Spoiler içeriyor
Uma Thurman ve Quentin Tarantino ortaklığına gerçekten bayılıyorum! Özellikle Kill Bill: Volume 1, neden daha önce izlemediğimi sorgulattıracak kadar etkileyici bir yapım. Hikaye, "Gelin" ya da "Kara Mamba" (Uma Thurman) olarak bilinen ana karakterin düğününün basılmasıyla, eşi ve karnındaki bebeği…devamıUma Thurman ve Quentin Tarantino ortaklığına gerçekten bayılıyorum! Özellikle Kill Bill: Volume 1, neden daha önce izlemediğimi sorgulattıracak kadar etkileyici bir yapım.
Hikaye, "Gelin" ya da "Kara Mamba" (Uma Thurman) olarak bilinen ana karakterin düğününün basılmasıyla, eşi ve karnındaki bebeği de dahil olmak üzere dokuz kişinin katledildiği o sarsıcı olayla başlıyor. Dört yıllık uzun bir koma sürecinden sonra uyanan Gelin'in, hikayeye daha hastanedeyken iki kişiyi öldürerek başlaması ise filmin en sevdiğim ve en unutulmaz anıydı.
Dört yıl önce onu ölüme terk edenlerin peşine düşen Gelin, bu intikam listesindeki herkesi henüz bitirmese de serinin bu muazzam başlangıcı beni kendine hayran bıraktı. Yine aynı ikilinin bir başka efsaneleşmiş işi olan Pulp Fiction (Ucuz Roman) ile kıyaslamıyorum ama onun çok daha ağır bir tonda olduğunu da belirtmek gerek. Kill Bill, kesinlikle izlemekte geç kaldığım bir başyapıt.
Spoiler içeriyor
12 Öfkeli Adam (1957) – Bir İnceleme 12 konuşan adam, 12 farklı karakter ve masada duran tek bir dava: "Bir çocuk babasını öldürdü mü, öldürmedi mi?" Film, bir gencin idamıyla sonuçlanabilecek bir kararı vermek üzere bir odaya kapanan 12 jüri…devamı12 Öfkeli Adam (1957) – Bir İnceleme
12 konuşan adam, 12 farklı karakter ve masada duran tek bir dava: "Bir çocuk babasını öldürdü mü, öldürmedi mi?"
Film, bir gencin idamıyla sonuçlanabilecek bir kararı vermek üzere bir odaya kapanan 12 jüri üyesine odaklanıyor. Başlangıçta tablo çok nettir: 11 kişi çocuğu suçlu bulurken, içlerinden sadece bir kişi (8 numaralı jüri üyesi) "suçsuz" demez, ancak diğerleri gibi "suçlu" hükmünü de hemen kabul etmez. Onun amacı, kesin bir yargıya varmadan önce durup düşünmek, sorgulamak ve şüpheyi masaya yatırmaktır.
Neden İzlemelisiniz?
• Tek Mekan Mucizesi: Neredeyse tamamı tek bir odada geçen film, dar alanı muazzam bir gerilim unsuru olarak kullanıyor.
• Sorgulamanın Gücü: "Makul şüphe" kavramının bir insanın hayatını nasıl değiştirebileceğini tokat gibi yüzümüze çarpıyor.
• Akıcılık: Diyalogların gücü sayesinde, aksiyonu kaba kuvvette değil, kelimelerin ve mantığın çarpışmasında buluyorsunuz.
Önyargıların, toplumsal statülerin ve kişisel hırsların bir odada nasıl daraldığını görmek istiyorsanız, bu siyah-beyaz başyapıt zamana meydan okumaya devam ediyor.
