Yavaş yavaş eski okuma tempomu tekrardan yakalamaya çalışıyorum. Bu süreçte de ilk bu kitabı bitirmek istedim. Birkaç aydır ziyadesiyle elimde sürünen bu kitabı sonunda bitirdim ama ben de bittim arkadaşlar 🤦🏻♀️🤦🏻♀️ En son bu sürünmeyi Franz Kafka-Milenaya Mektuplar eserini okurken…devamıYavaş yavaş eski okuma tempomu tekrardan yakalamaya çalışıyorum. Bu süreçte de ilk bu kitabı bitirmek istedim. Birkaç aydır ziyadesiyle elimde sürünen bu kitabı sonunda bitirdim ama ben de bittim arkadaşlar 🤦🏻♀️🤦🏻♀️
En son bu sürünmeyi Franz Kafka-Milenaya Mektuplar eserini okurken yaşamıştım.
Burda da benim için aynı karın ağrısı mevzu bahisti maalesef.
Mektuplar Şair Ahmed Arif'in Leyla Erbil'e yazdığı dizelerden oluşuyor. O yıllarda yaşadığı yoksulluk, siyasi baskı ve sürgün günlerinin etkisini kendi kaleminden okuyoruz. Zannediyorum böyle bir dönemde de (tüm bunların getirdiği bir buhran ve yalnızlık var fazlasıyla) Leyla hanımı kendisine tutunacak bir dal gibi görüyor, şiirlerinin de ilham perisi ve yaşam enerjisi oluyor şairimiz için.
Gelelim benim fikirlerime...
Eser sadece Ahmed Arif'in mektuplarını bünseyinde barındırdığı için tek taraflı bir haykırış okuyoruz. Leyla hanımın yanıtlarını az çok tahmin edebiliyoruz sadece. Bu durumda peşinden tek bir tarafın boğucu ve tek odaklı duygusal dünyasına şahit ediyor biz okurları.
Ahmed Arif'in hislerine değinecek olursam bundan fazlasıyla rahatsız olduğumu söyleyebilirim. Milenaya Mektuplara eserinde olduğu gibi burada da evli bir kadına duyulan abartılı duygular yer alıyor.
Ahmed Arif bir mektubunda Leyla hanım için "kardeşim" hitabını kullanırken hemen ardından ona olan tutkulu, platonik ve takıntılı aşkını dile getirir gibi konuşuyor.
Ve bu konuşmalar bana çok yapay ve abartılı geldi. Her satırda devasa bir muhtaçlık ve ısrar barındırması, aşkı bir "hastalık" derecesine getirdiğini hissettiriyor. Yine ve yine Milenaya Mektuplarda oldugu gibi...
Velhâsıl-ı kelâm edebi eserleri veya mektupları okurken yazarın büyüklüğüne bakıp her şeyi kusursuz bulmak zorunda değiliz. Ahmed Arif'in edebi değerine saygı duysam da, aşkın bu derece muhtaç ve bencilce yaşanması okuma keyfimi fazlasıyla gölgeledi. Sanırım ben aşkta ısrarı ve saplantıyı değil; karşılıklı saygıyı, dengeyi ve en önemlisi tarafların birbirinin sınırlarına gösterdiği özeni aramayı tercih ediyorum. Beni aylardır yoran bu sayfaları nihayet kapatırken, bir sonraki kitabın ruhumu bu denli daraltmamasını umuyorum.
📌Yorulmazsan, seversen, beraberce yazalım. Tamamla beni. Şiirimde olsun tamamla.
📌Ya sen olmasan, neye yararım? Mânasız bir otomatisme'in, mânasız bir fiziğin, kahrolası boşluğunda, ben garip, ben duyan, ben yirmi dört saatte, yirmi dört bin parça olan, ne yapardım?
📌İki müthiş hasret, iki parça can...
📌Bir daha dünyaya gelsem aynı hayatı, daha bir ustaca ve korkusuz yaşarım. Ama bu sefer seni tanımakta gecikmem! İlk işim o olur.
📌Dünyanın en tükenmez mutluluğundayım. Ne yana dönsem sen. Elimi neye uzatsam yalnız değilim.
📌Seni cehennem bir hasretle öperim.
📌Hilal yani şimdiki zaman seninle başlar.
📌29 yaşındayım. Ama binlerce yıldır seni arıyor, hasretini çekiyorum.
📌Bu, beşinci mektubum. Yine 5-1 mağlubum. Benim de mağlup olmam mukaddermiş meğer.
📌Özlemin ağzına kilit vurmak da zor.
📌Düşün ki hayatta tek başımayım ve sen istersen hayatıma senden başka hiçbir kimse giremez.
📌Sonra ben Leylâ mütemadiyen şiddetli bir arzu ile bir tatmin edilmemezlik içınde bir şeyler istiyorum.
📌Sana doymak, korkunç ahmaklık olur.
📌Gözlerinden, gözlerinden öperim -Bir umudum sende- Anlıyor musun?
📌Seninle dünyayı, kasaba kasaba, kıyı kıyı dolanmak isterdim. Her gün bir yaş daha gençleşir çocuklaşırdın!
📌Kimselere kendi adıma kinim, nefretim yok. Sade insanoğlunun niçin bu kadar alçaldığını, niçin bu kadar budala olduğunu hâla anlayamadığıma yanıyorum.
📌Senin o anlatılması imkânsız, dayanılmaz gözlerin, bütün kör, şaşı, şiş, alçak ve yere bakan gözleri bir kalemde kaldırır atar dünyadan.
📌Sabah gözlerimi sana açarım. Akşam, uykularımı senden alırım.
📌Ayrılık ve zaman bende sana ait hiçbir ânı öldüremiyor, silemiyor.
📌Seni mektupla da olsa öpmek büyük şey.
📌İşi ya da içi neyse düşü de o olur insanın.
📌Demek hep uyuyorsun? Ankara öyledir, hele sizin semt. Gerçi Sıhhiye ve Ulus'tan daha yüksektedir ama gene de ağırdır uykusu. Ben İncesu'yun ve Dikmen'in uykusunu severdim. Gün atar atmaz insan uyanır, yatamaz oralarda.
📌Suskun, uzanmış, seni yaşıyorum.
📌Canım Benim,
Bilir misin, "canım" dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep.
📌Evet canım uyanıkken arasız her lâhza beynimde, yüreğimde ve yalnızlığımdasın. Uykularımdaysa rüyalarım salt sana adanmış.
📌Seni anlatabilmek seni iyi çocuklara, kahramanlara. Seni anlatabilmek seni namussuza, yaşamayana, kahpe yalana.
📌Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. Uçan kuşum, akan suyumsun.
📌Ben cehennem çarklarından kurtuldum, üşüyorum kapama gözlerini...
📌Rüya, bütün çektigimiz.
Rüya kahrım, rüya zindan.
Nasıl da yılları buldu,
Bir mısra boyu maceram...
Bilmezler nasıl aradık birbirimizi,
Bilmezler nasıl sevdik,
İki yitik hasret,
İki parça can.
Çatladı yüreği çakmaktaşının,
Ağıyor gök kuşaklarının serinliğinde
Çağlardır boğulmuş bir su...
Ağıyor yeşil.