Şu sıralar Jeff Hawkins'in Bin Beyin isimli bir kitap okuyorum. Lâkin ne yazık ki, ya da ben bulamadım, yazarın söz konusu kitabı ve bir sonraki okumayı planladığım Beynin Bilimi isimli kitabı da uygulamada mevcut değil. Neyse ki henüz elimde bulunmamasına…devamıŞu sıralar Jeff Hawkins'in Bin Beyin isimli bir kitap okuyorum. Lâkin ne yazık ki, ya da ben bulamadım, yazarın söz konusu kitabı ve bir sonraki okumayı planladığım Beynin Bilimi isimli kitabı da uygulamada mevcut değil. Neyse ki henüz elimde bulunmamasına rağmen listemin üçüncü sırasında olan Zeka isimli kitabını eklemişler. En azından yazara dair bir şeyler bulmak mutlu etti. Kitapları keyifle okuyup bitirdikten sonra, tabii öncelikle elde etmem gerek, bu gönderiyi elbette güncelleyeceğim.
Sağlıcakla kalınız. Tüm Raf kullanıcılarına güzel günler dilerim.
[30.01.2024 Salı 04.52] Yaklaşık bir haftadır adını bile bilemediğim bir dağda, tek odalı bir yerde yaşıyorum. Önünden dere akıyor, hava buz gibi, soba yanıyor ve keyfime göre çay yahut kahve ile sessizliğin sesini dinliyorum. Kalabalık bir şehirden geldiğimi göz önünde…devamı[30.01.2024 Salı 04.52]
Yaklaşık bir haftadır adını bile bilemediğim bir dağda, tek odalı bir yerde yaşıyorum. Önünden dere akıyor, hava buz gibi, soba yanıyor ve keyfime göre çay yahut kahve ile sessizliğin sesini dinliyorum. Kalabalık bir şehirden geldiğimi göz önünde bulundurursak burası oldukça sakin ve huzurlu. Olan sesler sadece adını bilmediğim kuşların, derenin ve ağaç yapraklarının. Bir de arada sırada mırıldandığım şarkılar. Buraya geliş amacım biraz dinlenmek ve bolca çalışmak olsa da, bilgisayarımı getirmeyi unutmam tam bir fiyasko. Belki de böyle olması gerekiyordu ve sadece oldu. Gerçi internet ya da genel olarak hat çekmiyor zaten ama çalışmak için pek de ihtiyacım yoktu. Esasen, ilginçtir ki özellikle gündüzleri hat çekmiyor.
Elektronik olarak elimde sadece telefonum var ve sosyal medya kullanmaya çalışmak oldukça zahmetli. Bu yüzden hiç denemeye bile çalışmıyorum. Netflix hariç. Ne alaka diye düşünülebilir ama geceleri sadece Netflix'e girebiliyorum. Iki film izliyorum yahut belgesel (suç belgeseli). Zaten ben izleyene kadar sabah oluyor ve hat tamamen gidiyor. Bu yazdığım, belki biraz günlükvari oldu ama, ise kim bilir saat kaçta gidecek? Emin değilim.
Çalışma seçeneği zorunlu olarak elendiğine göre elde sadece bolca düşünmek, geçmişi ve geleceği düşünmek, dosluk ve aile ilişkilerini düşünmek, kendini ve hayatı sorgulamak kalıyor. Bu konuları fazlaca düşünecek vakit bulunduğu zaman, bu zaman bir işkence haline gelebiliyor.
Kalabalıklar içinde yalnız olmak mı yoksa hiçliğin ortasında yalnız olmak mı?
Bu soruyu düşündüğümde kalabalıklar içinde yalnız olmanın daha yaşanılabilir olduğunu söylemek mümkün. İkisini de deneyimleyen biri olarak; kalabalık içinde yalnızken dikkatinizi düşüncelerinizden çeken anlık da olsa ayıran bir şeyler her zaman oluyor fakat hiçliğin ortasındayken bu pek mümkün değil. Sürekli düşünüyor ve düşünüyorsunuz. Düşüncelerinizin arasında bir zamanlar kaybolmuş ve içinizi acıtan anlar çıkıp size el salladığı için dumura uğruyorsunuz. Oysa günlük hayatımızda ne de meşgulmüşüz de onun orada olduğunu unutmuşuz.
