Daha ilk bölüme yarım saat oldu ne şerefsiz dolu dedim sinir bozucu, kimseye de güven olmuyor herkes satılmış durduk yere sinirlendim iyi mi hani komediydi🥺
Trainspotting'i izledikten sonra neden kült film olarak görüldüğünü anlamak zor değil. Bir yandan çok eğlenceli ve komik sahneler var, diğer yandan insanın içine oturan bir tarafı da var. Karakterlerin hatalarıyla, kaçışlarıyla ve hayatla boğuşmalarıyla ilgili etkileyici sahneleri var.Bitince sadece hikayeyi…devamıTrainspotting'i izledikten sonra neden kült film olarak görüldüğünü anlamak zor değil. Bir yandan çok eğlenceli ve komik sahneler var, diğer yandan insanın içine oturan bir tarafı da var. Karakterlerin hatalarıyla, kaçışlarıyla ve hayatla boğuşmalarıyla ilgili etkileyici sahneleri var.Bitince sadece hikayeyi değil, verdiği hissi de uzun süre düşünüyorsun. Bir de uyuşturucu bağımlılığının ne kadar boktan bişey olduğunu.
"Yabancısı olmadığım bir tek olgu var. O da kendi varoluşum. Belki tek mutluluğum bu. Tek bağlantım. Kendimi kavrayamazsam, tüm varoluşum yitmiş demektir." ~Yaşamın Ucuna Yolculuk~ /28.05.2026/
hedonist ve korkak bir adam ile hümanist ve her şeye rağmen kendinden vazgeçmeyen bir kadının hikayesi... "karda donmak üzeresin, uyumak tatlı geliyor ama sen öldüğünün farkında değilsin." "biliyorum sevgilim, hiç kimse yok. olmayacak. başkalarının çocuklarını, hayatlarını, bedenlerini ödünç alacaksın, geri…devamıhedonist ve korkak bir adam ile hümanist ve her şeye rağmen kendinden vazgeçmeyen bir kadının hikayesi...
"karda donmak üzeresin, uyumak tatlı geliyor ama sen öldüğünün farkında değilsin."
"biliyorum sevgilim, hiç kimse yok. olmayacak. başkalarının çocuklarını, hayatlarını, bedenlerini ödünç alacaksın, geri vermemek üzere. ve hep ıssız kalacaksın..."
Spoiler içeriyor
Yolculuğum Mary benziyor ama onun gibi o kadar ezilmedim buna izin de vermedim. Sonum asla Mary olmadı ama😁 hayırlısı. Bu arada o nasıl anne yaa, yaprak dökümü annesi koca meraklısı. Babasi kalmaliydi, Mary annesi olmasa daha iyi olurdu🥲 Mary de…devamıYolculuğum Mary benziyor ama onun gibi o kadar ezilmedim buna izin de vermedim. Sonum asla Mary olmadı ama😁 hayırlısı.
Bu arada o nasıl anne yaa, yaprak dökümü annesi koca meraklısı. Babasi kalmaliydi, Mary annesi olmasa daha iyi olurdu🥲 Mary de bazen tip tip mimikleri beni de off bu ne dedirtti ama maalesef.
Okuduktan sonra eski siz olmayacağınızı bilseydiniz yine de o kitabı kitaplıkta, alışveriş sepetinde yada kitapçılardaki raflarda bekletir miydiniz? Fakat şartı var bunun; modernliğimin farkındalık dediği gelenekselciliğimin gönül gözünüzün aralık olması gerekmektedir dediği durum. Daha da övgü dolu cümleler istiyorsanız kitabın…devamıOkuduktan sonra eski siz olmayacağınızı bilseydiniz yine de o kitabı kitaplıkta, alışveriş sepetinde yada kitapçılardaki raflarda bekletir miydiniz? Fakat şartı var bunun; modernliğimin farkındalık dediği gelenekselciliğimin gönül gözünüzün aralık olması gerekmektedir dediği durum. Daha da övgü dolu cümleler istiyorsanız kitabın tanıtım bültenindeki metni okumaya yönelmelisiniz.ツ
Hepimiz kendi hayatımızın hükümdarlarıyız ve görevlerimiz mevcut. Peki o hakimiyet alanımızda adaletli miyiz; hem kendimiz için hem topluma karşı?
