'Ne Güzel Günlermiş' Kitabının belli bir konusu yok. Konudan konuya atlıyor, sürekleyici de değil, ne okuduğunu da anlamıyorsun bu yüzden dikkat dağıtıcı ve her telden çalan bir kitap olmuş. Genel olarak beğenmedim! *Tavsiye etmem.
Açıkça belirteyim; Friedrich Nietzsche nin okuduğum üçüncü ve son kitabı olucak. Hiç beğenmedim aşırı sıkıcıydı ve düşünceleri de bence 'Ataerkil Yobazlık' seviyesindeydi. okumanızı tavsiye etmem, cidden aldığım için bitirdim kitabı yoksa böyle bir kitap olduğunu bilseydim almazdım. Beğenmedim.
Spoiler içeriyor
Tek kelimeyle harika bir film olduğunu söyleyebilirim. Kadının var olduğu yerin ne kadar güzeleştiğini ve kadınlara biçilen toplumsal rollerin aşıldığı zaman hayatın daha yaşanılabilir bir yaşam olduğunu , elâlemin ne dediğine kulak asmadan, kendi yüreğin ne istiyorsa o yolu çizerek…devamıTek kelimeyle harika bir film olduğunu söyleyebilirim. Kadının var olduğu yerin ne kadar güzeleştiğini ve kadınlara biçilen toplumsal rollerin aşıldığı zaman hayatın daha yaşanılabilir bir yaşam olduğunu , elâlemin ne dediğine kulak asmadan, kendi yüreğin ne istiyorsa o yolu çizerek ilerlemenin insanı nasıl mutlu ettiğini ve ilerletiğini anlatan harika bir filmdi.
Evet canım kadınlar ; "Biz İstersek Dünya Yerinden Oynar." Toplumun cinsiyetimize biçtiği rollere bakarak değil kendi yüreğinizin istediği gibi yaşayın yaşamlarınızı, toplumun bize biçtiği 'kadın rolü' değil kendinizin dilediği gibi kadın olun ve evet hayat başkalarının ağzından çıkan sözleri kâle alacak kadar uzun değil. Bunu bilerek kısa hayatınızı gönlünüzce dopdolu yaşayın canım kadınlar ve unutmayın
"Biz İstersek Dünya Yerinden Oynar."
*Film de emeği geçen herkese teşekkürü borç bildim.
İzleyecek olanlara keyifli seyirler dilerim.😊
Spoiler içeriyor
Sezai KARAKOÇ edebiyatımızın önemli ve kaliteli şairlerindendir. Genel olarak eserlerini beğenerek okuduğum şairimizin Zamana Adanmış Sözler kitabı birbirinden farklı şiirlerinden oluşmakta. Kitapda ki şiirlerinin arasında beğendiğim şiirlerinden bir tanesini buraya da eklemek istiyorum. -MASAL- Doğu'da bir baba vardı Batı gelmeden…devamıSezai KARAKOÇ edebiyatımızın önemli ve kaliteli şairlerindendir. Genel olarak eserlerini beğenerek okuduğum şairimizin Zamana Adanmış Sözler kitabı birbirinden farklı şiirlerinden oluşmakta. Kitapda ki şiirlerinin arasında beğendiğim şiirlerinden bir tanesini buraya da eklemek istiyorum.
-MASAL-
Doğu'da bir baba vardı
Batı gelmeden önce.
Onun oğulları Batı'ya vardı
~
Birinci oğul Batı kapılarında
Büyük törenlerle karşılandı.
Sonra onuruna büyük şölen verdiler,
Söylevler söylediler babanın onuruna.
Gece olup kuştüyü yastıklar arasında
Oğul yarınki masmavi şafağın rüyasında.
Bir karaltı yavaşça tüy gibi daldı içeri
Öldürdüler onu ve gömdüler kimsenin bilmediği bir yere
Baba bunu havanın ansızın kabaran gözyaşından anladı.
Öcünü alsın diye kardeşini yolladı.
~
İkinci oğul Batı ülkesinde
Gezerken bir ırmak kıyısında
Bir kıza rastladı dağların tazeliğinde,
Bal arılarının taşıdığı tozlardan,
Ayna hamurundan, ay yankısından,
Samanyolu aydınlığından, inci korkusundan,
Gül tütününden doğmuş sanki.
Anne doğurmamış da gök doğurmuş onu
~
Saçlarını güneş destelemiş
Yıllarca peşinden koştu onun
Kavuşamadı ama ona.
