfanı ve sarsılmaz inancıyla kaleme aldığı "Muhabbet Peygamberi Hazreti Muhammed (sav)" isimli eser, çölde susuz kalmış bir yolcuya sunulan ab-ı hayat gibi karşımıza çıkıyor. Tuğrul İnançer, sadece bir yazar değil, aynı zamanda bir mürşid, bir fikir adamı, bir gönül insanıydı. Hayatını İslam'ın özünü, Peygamber Efendimiz'in sünnet-i seniyyesini ve tasavvufun derinliklerini anlatmaya, sevdirmeye adamıştı. Onun kelamındaki samimiyet, samimiyetindeki derinlik, bu eserde her satırda, her cümlede kendini hissettiriyor. İnançer, bu kitabıyla bize Peygamber Efendimiz'i sadece tarihsel bir figür olarak değil, yaşayan, hissedilen, hayatımızın her anına sirayet eden bir "muhabbet" kaynağı olarak sunuyor. Kitabın başlığındaki "Muhabbet" kelimesi, tesadüfen seçilmiş bir kelime değil. Peygamber Efendimiz, Allah'ın sevgisinin yeryüzündeki tecellisidir. O'nu sevmek, O'nun ahlakıyla ahlaklanmak, O'nun yolundan gitmek, aslında Allah'a olan sevginin ve bağlılığın en somut göstergesidir. İnançer, bu eserde Efendimiz'in hayatındaki her anın, her sözünün, her davranışının temelinde bu ilahi muhabbetin yattığını, O'nun sadece bir peygamber değil, aynı zamanda bir dost, bir baba, bir devlet adamı, bir komutan ve en önemlisi "en kamil insan" örneği olduğunu ustalıkla anlatıyor. Kitabın içeriği, Efendimiz'in çocukluğundan peygamberlik müjdesine, Mekke döneminin çileli yıllarından Medine döneminin kurumsallaşma sürecine kadar tüm hayatını kapsıyor. Ancak İnançer, bu tarihi olayları kuru birer bilgi olarak sunmuyor. Olayların arka planındaki manevi derinliği, ilahi hikmeti ve günümüze bakan yüzünü ortaya koyuyor. Efendimiz'in sabrını, tevazusunu, cömertliğini, adaleti gözetmesini, insanlara olan şefkat ve merhametini, kısacası O'nun ahlakını bir ayna gibi bize yansıtıyor. Bu aynaya baktığımızda, kendi eksikliklerimizi, noksanlıklarımızı görüyor ve daha iyi bir insan olma yolunda gayret göstermemiz gerektiğini iliklerimize kadar hissediyoruz. "Muhabbet Peygamberi" kitabı, sadece Müslümanlar için değil, insanlık adına doğruyu, güzeli ve iyiyi arayan herkes için önemli bir kaynaktır. Peygamber Efendimiz'in örnek hayatı ve ahlakı, bugün dünyamızın boğuştuğu savaşlar, haksızlıklar, eşitsizlikler gibi pek çok sorunun çözümü için ışık tutmaktadır. O'nun getirdiği adalet, merhamet ve hoşgörü mesajı, tüm insanlığın muhtaç olduğu ortak bir dildir.
Tuğrul İnançer'in kalemi, bu eserde bir kez daha bizi manevi bir yolculuğa çıkarıyor. Efendimiz'in muhabbet deryasında kaybolmamızı, gönlümüzün bu ilahi sevgiyle dolup taşmasını sağlıyor. Kitabı bitirdiğimizde, sadece Peygamberimiz hakkında daha fazla bilgi sahibi olmuyor, aynı zamanda kendimizi O'na daha yakın, O'nun yolunda daha kararlı hissediyoruz.
Merhum İnançer'in bu kıymetli eseri, kütüphanemizin başköşesinde durmayı, tekrar tekrar okunmayı ve içselleştirilmeyi hak ediyor.
