Umut, insanın ayağına batan bir cam kırığı gibidir. Ayağında bulunduğu müddetçe, attığın her adımda canını yakar. Çıkarılıp atıldığında ise bir müddet kanar, iyileşmesi biraz zaman alır fakat sonunda yürümeye devam edersin.Ne bir görgü tanığı ne bir delil ne de bir…devamıUmut, insanın ayağına batan bir cam
kırığı gibidir. Ayağında bulunduğu müddetçe, attığın her adımda
canını yakar. Çıkarılıp atıldığında ise bir müddet kanar, iyileşmesi biraz zaman alır fakat sonunda yürümeye devam edersin.Ne bir görgü tanığı ne bir delil ne de bir ceset.
Tanınmış psikiyatr Viktor Larenz’in on iki yaşındaki kızı Josy
gizemli bir şekilde ortadan kaybolur. Başına ne geldiği tam bir sırdır. Nerede olduğuna, ne yaptığına, hatta hayatta olup olmadığına
dair en küçük bir iz, bir işaret bulunmamaktadır.
Ve aradan dört yıl geçer: Yas tutmaya devam eden Viktor,
küçük bir adadaki ücra tatil evine çekilmiştir. Burada kendisini
dinlemeyi, başına gelenlerle hesaplaşmayı arzu etmektedir.
Ne var ki günün birinde beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan
bir kadın, onun yalnızlığına bir son verir. Kadın, kendisinin yazdığını eylediği bir hikâye anlatmaktadır ona: Evdeki kötülükten
kurtulmak için çareyi kaçmakta bulan, geride hiçbir iz bırakmadan
ortadan kaybolan küçük bir kızın hikâyesini.
Tıpkı Josy gibi...
Bir şizofrenin gördüğü hayallerin gerçekle bağlantılı olması
mümkün müdür?
Viktor un genç kadınla başladığı terapi, giderek daha da uğursuzlaşan bir sorgulamaya dönüşür...
Sonunu tahmin edememiştim. Açıkçası üzüldümde. Evet kurgu ama bence etik değil. Bunların dışında çok sürükleyici "GÖZLERİ VAR, BİLİYOR MUSUNUZ? EVİ KASTEDİYORUM. SİZ DE SIK SIK BİRİ TARAFINDAN İZLENİYORMUŞSUNUZ GİBİ BİR HİSSE KAPILMIYOR MUSUNUZ?" TAŞINANLARIN BİR SÜRE SONRA DELİRDİĞİ VEYA İNTİHAR…devamıSonunu tahmin edememiştim. Açıkçası üzüldümde. Evet kurgu ama bence etik değil. Bunların dışında çok sürükleyici "GÖZLERİ VAR,
BİLİYOR
MUSUNUZ?
EVİ KASTEDİYORUM.
SİZ DE SIK SIK
BİRİ TARAFINDAN
İZLENİYORMUŞSUNUZ
GİBİ BİR HİSSE
KAPILMIYOR
MUSUNUZ?"
TAŞINANLARIN BİR SÜRE SONRA DELİRDİĞİ VEYA İNTİHAR ETTİĞİ BİR EV, NEREYE AÇILDIĞI BİLİNMEYEN BİR KAPI VE DEHLİZLERDEN OLUŞAN KARANLIK BİR LABİRENT… Leon bir sabah uyandığında, karısının eşyalarını toplayıp kaçarcasına evden ayrıldığını görür. Kadının yüzünde ve kollarında morluklar vardır. Leon’un aklına gelen ilk şey artık geride kaldığına inandığı hastalığı olur: uyurgezerlik. Yoksa yine geceleri ikinci benliği devreye girip insanlara zarar vermeye mi başlamıştır? Bu soruya bir cevap bulabilmek için uykuya dalmadan önce başına hareket sensörlü bir kamera yerleştirir. Sabah görüntüleri izlediğindeyse dehşete düşer: Yatak odasındaki gardırobun arkasında daha önce hiç görmediği gizemli bir kapı vardır. Onu bilinçaltının en karanlık köşelerine girmeye zorlayan bir kapı…Hayal ile gerçeği ayıran çizgi bulanıklaştığında, insan kendini, kendisinden bile korkacak bir hale getiren ürkütücü bir kâbusun içinde bulabilir mi?
Sanırım hepimiz kendi hayatlarımızın sahnesinde birer oyuncuyuz, sadece bazılarımız bu konuda diğerlerinden daha iyi. Eden Fox, o akşam gerçekleşecek sergisinden önce, her zaman yaptığı gibi koşuya çıkmıştı. Ancak kısa süre önce taşındığı Hope Falls’taki büyüleyici evine, Spyglass’a döndüğünde hiçbir şey…devamıSanırım hepimiz kendi
hayatlarımızın sahnesinde birer oyuncuyuz, sadece
bazılarımız bu konuda diğerlerinden daha iyi. Eden Fox, o akşam gerçekleşecek sergisinden önce, her zaman yaptığı gibi koşuya çıkmıştı. Ancak kısa süre önce taşındığı Hope Falls’taki büyüleyici evine, Spyglass’a döndüğünde hiçbir şey olması gerektiği gibi değildi. Anahtarı kilide girmiyordu. Kapıyı, kendisine ürkütücü derecede benzeyen bir kadın açmıştı. Dahası, kocası bu yabancının kendi karısı olduğunu iddia ediyordu.