Batı bir uçurum gibi girdi aralarına.
Sonra bir kış günü soğuk bir rüzgâr
Alıp götürdü onu,
Ve ikinci oğulu
Sivri uçurumların ucunda
Buldular onulmaz çılgınlıkların avucunda.
Baba yağmurlardan anladı bunu
Yağmur suları acı ve buruktu
İşin künhüne varsın diye
Yolladı üçüncü oğlunu.
~
Üçüncü oğul Batıda
Çok aç kaldı. Ezildi, yıkıldı
Ama bir iş buldu. Bir gün bir mağazada
Açlığı gidince kardeşlerini arayacaktı,
Fakat batının büyüsü ağır bastı,
İş çoktu kardeşlerini aramaya vakit bulamadı.
Sonra büsbütün unuttu onları.
Şef oldu buyruğunda bir çok kişi
Kravat bağlamasını öğrendi geceleri.
Gün geldi mağazası oldu onu parmakla gösterdiler,
Patron oldu ama hala uşaktı,
Ruhunda uşaklık yuva yapmıştı çünkü.
Bir gün bir hemşehrisi onu tanıdı bir gazinoda
Ondan hesap sordu o da
Sırf utançtan babasına
Bir çek gönderdi, onunla
Baba bu kağıdın neye yarayacağını bilemedi
Yırttı ve oynasınlar diye köpek yavrularına attı bu yüklü çeki.
İyice yaşlanmıştı ama,
Vazgeçmedi koyduğundan kafasına
Dördüncü oğlunu gönderdi Batı'ya
~
Dördüncü oğul okudu,bilgin oldu.
Kendi oymak ve ülkesini
Kendi görenek ve ülküsünü
Günü geçmiş bir uygarlığa yordu.
Kendisi bulmuştu gerçek uygarlığı
Batı bilginleri bunu kutladı.
O da silindi gitti binlercesi gibi
Baba bunu da öğrendi sihirli tabiat diliyle
Kara bir süt akmıştı bir gün evin kutlu koyunundan.
~
Beşinci oğul bir şairdi.
Babanın git demesine gerek kalmadan
Geldi ve batının ruhunu sezdi.
Büyük şiirler tasarladı trajik ve ağır
Batının uçarılığına ve doğunun kaderine dair
Topladı tomarlarını geri dönmek istedi
Çöllerde tekrar ede ede şiirlerini
Kum gibi eridi gitti yollarda.
~
Sıra altıncı oğulda;
O da daha batı kapılarında görünür görünmez
Alıştırdılar tatlı zehirli sulara
İçkiler içti, kaldırım taşlarını saymaya kalktı
Ev sokak ayırmadı,
Geceyi gündüzle karıştırdı.
Kendisi de bir gün karıştı karanlıklara..
~
**Baba ölmüştü acısından bu ara**
~
Yedinci oğul büyümüştü baka baka ağaçlara
Baharın yazın güzün kışın sırrına ermişti ağaçlarda.
Bir alınyazısı gibiydi kuruyan yapraklar onda
Bir de o talihini denemek istedi
Bir şafak vakti Batıya erdi.
En büyük Batı kentinin en büyük meydanında
Durdu ve tanrıya yakardı önce;
'Kendisini değiştiremesinler.' diye.
Sonra ansızın ona bir ilham geldi
Ve başladı oymaya olduğu yeri.
Başına toplandı ve baktılar Batılılar
O aldırmadı bakışlara
Kazdı durmadan kazdı
Sonra yarı beline kadar girdi çukura
Kalabalık büyümüş çok büyümüştü
O zaman dönüp konuştu :
"Batılılar !
Bilmeden altı oğlunu yuttuğunuz
Bir babanın yedinci oğluyum ben.
Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden.
Babam öldü acılarından kardeşlerimin
Ruhunu üzmek istemem babamın,
Gömün beni değiştirmeden.
Doğulu olarak ölmek istiyorum ben.
Sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var :
Karşınızdakini değiştirmek.
Beni öldürseniz de çıkmam buradan
Kemiklerim değişecek toz ve toprak olacak belki fakat değişmeyecek ruhum."
Onu kandırmak için boşuna dil döktüler,
Açlıktan dolayı çıkar diye günlerce beklediler.
O gün gün eridi ama çıkmadı dayandı
Bu acıdan yer yarıldı gök yarıldı,
O nurdan bir sütuna döndü göğe uzandı.
Batı bu sütunu ortadan kaldırmaktan aciz kaldı!