Spoiler içeriyor
Arco: Zamanın Ötesinde Bir Eve Dönüş Çabası Arco, ilk bakışta "ailesinin sözünü dinlemeyen bir gencin başının belaya girmesini" anlatan klasik bir öğüt filmi gibi görünse de aslında çok daha derin ve teknolojik bir temel üzerine kurulu. Hikaye, zaman yolculuğunun mümkün…devamıArco: Zamanın Ötesinde Bir Eve Dönüş Çabası
Arco, ilk bakışta "ailesinin sözünü dinlemeyen bir gencin başının belaya girmesini" anlatan klasik bir öğüt filmi gibi görünse de aslında çok daha derin ve teknolojik bir temel üzerine kurulu. Hikaye, zaman yolculuğunun mümkün olduğu, uzak ve gelişmiş bir gelecekte geçiyor.
Filmin merkezinde, henüz bu karmaşık yolculuk için yeterli donanıma ve eğitime sahip olmayan Arco yer alıyor. Merakına yenik düşen karakterimiz, ablasına ait zaman yolculuğu ekipmanlarını izinsiz bir şekilde kullanarak tehlikeli bir maceraya atılıyor. Ancak hazırlıksız çıkılan bu yolculuk bir felaketle sonuçlanıyor ve Arco, geçmişin bilinmezliğinde sıkışıp kalıyor.
Gidip duvarlarla paslaştım "çocuk gibi" hiç usanmadan Çakılan çiviler yamuk inan suçlusu da yok Babam büyük adam büyük olmadan Düşündüm bir iki kere gerekmiyorken bir sebep Artık affetmiyorum hiç uzatmadan
Spoiler içeriyor
Basit bir demircinin, kaderin rüzgârıyla Kudüs’ün savunmasına kadar uzanan destansı yolculuğunu anlatan bu film kelimenin tam anlamıyla bir görsel şölen sunuyor. Yapımın en dikkate değer yanı ise İslamiyet’i ve Selahaddin Eyyubi’yi önyargılardan uzak, son derece tarafsız bir perspektifle beyaz perdeye…devamıBasit bir demircinin, kaderin rüzgârıyla Kudüs’ün savunmasına kadar uzanan destansı yolculuğunu anlatan bu film kelimenin tam anlamıyla bir görsel şölen sunuyor. Yapımın en dikkate değer yanı ise İslamiyet’i ve Selahaddin Eyyubi’yi önyargılardan uzak, son derece tarafsız bir perspektifle beyaz perdeye yansıtmış olmasıdır.
Filmin ruhunu özetleyen o can alıcı soru ve cevabı ise hafızalardan silinmeyecek türden:
— Kudüs’ün anlamı ne?
— Hiçbir şey ve her şey!
Bu kısa diyalog, şehrin taşından toprağından ziyade, insanların ona yüklediği manevi derinliği ve tarihin akışını nasıl değiştirdiğini kusursuz bir şekilde özetliyor.
En son ne zaman huzurlu olduğumu hatırlamıyorum; günlerim hep geçmişe duyduğum derin bir hasret ve dinmek bilmeyen bir özlemle geçiyor. Garip olan şu ki; bugünlerde özlemle andığım o eski günlerimde bile aslında yine geçmişimi özlüyordum. Sanki zihnim hiçbir zaman "şimdi"…devamıEn son ne zaman huzurlu olduğumu hatırlamıyorum; günlerim hep geçmişe duyduğum derin bir hasret ve dinmek bilmeyen bir özlemle geçiyor. Garip olan şu ki; bugünlerde özlemle andığım o eski günlerimde bile aslında yine geçmişimi özlüyordum. Sanki zihnim hiçbir zaman "şimdi" ile barışamıyor. Hiçbir şey düzelmiyor, aksine her şey daha da geriye gidiyor gibi hissediyorum.
Hep hayatımın bir noktasında tüm sorunların nihayet çözüleceğine, o çok istediğim, hayalini kurduğum huzurlu hayata kavuşacağıma dair bir umut taşırdım. Ancak şimdilerde fark ediyorum ki, galiba o beklediğim "doğru an" hiçbir zaman gelmeyecek. Belki de hiçbir zaman tam bir huzura erişemeyeceğim ve bu eksiklik hissiyle yaşamayı öğrenmem gerekecek, yada…