Sahi, en son ne zaman diğer şeyleri boş vermiş şekilde değer verdiğiniz birine vakit ayırıp onunla gülüştünüz?
Bu temponun içinde benim bile vakit ayırmadığım insanlar oldu. Gerçi benim hep aklıma gelir ama geçen zaman uzun olunca dönüp de konuşmak, yüzsüzlük gibi geliyor bana. Sessizce kaybolan bir şeyler varken, beni unutmaya başlamışken "hey" deyip huzur kaçırıp kimsenin keyfini bozmak istemem ve bu yüzden aza işitmeyi de. Hal böyle olunca ne için uğraşıyorum diye durup düşündünüz mü? Eğer sevdiğimiz insanları bu şekilde, vakit ayırmadığımız için kaybediyorsak, neden uğraşıyoruz? Bu sebeple mutlu değilken 'ileri' olarak düşündüğümüz zaman diliminde nasıl mutlu olmayı bekliyoruz? 'İleride' dediğimiz zaman aslında şimdiki zaman değil midir? Ne daha fazla vakit kaybediyoruz? Ah, doğru ya. Günlük hayatımızı 'ileride' iyi ve mutlu geçirebilmemiz için fazla meşgulüz. Fakat geçiyor. Zaman geçiyor. Bizler aslında ilerideyiz. Her zaman ileride olduk. Ve bu yüzden ilerisi için kazanmaya çalıştığımız şeyleri zaman içinde kaybediyoruz. Dostlarımız, ailelerimiz, belki de sevdiğimiz. Değer verdiklerimize ayırmadığımız her an, zaman akıyor ve bizi ayırıyor.
Ben yine "hey" demeyeceğim. Çünkü hala rahatsızlık vermeme düşüncesindeyim. Bunca zaman bensiz yapabilen ve yokluğumun üzmediği, akıllarına gelmediğim fakat benim hala fazlasıyla değer verdiğim insanların huzurunu kaçırmaya niyetim yok. Sadece ummakla yetinip her zamanki gibi iyi ve mutlu olmalarını dileyeceğim. Belki buradan bakıldığında bana göz kırpan yıldızlara onların isimlerini verip, yıldızlarla konuşurum.
Umarım gerçekten, gerçekten mutlusunuzdur. Hep mutlu olun.
İyi ve huzurlu geceler, sevgili Raf sakinleri.
Kullanabildikleri zeka sebebiyle insanlar en zeki varlık olarak varsayılır. Sizce bu zeka insanlık için iyi midir yoksa hüsran mı? Düşünme yetisi bu kadar gelişmemiş olan bir insan daha mutlu mudur? Şu sıralar bu tür sorularla kafa yoruyorum. Düşüncelerinizi merak ediyorum.…devamıKullanabildikleri zeka sebebiyle insanlar en zeki varlık olarak varsayılır. Sizce bu zeka insanlık için iyi midir yoksa hüsran mı? Düşünme yetisi bu kadar gelişmemiş olan bir insan daha mutlu mudur?
Şu sıralar bu tür sorularla kafa yoruyorum. Düşüncelerinizi merak ediyorum. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı merakla bekliyor olacağım.
İyi ve huzurlu günler dilerim!🌸
Fröken Julie, August Strindberg tarafından 1888'de yazılmış natüralist bir oyundur. Türkçeye Bayan Julie, Matmazel Julie olarak çevirileri bulunmaktadır. Oyun hakkında daha önceden yazdığım yazıyı kopyala yapıştır yapacağım fakat oyunda adı geçen Jean, John iken Kristin, Kathleen olduğunu belirtmek isterim. Öz…devamıFröken Julie, August Strindberg tarafından 1888'de yazılmış natüralist bir oyundur. Türkçeye Bayan Julie, Matmazel Julie olarak çevirileri bulunmaktadır. Oyun hakkında daha önceden yazdığım yazıyı kopyala yapıştır yapacağım fakat oyunda adı geçen Jean, John iken Kristin, Kathleen olduğunu belirtmek isterim.
