"Senin dedim,elemanının dedim anasını sikeyim. Onun dedim amına koyayım dedim. Götün yiyorsa gel senin de amına koyayım dedim. Harbiden çıldırdım. O daha birşey demedi amına koyayım. Şimdi anlatınca bile deli oluyorum.. 'Ya Dayı işte' falan. Dayının dedim amına sokayım dedim…devamı"Senin dedim,elemanının dedim anasını sikeyim. Onun dedim amına koyayım dedim.
Götün yiyorsa gel senin de amına koyayım dedim. Harbiden çıldırdım.
O daha birşey demedi amına koyayım. Şimdi anlatınca bile deli oluyorum..
'Ya Dayı işte' falan. Dayının dedim amına sokayım dedim ya. Ne dayısı amına koyayım?
Lan ne demiyorsun çocuğa? Bu sefer çocuk geri vites yaptı biraz tamam mı?
Ama sonra var ya o bak ee.."
-Kadir Özkaraarslan, Nam-ı değer Kadir Hoca
Afet İnan'ın o dönem Türk insanı üzerinde yaptığı ölçütlere dayanan çalışma,ilk olarak Türkiye anakarasının jeomorfolojik tarihiyle başlıyor. Fransızcadan bizzat yazar tarafından tercüme edilmiş. Türk insanının il il kafatası ve beden ölçütlerinin yazdığı bir prospektüs kitabın içeriğinde mevcut. Bilinen anlamda antropolojik…devamıAfet İnan'ın o dönem Türk insanı üzerinde yaptığı ölçütlere dayanan çalışma,ilk olarak Türkiye anakarasının jeomorfolojik tarihiyle başlıyor. Fransızcadan bizzat yazar tarafından tercüme edilmiş. Türk insanının il il kafatası ve beden ölçütlerinin yazdığı bir prospektüs kitabın içeriğinde mevcut.
Bilinen anlamda antropolojik adlandırmalar kullanılmamış. Bir; Aralidi,Central Pamiridi,North Atlantidi,Mexicanoidi burada görmezsiniz zaten o dönem bu amaçlanmamış. İçeriği genellikle çeşitli fenotipsel karakterlerin il il kadınlar ve erkeklerdeki istatistikleri üzerinden yorumlamalarla ilerliyor.
Carl Gustav Jung' a göre her insanın gölge arketipi vardır kendi içinde. Bu arketip; insanın içinde taşıdığı lakin yüzleşmek istemediği,genel geçer anlamda olumlu olsa bile bireyin bundan kaçınmak istediği yanını temsil ediyor. Biz erkek evlatlar da zannedersem babalarımızı kimi zaman…devamıCarl Gustav Jung' a göre her insanın gölge arketipi vardır kendi içinde. Bu arketip; insanın içinde taşıdığı lakin yüzleşmek istemediği,genel geçer anlamda olumlu olsa bile bireyin bundan kaçınmak istediği yanını temsil ediyor.
Biz erkek evlatlar da zannedersem babalarımızı kimi zaman gölgelerimiz olarak görebiliyoruz. Daha doğrusu gölge yönümüzdeki bazı özellikler onlarda sirayet edebiliyor. Kim bilir belki de gölgenin oluşmasının sebebi onlardır.Onlardaki bazı yönler bizimle taban tabana zıt gibi gelse de içimizde o yönü taşıyoruz aslında zira taşımasak bundan bu denli kaçınmazdık.
Filmde de Luke'un babası Darth Vaderla karşılaştığı sahne yalnızca iyi ve kötü tarafların daha doğrusu kişileşmiş tüzellerin bir çarpışması değil aslında. Luke,kendi içindeki gölgeye teslim olmuş babası Anakin'i esasında Darth Vader'ı tıpkı babası gibi içindeki gölge olarak görür şekilde betimlenmiş. Film bu yönüyle baba-oğul çatışmasını işlerken Jung,Dostoyevski ve Turgenyev'e atıfta bulunuyor ister istemez çünkü bu üçü de nesil çatışmasını ve insanın gölgesini işleyen kimseler.
Gölge arketipini yenemezsin. Onu yenmeye çalışmak onunla sonsuz bir rekabete girişmek demektir. Geçenlerde bir rüya görmüştüm. Bu rüyada, dünya şampiyonu bir jimnastik sporcusu beni düelloya davet ediyordu. Sonsuza kadar gidecek şekilde iki direğin arasında barfiks çekecektik. Rüyadaki benliğim düelloyu kabul etti ve tam olarak sporcuyu yeniyordum ki bir anda direkler sonsuza kadar gökyüzüne yükselmeye başladı. Rüyamdan da tahlil edilebilecek durumu örnek gösterirsek o sporcu benim gölgemi temsil ediyordu ve gölgeyi yenmeye çalıştıkça onun daha da kuvvetlenip benimle rekabet etmesine izin vermiş oluyorum.