Mesela cömert miyiz? Cevap evetse bizi cömert yapan şey nedir? Cesur olup cevaba hayır diyebiliyorsak bizi cimrileştiren hissi kıskıvrak yakalayabilseydik nasıl olurdu? Tutumlu olmak ve israf etmek arasındaki ölçüt neye göre belirleniyor, buna kim karar veriyor?
Ucundaki cennet vaadini unutup, iyi insan olmaya çabalasam.. Kitabın çoğu yerinde duraklayıp kendime çok soru sordum; örneğin mükafat garantisi olmasaydı bugün yaptığım çoğu şeyi sırf iyilik olsun diye yapar mıydım diye, zihnim bir an "hınk!" etti. Ey dilim varamıyorsun değil mi cevaba...
Bir süredir kendime ilke olarak belirlediğim cümleler var; Bunlardan biri "toprakta tevazu gökyüzünde ferahlık vardır." cümlesidir. Tevazu ve alçak gönüllülük başlığında anladım ki doğru bir ilke belirlemişim. Neyi çok iyi, çok güzel, çok büyük, yaparsam yapayım nerden geldiğini ve nereye gittiğini unutma. Aksi halde öyle bir hatırlatılır ki toparlamaya ömür yetmez. Haddi bilmek gerek..
Hayatımın hükmü hala elimdeyken ve ben hala hükümdarken hazine odaları insiyatifimdeyse kendi kazandığım kadarını ve hakettiğimi mi tüketeceğim yoksa tüm tebama ait olanı da kendiminmiş gibi mi davranacağım? Hah işte buna da kanaat ve ölçülülük başlığında yer veriliyor. Neyi olması gerekenden az verirsem veya neyi olması gerekenden fazla verirsem ki bu uykuda da böyledir yemek yemede de böyledir aşkta da böyledir.. Aşırıya kaçtığım hangi başlık olursa olsun hüsrana uğrayacağım. Ölçülü olmayı devreye sokmak gerekiyor.
Kaderine razı mısın? Eğer değilsem bu akıntıya karşı savaşmak anlamına gelir ki müthiş yorucu bir iş! Tecrübeyle sabit ;) eğer razıysam tabi ki de elimden geleni yapmakla yükümlüyüm fakat takdiri O'na bırakmak şartıyla. Biz buna; 'bana düşeni yaptım gerisini akışına bıraktım' diyoruz.
Kitapta;
Terbiyenin önemi, şükretmesini bilmek, tövbe, Padişahların tutum ve davranışlar, Dervişlerin tutum ve davranışları, susmanın faydaları, Aşk ve gençlik, , Zayıflık ve yaşlılık, Eğitim ve öğretimin önemi, Sohbet ve görgü kuralları gibi bir çok başlığa yer verilir. Meseler anlatılır.
Susmanın faydaları konusunda; konuşman gereken yerde susman, susman gereken yerde konuşmanın zararlarından da bahsedilir. Cehalet ve cahillikten kurtuluş!!
Eğitim ve öğretimin önemi bahsinde öğrendiğini uygulamanın, uygulayabilmenin kıymeti üzerinde durulur.