Londra’da kendi hâlinde bir yaşam süren Birdy’nin hayatı aldığı teşhisle değişmişti. Bir de üzerine anneannesinden kalan beklenmedik miras eklenince Birdy kendini Hope Falls’ta bulmuştu. Geçmişi anmak amacıyla yaptığı bu ziyaret, insanların ölüm tarihini tahmin edebildiğini ileri süren gizemli bir kliniğin varlığını öğrendiğinde bambaşka bir hâl almıştı.
Duvarlarının ardında yıllardır saklanan sırlarıyla ve geçmişten gelen hesaplaşmalarıyla Spyglass yalnızca bir ev değildi; yalanlar, takıntılar ve gizemle örülü karmaşık bir ağın en önemli halkasıydı. Eden gerçeği kanıtlamaya çalıştıkça kendi anılarından bile şüphe etmeye başlayacak; Birdy ise geçmişte yapılan bazı hataları düzeltmek için harekete geçecekti.
İki kadın da aynı sorunun peşindeydi: Bir insanın hayatı, elinden ne kadar kolay alınabilirdi?
Çok kısa olduğu için istenen anlamları veremediğini düşünüyorum. Konusu ilgi çekici ancak çok hızlı geçiyor. Daha uzun ve ve detaylı bir kitap olmasını isterdim. En kısa zamanda da filmini izlemeyi düşünüyorum. "Yirmi beş yaş dünyaya fazla düşkün; otuz yaş fazla…devamıÇok kısa olduğu için istenen anlamları veremediğini düşünüyorum. Konusu ilgi çekici ancak çok hızlı geçiyor. Daha uzun ve ve detaylı bir kitap olmasını isterdim. En kısa zamanda da filmini izlemeyi düşünüyorum. "Yirmi beş yaş dünyaya fazla düşkün; otuz yaş fazla çalışmaktan yorgun; kırk yaş anlatılması bir sigarayı bitirecek kadar uzun süren hikâyelerin yaşı; altmış, ah, altmış yaş yetmişe çok yakın; ama elli, olgun bir yaş. Elliyi seviyorum.”
Zamanda yolculuk edebilseydiniz kiminle buluşmak isterdiniz? Tokyo'nun ara sokaklarından birinde, ziyaretçilerine özenle dem lenen kahvelerini sunan yüz yıllık bir kafe bulunur. Yılın en sıcak gününde bile serin kalmayı başaran, yalnızca dikkatli gözlerin seçe bileceği, bodrum katındaki küçük bir kafe... Öyle…devamıZamanda yolculuk edebilseydiniz kiminle
buluşmak isterdiniz?
Tokyo'nun ara sokaklarından birinde, ziyaretçilerine özenle dem
lenen kahvelerini sunan yüz yıllık bir kafe bulunur. Yılın en sıcak
gününde bile serin kalmayı başaran, yalnızca dikkatli gözlerin seçe bileceği, bodrum katındaki küçük bir kafe... Öyle küçük ki üç masa
ve altı sandalye ile mekân baştan başa doluyor. Duvarda ise her
biri ayribir zamanı gösteren üç saat asılı. Etrafınıza bakındığınızda
en hafif tabirle “sıradan” olarak niteleyeceğiniz bu yerin kolaylıkla
tahmin edilemeyecek bir hizmeti daha var: Zamanda yolculuk. An
cak bu, o kadar da kolay değil. Öncelikle belli bir sandalyeye otur
manız gerekiyor ki o, günde sadece bir kez masadan uzaklaşıp kısa
süre sonra geri dönen bir hayalete rezerve edilmiş durumda. Eğer
oturmayı başarırsanız süreniz dolana kadar sandalyeden kalkamaz,
kafeyi terk edemezsiniz. Bir kez daha görmeyi ümit ettiğiniz kişinin
daha önce bu kafeyi ziyaret etmiş olması gerekliliği ve geçmiş ya
geleceği asla değiştiremeyeceğiniz gerçeği de cabası...
o
da
Ama hepsinden önemlisi, kahve soğumadan önce geri dönmek
zorunda oluşunuz. Ne geçmişe ne de bugüne ait olan bir hayalete
dönüşmek istemiyorsanız duvardaki antika saatlerin sesine kulak
verin: “Tik-tak, tik-tak, kahve birazdan soğuyacak!"
duygularımızı ve düşüncelerimizi deneyimlemeye gönüllü olmamız, şimdiki anı olduğu gibi kabul etmemiz demektir. Savaşmayı bırakmak demek, "Senin için önemli olan o şeyi yaparken sana rahatsızlık veren duygu ve düşüncelerine yer açabilir misin?" sorusuna "Açabilirim," diye yanıt vermektir.