Filmi izleken beş dakikalık bir ara vermiştim fakat o beş dakikalık ara bir ay olmuş. Hatta filmi izlememin üzerinden de bir ay geçmiş olabilir. Üşeniyorum yaa üşeniyorum! Filmi izlerken de üşeniyorum, yorum yazarken de üşeniyorum. Ben bu dünyaya üşenmek için…devamıFilmi izleken beş dakikalık bir ara vermiştim fakat o beş dakikalık ara bir ay olmuş. Hatta filmi izlememin üzerinden de bir ay geçmiş olabilir.
Üşeniyorum yaa üşeniyorum!
Filmi izlerken de üşeniyorum, yorum yazarken de üşeniyorum. Ben bu dünyaya üşenmek için gelmişim ;/
Filmi çok beğendim ama çok durağan geçmiş gibi hissediyorum. Belki de araya uzun bir zaman girdiği için böyle hissetmişimdir bilmiyorum ama ona rağmen sevdim.
Doğuştan görme ve duyma yetisi olmayan bir kızın, bir öğretmen sayesinde karanlıktan aydınlığa geçişini izledik. Film boyunca empati kurmaya çalıştım.
O kızın yerinde ben olsaydım ne yapardım?
Çocuğumun böyle bir sorunu olsaydı nasıl bir tavır takınırdım?
Korkunç bir tepki verir miydim yoksa elimden geldiğince destek olmaya çalışır mıydım?
Bilemiyorum çünkü verdiğim cevaplar her vicdanlı insanın vereceği türden cevaplardı. Allah korusun ama olur da böyle bir gerçeklikle yüz yüze gelirsem o zaman cevabımı verebilirim. Umarım buna bir cevap vermek zorunda kalmam.
Başrolünde Beren Saat'in oynadığı "Benim Dünyam" adlı yapım da bu filmin uyarlamasıymış. İzlemedigim için bir karşılaştırma yapmam doğru olmaz ama nedense Türk yapımı daha çok hoşuma gidecekmiş gibi hissediyorum. Çünkü bunda açıklayamadığım bir sıkıcılık var.
Muhtemelen Hint filmlerini kafamda hem toplumsal mesajını veren hem de müzikaliteye yer veren filmler olarak kodladığım için bundan o hissiyatı alamadım.
Ama yine de güzel bir filmdi özellikle de Michelle'in özel gereksinimine rağmen toplumda bir yerinin olduğunu sonuna kadar savunan öğretmenin, topluma bir kişiyi kazandırması ve bunun gerçek bir hayat hikayesinden alındığını öğrenmek beni çok etkilemişti.
Kitabını okumayı çok istiyordum fakat kütüphanede serinin tüm kitapları olmasına rağmen ilki olmadığı için erteledikçe erteledim. Hani kitabı alan kişi bitirdiğinde getirir ben de o zaman okurum diye düşünüyordum fakat beşinci gidişimde de göremeyince nerede bu kitap diye sordum. Çalmışlar.…devamıKitabını okumayı çok istiyordum fakat kütüphanede serinin tüm kitapları olmasına rağmen ilki olmadığı için erteledikçe erteledim. Hani kitabı alan kişi bitirdiğinde getirir ben de o zaman okurum diye düşünüyordum fakat beşinci gidişimde de göremeyince nerede bu kitap diye sordum.
Çalmışlar.
Yaa her şeyi anlarım da kitabı niye çalarsınız ki? Bu kadar mı düştük?
Gerçi kitap fiyatları da uçtuğu için bir şey diyemiyorum ama ya ben çok abartıyorum ya da insanlar fazla umursamaz. Ama yine de okuyan insan çalmamalı diye düşünüyorum bu sadece kitap için geçerli değil.
Neysee kitabı bulamayınca inat ettim, almayı düşündüm ama hâlâ almadığıma göre düşünme aşamasında takılı kalmışım.