Bu kadar övücü sözden sonra beni rahatsız eden bir durumu da belirtmek isterim; **kadınlar**... Bir tuzak, bir olumsuzlukmuş gibi anlatılır. Bu Mesnevî kitabında da vardı. Aynı şekilde kadınlar felaket aracıymış gibi bir izlenim bırakıyor. Mevlânâ ve Sadi Şirazi gibi isimlerin bıraktıkları kitapları onların gölgeleri gibi düşünürüm. Gölgelerinin rehberlik edeceği isimler kadınla ilgili niçin böyle kelimeler kullanır? Ben mi yanlış anlıyorum yoksa yanlış anlamaya müsait bir zemin mi var? Zamanda yolculuk yapılabilseydi gidip onlardan onların kadın bakış açılarını dinlemeyi isterdim. İnsanların zihin yapılarını bilemediğimiz için bu eserleri okuyan başka biri çok başka sonuçlar da çıkarabilir..
Sürçülisan ettiysek affola..
Okuyalım, Okutturalım,, Vesselam.
Öncelikle filmimizin konusu Hank babasının yolundan giden bir genç adamdır babası gibi savaş uçakları sürer ama gözü kara bir adam olduğu için herkesin beklentisinin aşağısında kalır. Bir gün bir yüzük tarafından seçilir ve yüzüğün nasıl kullanılacağı bir uzaylı tarafından anlatılır…devamıÖncelikle filmimizin konusu Hank babasının yolundan giden bir genç adamdır babası gibi savaş uçakları sürer ama gözü kara bir adam olduğu için herkesin beklentisinin aşağısında kalır. Bir gün bir yüzük tarafından seçilir ve yüzüğün nasıl kullanılacağı bir uzaylı tarafından anlatılır dünyayı ve galaksileri tehtid eden bir güç vardır. Bu gücü yenmesi gerekmektedir aksi taktirde dünyayı tamamen ele geçiricektir. Film güzeldi kötü değildi ama 1. Dialoglar çok uzundu 2. Bu yüzden macera daha az olmuştu 3. Uzaylı formunu bir insanın tek başına yenmesi saçmaydı evet yüzüğün gücü olsa bile korkuyla beslenen bir canavarı bence bütün uzaylı formları ile birlikte yenmesi daha gerçekçi olurdu 4. Yine filmin ana teması aşk felan olmuştu yeter artık bıktık yani o yüzden 6/10 veririm.
Spoiler içeriyor
Yüzüklerin efendisi evreninin külliyatı, ansiklopedisi denebilecek bir kitap. Film ve kitap serilerinde olmayan bir çok bilgiyi evrenin meraklıları bu kitaptan ulaşabilir. Örneğin Aragorn'un yarı elf olan bir soydan geldiği ve atası olan yarı elf Elros'un ölümlü olmayı kendi seçmesi gibi.
Sonsuz bir zaman nehrinin ortasındayız. Bu devasa sistem ben doğmadan önce de işliyordu, ben gittikten sonra da akmaya devam edecek. Devasa kainatın yanında sadece ufacık bir zerre olduğum doğru. Ama o büyük sır tam da burada devreye giriyor: Ben olmasaydım,…devamıSonsuz bir zaman nehrinin ortasındayız. Bu devasa sistem ben doğmadan önce de işliyordu, ben gittikten sonra da akmaya devam edecek. Devasa kainatın yanında sadece ufacık bir zerre olduğum doğru.
Ama o büyük sır tam da burada devreye giriyor: Ben olmasaydım, bu dünya olmazdı.
Çünkü bir dünyanın ya da parıldayan yıldızların var olabilmesi için, önce onları algılayacak bir göz, hissedecek bir kalp gerekir. Benim bilincimin ışığı çarpmadığı sürece, evren sadece karanlık bir sessizliktir. Benim penceremden bakılmayan bir gökyüzü hiç mavi olmamıştır; benim anlam yüklemediğim bir hayat hiç yaşanmamıştır.
Kozmik ölçekte bir toz tanesiyim belki ama kendi gerçekliğimin yegane yaratıcısıyım. Bu dünya benden önce de vardı, benden sonra da olacak...
Ama benim dünyam, ancak ve ancak benim varlığımla var oldu.
Ben yoksam koca bir hiçlik; ben varsam koca bir evren var.