Hâlâ onu ziyaret ederler şifa bulurlar
En onulmaz yarası olanlar.
Ta kalplerinden vurulmuş olanlar
Yüreğinde insanlıktan bir iz taşıyanlar..
(1969)
İyi kitaplar iyi ki varlar.
Jack London genel olarak beğendiğim bir roman yazarı sanatçısı, fakat 'Yıldız Gezgini' eserinin okunmasının birazcık zor olduğunu düşünüyorum. Kitabın konusu; bir kadını sevdiği için, işlediği cinayetten dolayı hapise mahkum edilen ve girdiği hücrede iftiraya maruz kaldığı için cezası kat kat…devamıJack London genel olarak beğendiğim bir roman yazarı sanatçısı, fakat 'Yıldız Gezgini' eserinin okunmasının birazcık zor olduğunu düşünüyorum. Kitabın konusu; bir kadını sevdiği için, işlediği cinayetten dolayı hapise mahkum edilen ve girdiği hücrede iftiraya maruz kaldığı için cezası kat kat artan bir adamın, hapishane hücrelerin de idam edileceği zamana kadar yaşadığı zorluklardan bahsetmekte olup, aynı zamanda bu zorluklarla mücadele ederken aklında ki düşlerle bir kişinin içinde asında yeniden doğuşla birden fazla kişi varmış gibi binbir türlü düşlerini gerçekten o bir kişi yaşamışcasına anlatmakta olan bir kitap.
Çevirisi güzel fakat fazla akıcı olmayan bir eser olsa da okunacaklara eklenebileceği fikrindeyim.
Kitaplar yoldaşınız olsun.💫
Kitabı alınca sadece bir olay üzerine gideceğimi düşünmüştüm, fakat beklentimi karşılamadı. Farklı farklı cinayet öykülerinden oluşan bir eserdi. Genel olarak öykülerin kurgusu iyiydi ama Ahmet ÜMİT in eserini bu şekilde sıradan beklemiyordum.
Teknolojinin olmadığı bir çağ; belki de tüm gerçek olan hisleri, duyguları, kaliteli insanları, değerleri o çağda bıraktık. Teknolojiyi ilerlettik, ama tüm samimi, içten duyguların kıymetini o çağda yitirerek geriledik. Sabahattin Ali nin canı olan Aliye sine yazdığı mektupların sıcaklığı, kitabı…devamıTeknolojinin olmadığı bir çağ; belki de tüm gerçek olan hisleri, duyguları, kaliteli insanları, değerleri o çağda bıraktık. Teknolojiyi ilerlettik, ama tüm samimi, içten duyguların kıymetini o çağda yitirerek geriledik.
Sabahattin Ali nin canı olan Aliye sine yazdığı mektupların sıcaklığı, kitabı okurken okuyucunun yüzünde tebessüm oluşturuyor. Telefonların olmadığı bir zamanda mektup ne kadar kıymetli bir şeydir!
Sevdikinizden mektup geliyor ve bir yazı yazdığınız zaman, bu günler sonra ulaşıyor. Sevdiğinizden gelen hediye gibi heyecan olmaz mı? "Kağıda hisler aktarılır."
O mektubu elinize aldığınız zaman sevdiğinizden geldiğini, onun da o kağıda dokunduğunu bilmek, gurbetteki biri için ne kadar kıymetli olabilir?
Şu anda da gerçek sevgiler var, tabi ki. Teknoloji ne kadar gelişse de hisleri yok edemez, fakat WhatsApp'tan gelen mesaj da sizi sevdiğinizden gelen mektup gibi heyecanlandırmaz, bence.
Sabahattin Ali nin hapisten Aliye sine ve kızı Filizi ne yazdığı mektuplarda çok bir şey hissetmesem de, kitabın başındaki
'saf sevgi mektubu' için okunmaya değer olduğunu düşünüyorum.
Sevgiyle Kalın Kıymetli Okuyucular.🧡
Spoiler içeriyor
Varolma Savaşı 1, marksizim, kapitalizm gibi konulardan bahsetmekteydi. Genel anlamda iyiydi diyebilirim, ama bazı kesime sıkıcı gelebilir. Sezai Karakoç'un bu kitabı, fikrimce, her kitleye hitap etmiyor; daha çok meydan ortaya çıktığında, vb. gibi herkese hitap eden kitaplarını tavsiye edebilirim. -Kitaptan…devamıVarolma Savaşı 1, marksizim, kapitalizm gibi konulardan bahsetmekteydi. Genel anlamda iyiydi diyebilirim, ama bazı kesime sıkıcı gelebilir. Sezai Karakoç'un bu kitabı, fikrimce, her kitleye hitap etmiyor; daha çok meydan ortaya çıktığında, vb. gibi herkese hitap eden kitaplarını tavsiye edebilirim.