Aslında filmini izlemeyi düşünmüyordum ama arkadaşım ısrar edince izlemeye karar verdim gerçi bu kararı vermeye mecbur bırakılmış olabilirim çünkü ilk filmi izlemedim. Hatta bir gün öncesinden izleyecektim ama yurt şartları buna pek müsait değildi. Filmin donmasını geçtim, sitesini açamıyordum. Zaten her film izleyeceğim dediğimde bir sorunu ortaya çıkan oda arkadaşlarım var ona da sinir oluyorum. Yani beni bi salın bi rahat bırakın yeterr. Ben artık kendimle baş başa kalmak istiyorum her gün birinin derdini, sevgilisini, ailevi sorunlarını dinlemekten o kadar çok yoruldum ki.
Yani insanların derdini anlatmasına bir şey demiyorum ama film izleyeceğim dediğimde de gelip anlatma yaa.
Ayy neysee.
Uzun lafın kısası bu filme hiçbir şey bilmeden gittim o yüzden çok fazla bir şey anladığımı söyleyemem çünkü ilk yarım saat neyin ne olduğunu anlamaya çalışmakla geçti ama genel olarak izleme zevki veren ve eğer birinci bölümü izleseydim aşırı beğeneceğim bir film olduğunu düşünüyorum.
Dinin insanlar üzerindeki etkisi çok güzel anlatılmış. Özellikle de Paul'un "Ben Mesih değilim" demesine rağmen ona ısrarla inananların olması, onu putlaştırmak pek de yabancı olduğumuz konular değil. O yüzden sevdim.
Bir de filmin ilk yarısı güzeldi, iyi de odaklandım ama ikinci yarısı o kadar berbat geçti ki. Çünkü iki koltuk ötede bir çift vardı ve öpücük sesleri o kadar çok geliyordu ki bir türlü odaklanamadım. Yaa bu filme de bunun için gelmezsin yaa. Yani mümkünse sinemaya bu amaçla gelme. Ayy neyse zaten insanlardan nefret ettiğim bir dönemdeyim bu da tuzu biberi oldu, iyi sövdüm.
İlerleyen zamanlarda tekrar izlemeyi düşünüyorum. Belki de kitaplarını okuduktan sonra baştan sona sırayla izlerim ki muhtemelen o zamana kadar üçüncü film de yayınlanır.
Spoiler içeriyor
Fark ettim de bir filmi izledikten hemen sonra yorum yapınca daha çok keyif alıyorum ama aradan uzun bir zaman geçince sanki buraya yazmak bir görev haline geliyor ve erteledikçe erteliyorum. Aslında yazmak zorunda değilim fakat yazmayınca da kendimi huzursuz hissediyorum.…devamıFark ettim de bir filmi izledikten hemen sonra yorum yapınca daha çok keyif alıyorum ama aradan uzun bir zaman geçince sanki buraya yazmak bir görev haline geliyor ve erteledikçe erteliyorum.
Aslında yazmak zorunda değilim fakat yazmayınca da kendimi huzursuz hissediyorum. Bu paradoksun içinde gidip geliyorum.
Neysee bir şeyler yazalım o zaman.
DC evrenini çok fazla bilmiyorum, sadece The Dark Knight filmini izlemiş ve o filmi de beğenmiştim.
Karkaterleri de hoşuma gitmişti. Ama bu film Dark Knight gibi değildi, daha çok psikolojik sorunları olan bir adamın bu hale nasıl geldigiyle ilgiliydi.
Joker'i merak ediyordum çünkü kötü diye tabir ettiğimiz insanların, iyi oldukları dönemlerde iyiliklerinden suistimal edildiklerini düşünüyorum ve bu yüzden de kötü bir insan olmayı seçmelerini normal karşılıyorum.
Keşke böyle olmasaydı ama maalesef durum bu.
Tabii Joker, kötü olmayı biraz abartmış olabilir çünkü onunki sosyopatlık derecesinde bu yüzden işlediği suçların kabul edilebilir olduklarını düşünmüyorum.
Filmin başlarında biraz sıkıldığımı hatırlıyorum hatta yeğenlerimle birlikte izlediğim için habire "sıkıldınız mı, değiştirelim mi?" diye sorup duruyordum. Keşke değiştirseydik çünkü +18 filmi 13 yaşındaki çocuklara izlettigim için bir süre vicdan azabı çekmiştim.
