Brezilyalı yazar Paulo Coelho'nun yazdığı 1988 tarihli fantastik nasihat romanı. Endülüslü bir çoban olan Santiago, gördüğü bir rüya sonucunda yaşadığı toprakları ve koyunlarını bırakarak hazine bulmak için Piramitlere doğru bir yolculuğa çıkar. Bu yolculukta başına gelen olaylar ve tanıdığı insanlar…devamıBrezilyalı yazar Paulo Coelho'nun yazdığı 1988 tarihli fantastik nasihat romanı.
Endülüslü bir çoban olan Santiago, gördüğü bir rüya sonucunda yaşadığı toprakları ve koyunlarını bırakarak hazine bulmak için Piramitlere doğru bir yolculuğa çıkar. Bu yolculukta başına gelen olaylar ve tanıdığı insanlar vesilesiyle inancı, cesareti, iradesi ve arzuları test edilecektir.
"Simyacı", insanın bu hayattaki varoluş amacı olan kişisel menkıbesinin peşinde koşmasını öğütlerken, kişinin yazgısının çizdiği yolda ilerlemesi gerektiği, korkunun insanın hayallerinin önündeki en büyük engellerden biri olduğu, korku duygusuna yenik düşen insanların varoluş amaçlarını tamamlayamadan dünya hayatından yitip gittiği lakin yüksek bir irade ve tevekkülle kaderini gerçekleştirmek için yolundan dönmeyen insanların elde edeceği hazineleri ustalıkla okuyucuya aktarıyor.
Şahsen bu konuda yazar ile aynı düşüncelere sahibim. Başaramama, kınanma ve aşağılanma korkusu çoğu insanın hayallerini gerçekleştirememesine neden olmaktadır. İşte bu yüzden insan, yeri geldiğinde, sonucunda ne olacağını düşünmeksizin, karşısına çıkan fırsatları kaçırmamalı ve Allah'ın yazdığı kadere kesinkes teslim olmalıdır. Hata yapmayan bir insan, yaşamamış insan demektir, kalbinin kırılmasından korktuğu için hiç aşık olmayan, ya da olduğunda bunu aşık olduğu kişiden saklayan insan gibi. Oysa duygular ve düşünceler, eyleme geçirilmedikleri sürece yalnızca öylece kalırlar ve sahibiyle birlikte toprağa gömülürler.
“İnsan sevdiği için sever. Aşk’ın hiçbir gerekçesi yoktur.”
Spoiler içeriyor
Hayatımda bu kadar dengesiz bir seyir yaşamadım. Senaryonun yarısını toy bir anti-kapitalist ve krizler geçiren bir ergen yazmış gibi, ikinci yarısı ise beş yaşındaki kuzenim tarafından yazılmış sanki. Karakter gelişimi ise parkta oynayan çocukların kaynaşması gibi olmuş. Bir de Allah…devamıHayatımda bu kadar dengesiz bir seyir yaşamadım. Senaryonun yarısını toy bir anti-kapitalist ve krizler geçiren bir ergen yazmış gibi, ikinci yarısı ise beş yaşındaki kuzenim tarafından yazılmış sanki. Karakter gelişimi ise parkta oynayan çocukların kaynaşması gibi olmuş. Bir de Allah aşkına, bir arı kolonisi 30-40 ton ağırlığındaki bir uçağı nasıl oyuncak gibi hareket ettiriyor ? İzlediğim şeylerde muhteşem bir gerçeklik aramıyorum ama insanın aklıyla da dalga geçmeyin be kardeşim !
Hâlâ izlemeyenler varsa izlemesini şiddetle tavsiye ederim. Polisiye,gerilim ve gizem filmi. Oyuncu kadrosu efsane ötesi, bir çok usta isim rol alıyor. Filmin kurgusu,işlenişi çok iyi, detayları, olay örgüsü eksiksiz. Şener Şen ve Cem Yılmaz döktürmüş. Kesinlikle izlemenizi isterim. Film biraz…devamıHâlâ izlemeyenler varsa izlemesini şiddetle tavsiye ederim.
Polisiye,gerilim ve gizem filmi.
Oyuncu kadrosu efsane ötesi, bir çok usta isim rol alıyor.
Filmin kurgusu,işlenişi çok iyi, detayları, olay örgüsü eksiksiz.
Şener Şen ve Cem Yılmaz döktürmüş.
Kesinlikle izlemenizi isterim.
Film biraz uzun 2 saat 20 dakika.
Atmosfer biraz karanlık, görüntüler de biraz öyle ama izlettiriyor sıkmıyor film.