Peki ne yapmalı? Bu tip bir durumda yapılacak en doğru şey gölgeye tabiri caizse prim vermemek. Şöyle özetleyeyim anlattığım rüyamda şayet düelloya kabul etmek yerine: "Kardeşim ben zaten güçlüyüm,gücümü ispat etmek için seninle rekabet etmeme gerek yok ha şayet bu umursuzlamazlıktan ötürü gücümü hafife alacaksan buyur al. Sınamadığı bir güç hakkında herkes atıp tutabilir." Diyip yoluma baksaydım. Gölgemle rekabet etmemiş ve onun benimle rekabet etmesine belki de beni yenip ele geçirmesine yani Anakin'e dönüştürmesine engel olmuş olurdum. Gölge ancak aşılabilir fakat yenilemez.
Unutmamak gerekir ki tüm Vaderlar bir dönem Anakindi ve tüm Anakinler bir zamanlar Luke idi. Babalarımız üzerinden verdiğim örneğe geri dönersem her babanın bir dönem oğul olduğunu ve herkesin hayatı sıfırdan başka şekillerde deneyimlediğini ve bu deneyimler sonucu benliklerini oluşturduklarını elden bırakmamak lazım. Bunu tekdüze bir kapanış olsun veya optimizm pompalamak için söylemiyorum. İnsanların bulunduğu şartları hesap etmeden verdiği kararlar hakkında kesin hüküm kesemeyiz.
Doğru, perspektifin açısından ibaret bir yanılsamadan fazlası değildir.
80-90 lı yıllarda Türkiye'nin kırsal kesiminden kentlere göçle beraber çöken neo-feodal yapıdan etiklenen,alışılmışın dışında,daha insani yönüyle bir köy ağasıyla karşı karşıya kalıyoruz. Züğürt Ağa,aslında köydeki feodal düzen sayesinde sermayesini ana değer olarak kullanan bir adamın alıştığı dinamikleri kentte bulamayıp sermayesine…devamı80-90 lı yıllarda Türkiye'nin kırsal kesiminden kentlere göçle beraber çöken neo-feodal yapıdan etiklenen,alışılmışın dışında,daha insani yönüyle bir köy ağasıyla karşı karşıya kalıyoruz.
Züğürt Ağa,aslında köydeki feodal düzen sayesinde sermayesini ana değer olarak kullanan bir adamın alıştığı dinamikleri kentte bulamayıp sermayesine katma değer eklemeden var olamayacağını acı şekilde öğrenmesinden ibaret olan bir anti-kahraman filmidir.
Bu yönüyle Amerikan yapımı rambo,taxi driver gibi kuzenlerinin yerel bir varyasyonu olan hikayede, Ağa'nın her şeyini hatta eşini bile kaybettikten sonra yanında kalan kâhyasına da payını verip gönderirken "Git kendine bir iş bul. Siz çalışabilirsiniz ama ben yapamam ben Ağa'yım." minvalindeki diyalogda da taşıdığı arketipin yüke dönüştüğünü anlayan bir adamı net şekilde görüyoruz. Daha sonra çizmelerini satmak durumunda kaldığında hizmetçisinin (aynı zamanda aşığının) onunla kalması Ağa'nın çiğköfte işine girmesiyle beraber kafasındaki arketipi değiştiriyor.
O artık Ağa değil. En azından köyünün. Çünkü Ağa,çiğköfte satmaya başladığında katma değer üretebildiğini anlıyor ve erkek psikolojisinin en vurucu noktasıyla barışıyor. "Ben bir halta yarıyorum." Ağa önceden köyündeki konumu sebebiyle katma değer üretmemesinin geçerli bir sebebine sahipti. O ağaydı. Şehirde benzer dinamikler olmayınca ağalık yalnızca bir tasma haline gelmişti ve Ağa bundan kurtuldu.
Katma değer üreten basit bir çiğköfteci olmak bazen göstermelik bir etiket ama gerçek bir yükten daha kıymetli olabilir.
Şener Şen bizi çok hoş karşıladı,kendisine teşekkür ediyoruz babacan..