-Kitaptan Alıntı-
•"Doktrine doktrinle karşı çıkmak, asıl çaredir."
•"Her eve, kütüphane fikri sorulmalıdır. Okullarda kütüphaneler, dershanelerden ön plana geçmeli daha doğrusu, sınıflar, dershaneler kütüphaneleşmelidir. En yoksul evde bile küçük bir kütüphane bulunmalıdır."
•"Türkiye' de, hatta belli bir ölçüde dünyada, en büyük suç, hakikatı söyleme suçudur, itiraf ediniz.
Kimselerin dayanamadığı şey, gerçeklerin söylenmesidir."
•"Efendiler, kendi kendimizi aldatmayalım. Fikirlere ve inançlara sahip olmak, hiç bir zaman suç olamaz. Suç, ancak, illegal eylemler ve bu eylemleri oluşturanların davranışlarından doğar. Her devlet ve hukuk da bunu objektif kurallara ve şartlara bağlamak zorundadır. Yoksa esen rüzgârlara göre, bugün din inançlılar, yarın şu bu düşüncedekiler, ya da tersi, suçlu sayılırsa, bundan zarar edecek olan, o inanç veya düşünce sahipleri değil, herşeyden önce, devlet ve hukuktur."
*Kaliteli kitaplar yaşamınız olsun.💚
Spoiler içeriyor
#feminizm “İnsanları dilimin inceliğiyle değil, savlarımın gücüyle ikna etmek istediğimden; cümleleri süslemekle ya da okurlarımı, yalnızca zihnin ürünü olup yüreklere hiçbir zaman ulaşmayan yapay duygularla kuşatmakla vakit kaybetmeyeceğim.” — Şeylerle ilgileneceğim, sözcüklerle değil. — Bu ifade, eserin temel yaklaşımını özetler…devamı#feminizm
“İnsanları dilimin inceliğiyle değil, savlarımın gücüyle ikna etmek istediğimden; cümleleri süslemekle ya da okurlarımı, yalnızca zihnin ürünü olup yüreklere hiçbir zaman ulaşmayan yapay duygularla kuşatmakla vakit kaybetmeyeceğim.”
— Şeylerle ilgileneceğim, sözcüklerle değil. —
Bu ifade, eserin temel yaklaşımını özetler niteliktedir. Kitap, kadınları birer nesne olarak gören ve onları yalnızca erkeğe itaat eden varlıklar olarak konumlandıran zihniyete doğrudan bir gönderme yapmaktadır. Yazar, yerleşik kabulleri sorgularken meseleyi sözcüklerin cazibesinden çok, düşüncenin ağırlığı üzerinden ele almayı tercih eder.
Bu bağlamda yazarın şu sözü ayrıca anlam kazanmaktadır:
“Ya doğa insanla insan arasında büyük bir fark gözetmiş ya da dünyaya şimdiye dek egemen olan medeniyet son derece taraflı davranmış.”
Erkek egemenliğinin tarihsel süreç boyunca meşrulaştırdığı otoriteler, çoğu zaman kültür ve inanç sistemleri aracılığıyla aktarılmış; akla ve eleştirel düşünceye dayanmayan öğretiler toplumların yozlaşmasının başlıca sebeplerinden biri hâline gelmiştir. Bu öğretiler, kadını ikincil bir konuma iterek eşitsizliği kalıcılaştırmıştır.
Eser, bu yönüyle okunması gereken bir metin olmanın ötesinde, düşünsel bir yüzleşme çağrısı niteliği taşır.
Hangi inanç ya da kültürel yapı incelenirse incelensin, kadının çoğunlukla eril öğretiler aracılığıyla baskılandığı görülmektedir. Bu durum beni şu düşünceye götürmektedir:
*Eğer dinler yaratılmamış olsaydı, erkekler kadınları aşağılayabilmek için kendileri din icat ederdi.
Aklın ve eleştirel bilincin dışında kalan öğretilerin sona erdiği, kadınların yalnızca kendileri için var olabildiği ve özgürce mutlu olabildiği bir dünya umuduyla…
Kitapla ve saygıyla kalın.