Öz değerlendirme yapacak olursam bu tür oyunlar, filmler, kitaplar, bir takım ideolojiler ve konular hakkında yeterince bilgi sahibi olunmadan izlenmemeli veya okunmamalı. Aksi halde tam olarak insanın aklından şu geçiyor ki bu oyunu ilk okuduğumda hiçbirşey anlamamıştım ve daha sonra filmi izlediğim halde aklımda hala aynı düşünce "Ya hu bunlar ne anlatıyor" demiştim kendi kendime. Ama belirli bir bilgi birikimi ve düşünce gelişiminden de sonra bir şeyleri kavrayabilme yetisi edindiğimi farkettim. Bu yüzden ilk uyarım, yeterli bilgi birikiminiz yoksa ve eksik hissediyorsanız izlemeyin, okumayın. İzlediniz veya okudunuz, anlamadınız mı? O zaman izlediğiniz, okuduğunuz şey hakkında araştırma yapın. "Ne anlatıyormuş?" diye. İşte o zaman bir şeyleri kavramaya başlarsınız. Böylece tekrar izleyin, okuyun. Tam olarak ne izlediğinizi, okuduğunuzu o zaman anlarsınız.
Gelelim filmimize;
- Spoiler -
Oyunun iki temel ögesi sosyal sınıf ve cinsel kimlik, sorguladığı ise bunların aşılıp aşılamayacağı ya da aşılmaya çalışılmasının sonuçlarıdır. sosyal olarak alt tabakadaki birey yukarı yükselme rüyaları görürken, üst tabakadaki birey ise aşağıya hiç inememekten korkuyor. Üst tabakadaki Julie, çalışanlarıyla vakit geçirip, aile yemeklerine gitmeyi reddederken; uşak olan jean takım elbiseler giyip, şarap içip, fransızca konuşarak bir aristokrat gibi davranmaya çalışıyor. Kendini bulamamış olan kişinin, sahte fikirleri ardına sığınarak, yaratılmış ya da öğretilmiş kimliğiyle pek bir yere varamayacağı, elinde ne kadar güç de olsa onları kullanmayı da bilemeyeceği oyunun gösterdiklerinden biridir.
Ana karakter Julie'ye birçok anlam yükleyebiliriz. Gerek cinsel, gerek sosyal anlamda liberal ve provoke edici, sınırları ortadan kaldıran kadın diyebiliriz; lâkin özünde sadece kafası karışık biri çünkü Jean'in tam tersine sosyal hayatın getiri ve götürülerini, sebep ve sonuçlarını kavrayabilmiş değil ki bence nedeni 'gerçek hayat'ın içindeki deneyimsizliğidir. Yetiştiriliş tarzı, kendi kişiliği ve sosyal hayat onun için öyle çelişkili ki, bir an hizmetkarlarıyla arkadaş olmaya çalışırken, başka bir an onlara emir verirken görüyoruz Julie'yi. öyle ki, oyunun başında güçlü ve liberal kadın olarak görülen Julie, oyunun sonunda sosyal düzene yenik düşmüşçesine -cinsellik ve sosyal sınıf tabularının dışına çıkma sonucuz- , hizmetkarı olan bir adama "ne yapmalıyım?" diye soruyor ve onun verdiği cevabı uyguluyor.