Filme puanım 7.5/10
Filmi izlerken kendimi izliyormuşum gibi hissettiğim noktalar oldu. Julie'nin kararsızlığı yani denemesi, yanılması ve kendini bulana kadar süreci tekrarlaması sadece benim daha başaramadığım bir durum. Filmin son dakikalarında ipimi koparıp ağladım. Çoğu insana belki durağan, hayatın içinden gelir böyle filmler…devamıFilmi izlerken kendimi izliyormuşum gibi hissettiğim noktalar oldu. Julie'nin kararsızlığı yani denemesi, yanılması ve kendini bulana kadar süreci tekrarlaması sadece benim daha başaramadığım bir durum. Filmin son dakikalarında ipimi koparıp ağladım. Çoğu insana belki durağan, hayatın içinden gelir böyle filmler ve sıkılırlar. Ama ben etrafımız tamamen yalan filmlerle kaplanmışken aslında birinin hayatının parçasına şahitlik etmenin ne kadar rahatlatıcı olabileceğini keşfettim. İzlememi öneren canim arkadaşım ririme çok teşekkürler. Sonunda ne olacağını bilemeyeceğimiz bu hayatta en bizden versiyonlarımızla yaşamamamız dileği ile..
Vazgeçişlerin İzinde İçimde garip bir his var; anlamlandıramıyorum bir türlü. Kelimelere dökemeyeceğim kadar kafa karıştırıcı. Biraz hüzün var gibi, belki de bazı vazgeçişlerin bıraktığı izdir. Bazen insan vazgeçmek zorunda kalır. Eski halime bakıyorum da bazı insanlar için fazla uğraşmışım. En…devamıVazgeçişlerin İzinde
İçimde garip bir his var; anlamlandıramıyorum bir türlü. Kelimelere dökemeyeceğim kadar kafa karıştırıcı. Biraz hüzün var gibi, belki de bazı vazgeçişlerin bıraktığı izdir. Bazen insan vazgeçmek zorunda kalır. Eski halime bakıyorum da bazı insanlar için fazla uğraşmışım. En baştan uzak durmam gerekiyordu bazılarından. Verdiğim bazı tepkilerin bana çok zarar verdiğini fark ettim. Her şey tepkiyi hak etmiyor. Bazen de kendi iyiliğin için tepkisiz kalmayı öğrenmesi gerekiyor insanın. Fark ettim de "Keşke bazı şeyleri yaşamasaydım, bazı insanlarla hiç tanışmasaydım," diyorum ama o zaman şu anki halim olmazdı. Yaralı ve kırgın, evet; ama eskisine göre daha güçlü ve büyümüş. Bazı insanlar size büyümenin ne olduğunu gösterir, bazıları erken büyümek zorunda kalır. Sonra biri gelir ve onun içinde gömülen çocuğu canlandırmaya çalışır. Ama onlar o çocuğu o kadar derine gömmüşlerdir ki yeniden canlandırmak oldukça zordur. Onu bir zayıflık olarak görürler, halbuki onlara güç verir. Ama bazen neredeyse herkesten saklamak gerekir. Bazen birkaç kişi, bazense tek bir kişinin görmesi yeterlidir. Belki de önemli olan onu yaşatabilmektir. Bir kere gömülünce canlandırması oldukça zor oluyor. Kim bilir, bir gün biri gelir ve her şey değişir...
Lale-i Pinhan
Maviye Boyanan Ruhlar — Görüyor musun? — Neyi? — Gökyüzündeki mavi yıldızı. — Evet. İsmini biliyor musun? — Hayır. Nedir? — Vespera, yani "gün batımı" demek. — İlk defa duyuyorum. — Hikâyesi de var. — Dinlemek isterim. — Bir kız…devamıMaviye Boyanan Ruhlar
— Görüyor musun?
— Neyi?
— Gökyüzündeki mavi yıldızı.
— Evet. İsmini biliyor musun?
— Hayır. Nedir?
— Vespera, yani "gün batımı" demek.
— İlk defa duyuyorum.
— Hikâyesi de var.
— Dinlemek isterim.
— Bir kız çocuğu varmış. Saçları çok güzelmiş. Gözlerinde yağmurları saklarmış. Kalbinde bir yıldız taşırmış; mavi bir yıldız... Etrafa güçlü bir ışık saçarmış. Zaman geçmiş; birçok yara almış, yıldızı zarar görmeye başlamış. Bir gün gün batımını izlerken bir karar vermiş: Kalbinde taşıdığı yıldızı gökyüzüne verecekmiş.
— Neden gökyüzüne vermeye karar vermiş?
— Çünkü gökyüzü insanlardan uzak; yıldızı böyle koruyabileceğini düşünmüş.