Bazı kitapları okuduktan sonra "bu kitabı tam da bu zamanda okumalıymışım." diyorum. İşte bu kitap da o kitaplardan biri. Aslında ilk okumaya başlayınca ön yargı ile başladım. Sebebi de şu, bana göre popüleritesi yüksek olan kitaplar biraz vasatmış gibi geliyor…devamıBazı kitapları okuduktan sonra "bu kitabı tam da bu zamanda okumalıymışım." diyorum. İşte bu kitap da o kitaplardan biri. Aslında ilk okumaya başlayınca ön yargı ile başladım. Sebebi de şu, bana göre popüleritesi yüksek olan kitaplar biraz vasatmış gibi geliyor nedense. Ama okurken gerçekten çok beğendim. Bir yolculuk anlatılıyor kitapta. Ama günün sonunda kendinizi içsel bir yolculukta buluyorsunuz. Santiago isimli Endülüslü bir çobanın gördüğü rüya üzerine hazinesini bulmak üzere Mısır'daki piramitlere doğru yola çıkmasıyla başlıyor. Yol boyunca çobanın başına gelen her olay bir şeyler öğretiyor. Peki bizim peşinde koştuğumuz hazine nedir ve nerededir? Simya, felsefe ve inançların iç içe geçtiği muhteşem bir kurgu. Kitapta çokca"Bir şeyi gerçekten isterseniz, bütün evren onu gerçekleştirmek için iş birliği yapar..." düşüncesini yansıtıyor. Bu düşünce romanın ana fikri ve felsefesidir. Aramak, bulmak, yaşamak üzerine muhteşem bir yapıt.
+gene gelmedi mi bu herif.ne bok yiyo istanbulda -ne bağırıyosun lan dükkanın orta yerinde +sen garışma len. biz ali rıza denen pezevengi arıyoz -ağzını topla kosnük ali rıza benim +aaa ali rıza gelmişş. ahh canımm suratını seviyim. nasıl da belli…devamı+gene gelmedi mi bu herif.ne bok yiyo istanbulda
-ne bağırıyosun lan dükkanın orta yerinde
+sen garışma len. biz ali rıza denen pezevengi arıyoz
-ağzını topla kosnük ali rıza benim
+aaa ali rıza gelmişş. ahh canımm suratını seviyim. nasıl da belli gayserili olduğu alnından. gel elini öpem
Spoiler içeriyor
Eğer bir gün bu dünyayı yeniden kuracaksan, erkekleri ve kadınları yeniden yaratacaksan, bir çömlekçi çırağı gibi davranma, bu kez yeryüzüne bir kadın olarak gel, Prabhu. Ya Rabbi, bir kerecik de kadın ol!
bu astroloji olayları ne kdr doğru bilmiyprum ama bikaç gündür burcuma burç yorumuma takmış durumdayım.... Allah beni ıslah etsin inandığımdan değil ama enerji gerçektir.
Ya ben bunu izlemeye başladım sonra bir sürü yorum gördüm bunun yerine Sherlock yada true delectıve izle falan diye napıcam kararsız kaldım bi fikir verir misiniz
Spoiler içeriyor
çok içten, çook keyifli bir dizi olmuş. birkaç sahnesine denk geldiğim için diğer dizi biter bitmez buna başladım, iyi ki başlamışım. başlarda biraz sıkıldım gibi oldu ama yine de kendini izlettirdi. genelde başrol çift olur, çoğunlukla onları izleriz hatta yan…devamıçok içten, çook keyifli bir dizi olmuş. birkaç sahnesine denk geldiğim için diğer dizi biter bitmez buna başladım, iyi ki başlamışım. başlarda biraz sıkıldım gibi oldu ama yine de kendini izlettirdi.
genelde başrol çift olur, çoğunlukla onları izleriz hatta yan karakterleri pek izleyemeyiz, onları çok derinleştirmezler. ama böyle dizilerde birden fazla kişinin hayatını, bakış açısını görebiliyoruz ve ben bunu çok sevdiğimi fark ettim. çoğu insanın bir kere bile olsa kendi hayatının başrolü olduğunu ve yanından geçen insanların hayatları yokmuş gibi, figüranmış gibi bir an yaşadıklarını, gerçekliği sorguladıklarını biliyorum. ben de bu insanlardan biriyim. bir anda kendimi simülasyondaymışım gibi, başka bir gerçeklikteymişim gibi hissediyorum bazen. truman gibi hatta.
yiyoung dışındaki asistanların da ana karakter olması, hayatının biraz derinliklerine inmek güzeldi. yüzeysel kalmamaları, duygularını ve düşüncelerini daha içtenlikle yansıtmalarını sağladı. dördünü de ayrı ayrı ve özellikle de birlikte çooook sevdim. dört mevsim gibiler ve her biri ayrı güzel.