Julie'nin kafa karışıklığı her yerde kendini gösteriyor. çocukluğundan beri erkeklerden nefret etmeye odaklanmış bir yetiştiriliş tarzı yüzünden, nişanlısına bir köpek gibi davranmış ve bu yüzden nişanlısı sonunda onu terk etmiştir. çalışanlarıyla flört etmektedir ama istediğinin ne olduğunun, daha doğrusu yaptığının olası sonuçlarını düşünmemektedir. Jean'ın aşk sözcüklerine kanıp, onunla cinsel ilişkide bulunduktan sonra, aşk sözcüklerinin yalan olduğunu anlaması erkeklere olan nefretini ikiye katlar ama buna rağmen arada bir sevgi yaratmaya ve cinsel ilişkinin utancını silmeye çalışır. yine kendiyle çelişir; çünkü gücünü ve erkeklere olan nefretini cinsel kimliği hiçe sayarak göstermeye çalışır ama bunda da başarılı olamaz. Bu nefretin doruk noktalarında, oyunun son sahnelerinden biri olan Jean'ın Julie'nin kuşunu öldürdüğü sahnede Julie'nin "‘i’d like to see your whole sex swimming in a sea of blood." yani "Tüm cinselliğinin bir kan denizinde yüzdüğünü görmek istiyorum." çığlığıyla duyuyoruz.
Oyun natüralizme örnek gösterilecek bir oyundur. natüralizmse sosyal darwinist yapıya çok yakındır, o da determinizme ve tam da bu noktada strindberg'in julie'nin karakter özelliklerini ve seçimlerini özgür iradeden çok yetiştiriliş tarzı ve genetik özelliklerine bağladığını görmemiz hiç de şaşırtıcı değil. oyunda, sosyal darwinist yapıda olması gerektiği gibi güçlü olan yaşarken, güçsüz olan ölmektedir.
Oyunda Strindberg'in liberal feminizme bakış açısını da açıkça görürüz. Liberal düşünce sahibi kadın sonunda ölürken, sosyal sınıfını ve cinsel kimlğinin ona sunduklarını kabul eden Kristin hayattadır ve normal bir şekilde hayatına devam etmektedir. çünkü o elindekilerle yetinmiş ve baş kaldırmamıştır. liberal bir kadın olan julie'nin annesi çocuğunu liberal yetiştirmiştir amma velakin bu çocuğa sosyal hayatta yarardan çok zarar vermiştir. kendi hayatında ise, aile bütçesini eline alan ve eve dair bayanlara özgü işleri eşine veren kadın, ailenin maddi açıdan göçmesine neden olmuştur.
Oyunun ardından hala kafaya takılan ve sorulması gereken bazı sorular vardır bence:
- Julie'nin aristokratik konumunu reddi ve sosyal sınıf olarak kendinden daha alt tabakadaki insanlarla takılmak istemesinin altındaki neden nedir?
- Julie ve Jean'ın arasındaki cinsel ilişkinin sonucu felakete gidiyor. bunun nedeni nedir?
O zamandan bu zamana kadının toplumdaki yerinin gelişerek değiştiğini savunuyoruz oysa dikkatli bakacak olursak o zamanki düşünce yapısı -kadının ev içinde bulunan ve erkeğin bir adım arkasındaki konumu, belli işlerde söz sahibi olup, belli işlerden uzak durması gerektiği, Kristin'in, nişanlısı Jean ve Julie'nin beraberliğinde Julie'yi aşağılayıp hor görürken, Jean ile hala evlenmek istemesi ya da cinsel ilişki sonucu Jean'ın sözde sevdiği kadını aşağılaması vb.- ve şu andaki düşünce yapısı arasında çok da farklılık yok. Yıkık gibi görünen ilkel içgüdü ve inanışlarımızın üzerine şık bir perdeyi çekiştirip duruyor gibiyiz sanki gizlemek için hiç gelişemediğimizi. Her zaman olduğu gibi kendimizi mi kandırmaktayız?
- Spoiler sonu -
Severek izlediğim ve okuduğum oyunların başında yer alır. Oyuncuları da beğendim. Miss Julie'yi oynayan kadın gerçekten iyi iş çıkarmış. Jean'ı oynayan adamın duygularını pek de anlayamadım desem yalan olmaz. İnsanın duruşundan tahmin edersiniz ya, Julie'yi gerçekten sevip sevmediğini asla anlayamadım. İşin kötü yani tiyatroda oynayanlar da duyguyu belli etmiyorlar. Sanırım bu şekilde olması gerekiyor ama bu durum beni kudurtuyor resmen. Bu adamın Julie için gerçekten ne hissettiğini asla öğrenmeyeceğim. Kathleen karakterini oynayan kadın fena değildi. Fakat sanırım bu Kristin karakterini ne oyunlarda ne de filmlerde asla sevemeyeceğim. Jean'den bile daha sınır bozucu bir karakter bence.