— Sonra ne olmuş peki?
— Kalbinde taşıdığı yıldızı gökyüzüne vermiş. Ve o zaman saçlarını da kesmiş. Gözlerindeki yağmurlar artık bir fırtınaya dönüşmüş. Bir gün batımında verdiği için yıldızın ismi Vespera olmuş, yani gün batımı.
— Yani yıldızı zarar görmesin, sönmesin diye ondan tamamen vazgeçmiş...
— Evet, bazen vazgeçmek gerekir.
— Peki neden daha önce görmedim bu yıldızı?
— Çünkü her zaman kendini göstermez. Gecenin en sessiz olduğu zamanlarda ve ona ihtiyaç duyulduğunda ortaya çıkar, onlara seslenir.
— Ne der onlara?
— "Bırak ruhun maviye boyansın..."
Lale-i Pinhan
Yorgun Ruhun Kaçışı Bu ben değilim... Eskiden konuşmayı severken şimdi içimden uzun uzun susmak geliyor. Sessizlik bir seçim derler ama zorunlu bir seçimdir aslında. Sessizliği seçenler biraz da kırgındır aslında. Bir tarafım her şeyi anlatmak istiyor ama susuyorum; çünkü böyle…devamıYorgun Ruhun Kaçışı
Bu ben değilim... Eskiden konuşmayı severken şimdi içimden uzun uzun susmak geliyor. Sessizlik bir seçim derler ama zorunlu bir seçimdir aslında. Sessizliği seçenler biraz da kırgındır aslında. Bir tarafım her şeyi anlatmak istiyor ama susuyorum; çünkü böyle gerekiyor... Ne zaman kırılsam daha da sessizleşiyorum. Gözlerim ışığını kaybetti. Mutluluk hissi anlık gelip geçiyor; bir durgunluk geliyor... Yaralı ve kırgınım. İçimde öyle büyük bir kırgınlık var ki sanki tüm insanlara birer parça düşmüş gibi. Kaçıyorum artık; aslında uzun zamandır kaçıyordum ama şimdi kendim dahil her şeyden kaçıyorum. Çünkü ben güçlü görünmekten yoruldum ve vazgeçiyorum. Sesimden vazgeçiyorum... İlk saçlarımdan vazgeçmiştim; öyle olur hep, kızlar ilk saçlarından vazgeçer... Ruhum acıyor. İçimde bir yangın var, sönmüyor bir türlü. Giderek kendimi kaybediyorum. Bu ben değilim; eski beni özlüyorum, daha az yaralı olan beni... 'Zaman iyileştirir,' derler; beni hiç iyileştirmedi, aksine bir şeyler aldı benden. Ve ruhum yoruldu; geçmeyen bir yorgunluk bu. Hani bir kuşu kafese kapatırlar; çırpınır çırpınır ama çıkamaz, kanatlarına zarar gelir ya... Benimki de işte o misal.
Lale-i Pinhan
Yaralı Bir Ruhun Eskizi Bir kız çocuğu gördüm parkta, tek başına oturarak çizim yapıyordu. Yanına gittim, "Oturabilir miyim?" diye sordum. "Tabii ki," dedi. Bir şeyler çiziyordu. "Çok güzel çiziyorsun," dedim. "Hayır," dedi, "kötü çiziyorum." Hâlbuki çok güzellerdi... "Neden çiziyorsun madem…devamıYaralı Bir Ruhun Eskizi
Bir kız çocuğu gördüm parkta, tek başına oturarak çizim yapıyordu. Yanına gittim, "Oturabilir miyim?" diye sordum. "Tabii ki," dedi. Bir şeyler çiziyordu. "Çok güzel çiziyorsun," dedim. "Hayır," dedi, "kötü çiziyorum." Hâlbuki çok güzellerdi... "Neden çiziyorsun madem sevmiyorsun çizimlerini?" dedim. "Çünkü iyi geliyor bana, zihnimi rahatlatıyor," dedi ve gökyüzüne bakıp derin bir nefes aldı. Gözleri... İçinde ne kadar da çok duygu vardı: Acı, öfke, kırgınlık ve korku. Gözleriyle ne çok şey anlatıyordu; yaralı bakıyordu. Neden tek başına geldiğini sordum buraya. Kafa dinlemek istediğini söyledi. "Evde neden yapmıyorsun?" dedim. "Ailem varken olmaz," dedi. "Neden?" dedim. "Anlaşamıyoruz," dedi. "Eskiden evden çıkmazdım, şimdi ise tam tersi," dedi... "Annenle aran nasıl?" dedim; gözleri dolar gibi oldu, sonra gözyaşlarını geri gönderdi. "Anlaşamıyoruz," dedi, "beni duymuyor, gerçek