hastanedeki izlediğimiz doktorların çoğunu çok sevdim. özellikle profesör ryu çooooookk tatlı bir insandı. hem doktor olarak hem insan olarak çok harika biriydi. erkek olmasına rağmen sevdim ıdwşjdwğdmkwşdmw şaka bir yana gerçekten asistanlara davranışı, hastalara yaklaşımı, diğer doktorlarla ilişkisi çok güzeldi. neredeyse her bir doktor birer asistanla daha özel bir ilişki geliştirdi. profesör seo ilk başta "cadı" ve sert biri olarak gösterilse de böyle dışarıdan çok sert, katı, mesafeli görünen insanların gerçekten ne kadar içten ve samimi olabileceğine birkaç kere denk gelmiş biri olarak onu seveceğimi düşündüm. beni yanıltmadı. en sevdiğim doktorlar kesinlikle o ikisi. onlar dışındaki doktorları da sevdim, iki kişi dışında. profesör jo, özellikle sabi'ye mobing yaptığı bölümde sinirlerimi tepeme çıkardı. zaten kendisi de sürekli sinirli dolaşıyor. azarlıyorsan azarla ama rencide etme be adam!
özür bile dilemedi. astlarına bağırırken üstlerine el pençe divan duruyordu. canım ryu nasıl da güzel konuştu orada 🫶🏻 ekrandan yanaklarını sıkasım geliyor. bu arada umarım isimleri karıştırmamışımdır. o kadar fazla isim vardı ki aklımda tutamadım ve kontrol ede ede yazıyorum wufşwnfkwşdmwkdlw
diğer sevmediğim doktor da kesinlikle bir numara: uzman (?) myeong. çok iki yüzlü, yalancı biri. patolojik yalancı mıdır bilemem ama kesinlikle itici. mesai saatlerinde kaytarır, astlarına iş yıkar, mobing uygular, iş arkadaşlarına ve hastalarına yalan söyler, ilgi odağı olmaya bayılır. profesör olamamasına çoooook sevindim çünkü asla hak etmiyordu bize gösterilen kadarıyla. o kadar sinirlerimi bozuyordu ki durup kendime bir dizi karakterine sinir olduğumu hatırlatmak durumunda kaldım birkaç kere. sonra da doktor jo ekrana gelince tekrar sinir oldum whşenfjwödnwofş o ikisi kesinlikle beni çok sinir etti. jo'ya karşı sadece son bölümde jaeil'e karşı olan tavrı için birazcık yumuşadım ama patlamaya hazır mayın gibi olmasından ve astlarına eziyet etmesinden dolayı hâlâ sevmiyorum.
hastaların hikayeleri etkileyici, yürek burkan cinstendi. bazılarına dayanamayıp ağladım. özellikle son bölümde.
ama hastane kaosu wıwşdmwlsçfmwşdmwkd diğer bölümlerle birlikte herkesin birbiriyle atışması, küçük büyük olmadan, keyifliydi jdğdmsjfşwmdkw
dizideki romantizm, dizinin önüne geçmediği ve bunaltıcı üçgenler olmadığı için güzeldi. doktor koo ve yiyoung güzeldi ama anestezistle de güzel olurlarmış. sabi ve jaeil sürpriz oldu ama güzel oldu wufşqndksşdmwkd. namkyung sonunda toksik ilişki döngüsünü ve eski sevgilisini geride bıraktığı için onun adına sevinçliyim. ilişkide toksik olan kendisiymiş, o yüzden bu yeni stajyerle ilişkisini merak ediyorum.
ikinci sezon daha onaylanmamış, öyle okudum. ikinci sezon gelirse çooook sevinirim çünkü gerçekten sevdim. umarım en kısa zamanda gelir.
unutmadan, jooyoung konusuna gelirsek çocuksuz aile işlenmesi de hoşuma gider. kadınların güya yarım olduğu ve sadece doğum yapınca tamamlandıkları düşüncesinin ne kadar yanlış ve olumsuz olduğunu işlemelerini istiyorum. kore gibi doğum oranı bu kadar düşük bir ülkenin bunu işleyeceğini de pek sanmıyorum. o yüzden elde diğer ihtimal kalıyor. umarım ikinci sezonda onlar için evlatlık konusunu işlerler. sadece doğum yoluyla anne olunmayacağını, ihtiyacı olan bebeklere ve çocuklara aile olarak da anne baba olunabileceğini görmek istiyorum. hatta belki hayvan sahiplenme, onlara en az bebekler kadar değer veren insanlar görmek istiyorum. bunun da yapılacağından çok umudum yok, ikinci düşüncem daha olası ama ilk ve son fikrim de ele alınırsa sevinirim. yetkililere duyurulur jspfwmdkwiçfwlfiw
düşünüyorum, şimdilik başka ekleyecek bir şey gelmiyor aklıma. o yüzden, bu kadardı. görüşürüz.