Puan: 9/10
Imdb:5.5/10 Bence Daha fazlasını hakediyordu. Bu filme bu puanı verenler, muhtemelen anlayamadılar...
Vizyona girdiğinde bayağı popüler olmuştu. İzlemeden önce yorumlara bakmıştım da Chucky çakması falan demişlerdi. Buna rağmen karşılaştırma yapamayacağım çünkü Chucky'i izleyeli bilmem kaç yıl olmuş. Hatırlamıyorum bile. Bir ara izleyip kendime hatırlatmam gerek. Gelelim filmimize. Konusu klasik oyuncak bebek konusu…devamıVizyona girdiğinde bayağı popüler olmuştu. İzlemeden önce yorumlara bakmıştım da Chucky çakması falan demişlerdi. Buna rağmen karşılaştırma yapamayacağım çünkü Chucky'i izleyeli bilmem kaç yıl olmuş. Hatırlamıyorum bile. Bir ara izleyip kendime hatırlatmam gerek. Gelelim filmimize.
Konusu klasik oyuncak bebek konusu esasen. M3gan da her oyuncak bebek konulu korku filmlerinde olduğu gibi kendi iradesine sahip olmak isteyen bir bebek/ kız çocuğu. Klasik olduğunu bu yüzden söylüyorum.
Oyunculuklara gelecek olursak başrol kızımızı (Cady) beğenmek ile beğenmemek arasında kaldım. Tepkileri bence çok donuk ama yaşı da daha küçük bence ilerleyen zamanlarda geliştirecektir kendini. Teyze (Gemma) karakterini oynayan aktristi, gözüm bir yerden ısırıyor diyordum ki oynadığı filmlere bakınca nereden tanıdığımı anladım. Önceki filmini de hesaba katarsak oyunculuğunu beğendiğimi söyleyebilirim. Allison Williams (Gemma) bence bu tarz gerilim türündeki yapımlarda oynamakta gerçekten başarılı.
Filme gelecek olursak,
-Spoiler-
Cady ailesini araba kazasında kaybeder ve teyzesi Gemma ile yaşamaya başlar. Gemma bir oyuncak geliştirme şirketinde bir yazılımcıdır(?). (Yazılımcı mı değil mi tam anlayamadım ama üzerinde çalışıyorlar işte.) Gemma bir proje üzerinde çalışır fakat patronunun önünde projesi düzgün çalışmayınca patronu tarafından proje beğenilmez ve rafa kaldırılır. Cady ailesi ile yaşarken de içine kapanık bir çocukken ailesinin ölümüyle daha da kapanmıştır ve ailesinin yokluğunu hissetmektedir. Bir gün Gemma ile Cady Gemma'nın işi hakkında sohbet ederken Cady'nin edeceği bir söz Gemma'ya projesi için tekrar cesaret verir ve Gemma işe koyulur. Bu sayede M3gan'ı oluşturur. Gemma, Cady'nin duygusal yokluğunu gideremeyeceğini düşünür ve kendi yöntemleriyle bu boşluğu kapatmak ister. Kendi yöntemlerinden kasıt, M3gan'ı Cady'e hediye eder. Programlamaya göre M3gan, Cady'i olası tehlikelerden korumalıdır. Öyle de yapar. M3gan, Cady bir orman gezisindeyken Cady'e sataşan Brandon isimli çocuğu dolaylı olarak öldürür. Ve olaylar buradan itibaren başlar.
-Spoiler sonu-
Gerilim açısından ve birçok açıdan beni tatmin etmeyen bir filmdi. Çerezlik izlenebilir. İkinci filmi çıkar gibi görünüyor çünkü bence sonu açık bitti. İkinci filmi çıkarsa daha az beklentiyle izleyeceğim kesin.