halimi görmüyor. Eskiden çok uğraşırdım, beni sevsin diye çiçekler getirirdim ama sevgisi hep bir şeye bağlıydı... Şimdi ise sevgisi ona inandırıcı gelmiyor; bazı şeyler için çoktan geç kalınmıştı..." Bir şey diyemedim ama hissettim; sarılmak istedim ona ama sarılmadım. "Babanla aran nasıl?" dedim. "Bir zamanlar iyiydi, sonra bazı şeyler oldu, bazı şeyler gördüm," dedi. "İçimde ona karşı uzun zamandır bir öfke var," dedi. Sesi yükselmişti, farkında değildi... "Kardeşin var mı?" diye sordum. "Var," dedi ama gözleri farklı bakıyordu. "Abim var," dedi, "bir zamanlar çok sevdiğim, şimdi içimde hiçbir duygu bırakmayan. Kardeşim var," dedi, "doğumunu heyecanla bekledim ama şimdi ise... Neyse." "Ne oldu?" dedim. "Bu konuyu konuşmak istemiyorum," dedi, başını eğmişti. Bir şeyler vardı, hissediyordum ama zorlamadım. "Çok güzelsin," dedim; dikkatini dağıtmak istedim. Ama yalan değildi, güzeldi. "Hayır, değilim," dedi. Kırgınlık vardı sesinde. Bir şeyler denmişti, kırmışlardı onu. Birden kendinden nefret ettiğini söyledi. "Neden?" dedim. "Öfkeliyim," dedi, "kendime bir şeyler yapamadıkça, yaralandıkça daha çok öfkeleniyorum. Kendime nefretim ne zaman başladı hatırlamıyorum," dedi. Bir şeylerin acısını kendinden çıkarmak istiyordu sanki. "Arkadaşların var mı?" dedim. "Var," dedi, "ama gitmelerinden korkuyorum." "Neden?" dedim. "Çünkü hep gittiler, kırılsam da diyemedim," dedi. "Neden?" dedim. "Gitmelerinden korktum," dedi. "Sevgi benim için kolay değildi. Annem severdi, sonra bir şey olur uzaklaşırdı. Ben sevgiyi annemden öğrendim, o yüzden nasıl sevilir bilmiyorum," dedi. Ağlamaya başladı; yorgundu, yalnız hissediyordu. Sarıldım ona sıkıca. Öyle ne kadar durduk bilmiyorum. Her bir gözyaşında geçmişin izlerini taşıyordu...
Lale-i Pinhan
Sardıkça Kanayanlar Bazı yaralar sardıkça kanar. Kiminin çöle döner yüreği, kimi içinde bir yanardağ saklar... Yıllar önce bir kitapta okumuştum, çok hoşuma gitmişti. Neden bazı yaralar sarmaya çalıştıkça daha çok kanar, daha çok acıtır? Neden bazı kırıklarımız bizde daha fazla…devamıSardıkça Kanayanlar
Bazı yaralar sardıkça kanar. Kiminin çöle döner yüreği, kimi içinde bir yanardağ saklar... Yıllar önce bir kitapta okumuştum, çok hoşuma gitmişti. Neden bazı yaralar sarmaya çalıştıkça daha çok kanar, daha çok acıtır? Neden bazı kırıklarımız bizde daha fazla iz bırakır? Onları unutmalı mıyız? Ama ya unutursak ve bir gün tekrar hatırlarsak daha çok yanmaz mı canımız?
Unuttum sanmıştım bazı kırıklarımı, kırgınlıklarımı, bende kalan izleri; ama yanılmışım sadece. Bir şeyler oldu... Belki de hiç geçmez bazı kırgınlıklar ama söylenemez de kırana. Kendi içinde öyle kalakalır insan; ne hissedeceğini bilemez bazen. İnsanlar... Sahte samimiyetler, sahte sevgiler ve kalabalıklar içindeki yalnız hissettirmeleri... Oldum olası hiç sevmemişimdir, ruhumu rahatsız etmiştir. Sanki hissetti yaralanacağını, kim bilir?
Peki ya bir gün tüm izlerimiz, kırgınlıklarımız geçer mi doktor? Her şey bir gün düzelir mi? Geceleri sadece gökyüzündeki yıldızları izleyebilir miyiz; bizi yoran düşüncelere dalmadan? Bir gün iyileşir miyiz doktor? Ben yıldızları istiyorum; onlar huzur veriyor, belki de insanlardan uzak olduğu için. Sadece yıldızları verin bana, tüm dünya sizin olsun; onlar ev olur bana...
Lale-i Pinhan