Türkan... Genç yaşında yanlış kişiyi sevmiş, üstüne onunla evlenmiş biri. 25 yıl boyunca bir ev arkadaşlığından öteye gitmeyen evliliğinde bir hayalet gibi yaşamayı öğrenmiş. 25 yılın ardından kocası ölünce hayatını, aşkını, geçmişini irdelemeye başlar. Bir yolculuğa çıkar, kendini yeniden keşfeder.…devamıTürkan... Genç yaşında yanlış kişiyi sevmiş, üstüne onunla evlenmiş biri. 25 yıl boyunca bir ev arkadaşlığından öteye gitmeyen evliliğinde bir hayalet gibi yaşamayı öğrenmiş. 25 yılın ardından kocası ölünce hayatını, aşkını, geçmişini irdelemeye başlar. Bir yolculuğa çıkar, kendini yeniden keşfeder. Bir gölge gibi kocasının onu sevmesini beklediği yıllarda kaçırdığı fırsatlara hayıflanır, kocasının eski eşini hiçbir zaman unutamadığı gerçeğiye yüzleşir.
Tuhaf bi zamanda karşıma çıktı bu kitap...
“Sanane” ve “banane” ile özgürlüğü anlatamazsınız da anlayamazsınız da. Z kuşağı dediğimiz de otuzuna geldi çattı kendini hâlâ çocuk sanıyor ve her şeye ağlıyor. Günaydın desen abi kasma ya diyor, gündür ayar aymaz onun bileceği iş, sen karışma diyor. Enteresan.
Spoiler içeriyor
Perfect Sense (2011), duyguların yavaş yavaş yok olduğu bir dünyada insanın geriye ne bıraktığını sorgulayan sade ama çarpıcı bir film. Bir salgın gibi yayılan bu durum; önce koku, sonra tat, işitme ve görmeyi ortadan kaldırırken, insanlığın en temel refleksleri bile…devamıPerfect Sense (2011), duyguların yavaş yavaş yok olduğu bir dünyada insanın geriye ne bıraktığını sorgulayan sade ama çarpıcı bir film. Bir salgın gibi yayılan bu durum; önce koku, sonra tat, işitme ve görmeyi ortadan kaldırırken, insanlığın en temel refleksleri bile yeniden tanımlanmak zorunda kalıyor.
Film aslında kıyamet hikâyesi anlatmıyor; daha çok “alışmanın” ve “kaybetmenin” insan psikolojisindeki izini takip ediyor. Ewan McGregor ve Eva Green’in karakterleri, dünya çökerken bile birbirine tutunmaya çalışan iki insanı temsil ediyor. Aşk burada romantik bir ideal değil; kaos içinde bile anlam yaratma çabası.
En etkileyici tarafı ise şudur: dünya duyularını kaybederken, insanlar ironik biçimde daha “insan” olmaya başlar. Çünkü geriye kalan şey, sadece hissetme ihtiyacı olur. Film bitince akılda büyük bir olaydan çok, sessiz bir düşünce kalır: elimizde her şey varken bile ne kadar az fark ediyoruz.
"Sen kendi duvarlarının gerisine çekiliyorsun. O, kendi duvarlarının gerisine çekiliyor. Bir başka kentte. Bir başka ülkede. Herkes bir başka kentte. Herkes bir başka dili konuşuyor. Ya da anlamaya çalışıyor. Aynı dili konuşan iki kişi yok." ~Yaşamın Ucuna Yolculuk~ /28.03.2026/