Puan: 4/10
Imdb: 6.4/10 Bence bunun için fazla yüksek. -_-
İzleyeceklere şimdiden iyi seyirler diliyorum.
Spoiler içeriyor
Bütün arkadaşlarımın, hatta sanırım bu filmden esinlenerek yapılan oyunu oynayan arkadaşlarım da dahil, herkesin öve öve bitiremediği bir filmi daha sonunda izledim. Bana kalırsa o kadar abartılacak kadar mükemmel bir film değil. Anlayamadım esasen neden bu kadar beğenilmiş olmasını. Bazı…devamıBütün arkadaşlarımın, hatta sanırım bu filmden esinlenerek yapılan oyunu oynayan arkadaşlarım da dahil, herkesin öve öve bitiremediği bir filmi daha sonunda izledim. Bana kalırsa o kadar abartılacak kadar mükemmel bir film değil. Anlayamadım esasen neden bu kadar beğenilmiş olmasını.
Bazı sahneler ise bana "tabii canım" diye düşündürmedi desem yalan olur.
Örneğin ;
-Spoiler-
Jason kızlardan birini gölde avlayacakken iskelenin üzerindeydi ve altında ise kız saklanıyordu. Bir anda Jason kızın kafasının tam ortasına balta -ydı sanırım- indiriverdi. Burada "tabii canım" diye düşünmemin sebebi baltanın kızın kafasının tam ortasına gelmiş olması. Bu kısım ve bunun gibi 'tam isabet' kısımları fazla abartılmış bence. Bu da olayı saçma hale büründürmüş. Yani mükemmelleştirelim demişler ama daha çok gerçekçilikten ödün verdikleri için kaliteyi düşürmüşler diyebilirim.
Yine de çerezlik bence. Fakat bazı sahneleri normal bir insanın psikolojisi için 'fazla' olabilir. Bu yüzden dikkatli olmak gerek. Fazla hassas olanlar izlememeli. Zira annem ile beraber izledik, filmin oldukça gerilim dolu ve korkunç olduğunu söyledi. Ama bence öyle değildi. Uyarı yapmamın sebebi de annem gibi hassas biri izleyecekse göreceklerinin bilincinde olmalı. Etkilenebilirlik açısından.
Imdb(5.5/10). O kadar övülmeye bu puan az bence.
Puan: 4/10 benim kanaatimdir.
İzleyecek olanlara şimdiden keyifli seyirler dilerim.
Spoiler içeriyor
İşleyişi oldukça iyi. İlk 10-15 dakikasında filmin sıkıcı olduğu düşünülebilir fakat sonra gelişme kısmına bir sıçrayış ile kendimizi olayın içinde buluyoruz. Yani, kesinlikle sıkıcı değil. Oyunculuklara gelecek olursak, özellikle çocuğun (Tom) oyunculuğunu oldukça beğendim. Bazı kısımlarda üvey baba (Johnny)'nın duygu…devamıİşleyişi oldukça iyi. İlk 10-15 dakikasında filmin sıkıcı olduğu düşünülebilir fakat sonra gelişme kısmına bir sıçrayış ile kendimizi olayın içinde buluyoruz. Yani, kesinlikle sıkıcı değil. Oyunculuklara gelecek olursak, özellikle çocuğun (Tom) oyunculuğunu oldukça beğendim. Bazı kısımlarda üvey baba (Johnny)'nın duygu ve düşüncelerini mimikerinden anlamak zor ve anlayamadım zaten. Başrol kız (Kelly) iyi iş çıkarmış. Beğendim. Genel olarak da beğendim.
- Spoiler -
Kelly ve Tom iki kardeş. Bir de üvey babaları Johnny var. Kısa bir zaman evvel anneleri 'intihar' ediyor ve böyle iki kardeş üvey babaya kalıyorlar. Tom aynı zamanda disleksi bir çocuk. Kelly ise sanırım bir üniversiteden burs almış(?) fakat annesi öldüğünden disleksi olan kardeşini de Johnny ile bırakmak istemiyor. Annesinin ölümünden sonra Johnny Bey, iki kardeşin annesinin Tom'un bakımı için biriktirdiği parayı bankadan çekiyor ve sözde bir çiftlik(?) -artık dubleks evde nasıl çiftlik olacağını düşündüyse- yapmayı planlayıp bunu hayata geçiriyor. Bir kaplan satın alıyor. Gelin görün ki gece Kelly, disleksi kardeşi Tom uyurken evde bir kaplan görüyor. Ve böylece kaçan kovalanır oynuyorlar.
Imdb (5.8/10) puanı olması gerektiği gibi diye düşünüyorum.
Puan: 6/10
İzleyecek olanlara şimdiden keyifli seyirler dilerim.
Yapım yılına göre bence oldukça iyi bir film. İzlenirken sıkmıyor. Akıcı bir şekilde devamında ne olacak diye izletiyor kendini. Tek bir sahnesinde bile sıkıcı atlayayım diye düşünmedim. - Spoiler - Clive ve Elsa çiftimiz birbirine aşık iki bilim insanları. CS-356(?)…devamıYapım yılına göre bence oldukça iyi bir film. İzlenirken sıkmıyor. Akıcı bir şekilde devamında ne olacak diye izletiyor kendini. Tek bir sahnesinde bile sıkıcı atlayayım diye düşünmedim.
- Spoiler -
Clive ve Elsa çiftimiz birbirine aşık iki bilim insanları. CS-356(?) kodunda bir deney üzerine çalışıyorlar fakat bilim insanlarının doyumsuz olduğu konu şudur ki her zaman daha ilerisini isterler ve zaten en ilerisi de insan 'DNA'si ile uyuşabilecek ve uyuşmanın sonunda farklı bir tür elde edilebilecek bir 'DNA'i eşleştirebilmenin sonucunda bir canlı elde edebilmektir. Yani filmimizin konusu bu. Çiftimiz de bunu yapıp CS-356 yaratığı ile insan 'DNA'ini eşleştiriyorlar. Sonunda da nurtopu gibi bir Dren'imiz oluyor. Dren tabii büyüyor fakat bu büyüme normal insanın büyüme hızından daha hızlı. Kat kat hızlı ki ,yanlış hatırlamıyorsam 7 hafta sonra çocuk oluyor. Zaman geçiyor tabii genç bir hanımefendi(!) oluyor. Konusu bu şekilde olan fimlerde hiçbir zaman anlamdıramayacağım bir şey var ki o da şu, yaratık kız veya erkek olsun fark etmez, kendini yaratan karşı cinslerden birine illa bir ilgi duymaya başlıyor. Bu filmde de bu durum mevcut lakin biraz ekstra mevcut. Zira filmde yaratığın hanımefendi olduğu kısımlarda yaratığın ve başrol erkeğin birbirini arzulayıp elde ettiği sahneler mevcut. Tasvip edemiyorum. Ekstrası da şu şekilde, filmimizin sonuna doğru yaratığımızın cinsiyeti kendiliğinden değişiyor ve başrol kızımızı arzuluyor. Arzulamak tabiri çok fazla masum kaldı ama neyse... Ve maalesef elde de ediyor. Gerçekten berbattı bu kısım. Ablamla izlerken birbirimize bakmadık desem yalan olur. Sonra ben dedim ki söz konusu başrole yönelik "Bir de hamile kalıyormuş." Ablam yok falan dedi de sonuç da ortada. 5 dakika sonraki sahnede başrol kızımızın karnı burnunda.
Veee son olarak şunu söylemek istiyorum ki kesinlikle ikinci filmi çıkmalı. Zira o bebeğin nasıl bir şey olacağını görmeni çok istedim. Hala istiyorum da falat 2009'dan bu yana 14 yıl geçmiş olduğundan çıkması biraz zor gibi maalesef. İmkansız hatta.
Puan: 7/10
İmdb puanının düşük olması haksızlık bence. Gerektiği değeri görmemiş... İzleyeceklere şimdiden keyifli seyirler dilerim.