Film sosyal mesajlar veren güzel bir filmdi. Belki de her gün gördüğümüz insanlar toplum tarafından dışlanmış hissediyor olabilir, bunun için içten içe büyük bir mücadele veriyor olabilir bilemeyiz. Umarım o insanları Joker'e dönüşmeden kurtarabiliriz.
İlk başta DC'den bağımsız bir film izlediğimi düşünüyordum. Joker ile Batman'ın kardeş olabilme ihtimali kısmına geldiğimizde yapbozun tüm parçaları birleşti. Bu kısımda çok heyecanlanmıştım "nasıl olabilir yaa" falan diyordum. Zaten öyle bir durum yokmuş.
Genel olarak güzel bir filmdi, tavsiye ederim.
Evett biraz içimizi dökelim... Platonik aşk, eflatuni aşk, karşılıksız aşk, imkansız aşk... Bu duygu durumu için birçok şey söylenebilir, birçok tanım yapılabilir. Şu an birileri platonik aşkı için üzülüyor, unutmaya çalışıyor ya da yeniden umutlanıyor da olabilir. Nedense platonik seven…devamıEvett biraz içimizi dökelim...
Platonik aşk, eflatuni aşk, karşılıksız aşk, imkansız aşk...
Bu duygu durumu için birçok şey söylenebilir, birçok tanım yapılabilir.
Şu an birileri platonik aşkı için üzülüyor, unutmaya çalışıyor ya da yeniden umutlanıyor da olabilir. Nedense platonik seven insanlara karşı ayrı bir sempatim var çünkü ne hissettiklerini az çok anlayabiliyorum.
Ben de onlardan biriydim bu yüzden kitabı okurken çoğu zaman derin düşüncelere daldım ve keşke 13 yaşındaki bu kız çocuğunu anlamasaydım deyip durdum.
Keşke anlamasaydım diyorum ama aslında platonik aşk çok güzel bir şey. Yani şu an "Benim aşka inancım kalmadı Ela!" diye geziniyor olsam da aslında bu duyguları yaşadığım için şanslı hissediyorum. Herkesin en az bir kere platonik sevmesi gerekiyor diye de düşünüyorum çünkü bu çok masum bir sevgi yaa bir de küçük yaşlarda başlamışsa tadından yenmez :)
Olumlu yönleri olduğu kadar olumsuz yönleri de var maalesef. Mesela bazen bir olayı ona anlatmak istiyorsun ama yok, bir şarkıyı ona dinletmek istiyorsun ama yok, bir filmi beraber izlemek istiyor o film hakkında konuşmak istiyorsun ama yok ve daha nice yoklar türüyor. Sırf bu yüzden bir dönem hiçbir şey yapmak istemedim.
Tüm şarkılar onu hatırlatıyor, tüm filmleri izlemeden önce acaba o da izlemiş mi diye düşünüyorum ya da bir yere giderken acaba bu sokaktan hiç geçmiş mi? Şu an nerede, ne yapıyor diye düşünmekten kafayı yediğim bir dönem olmuştu.
Tabii benim durumum takıntı derecesinde. Yani mümkünse bu kadar takıntılı olmayın çünkü yaşamak zaten zorken ekstra zorlaşıyor.
Birkaç yıl önce kitabı göz gezdirmek amacıyla okuduğumda takıntılı bir kızın mektubunu okuduğumu düşünmüştüm. Gerçi çoğu kişi platonik sevginin takıntı ile aynı anlama geldiğini düşünüyor olabilir. Belki de öyledir bilemiyorum ama şu an takıntılı bir kız değil de ömrü boyunca sevgisini dile getirememiş bir kızın mektubunu okuduğumu düşündüm.
Halbuki zamanında sevgisini dile getirseydi her şey çok farklı olabilirdi. Belki de olmazdı ama en azından denemiş olurdu.
Her ne kadar platonikliği güzel görsem de aslında en büyük pişmanlığım. Bu yüzden cesaretli insanlara ayrı bir hayranlığım var.
Sevginizi korkmadan dile getirin arkadaşlar!
Ya sevginize karşılık verecek yada vermeyecek ama bir şey olacak. En kötü son bile belirsizlikten iyidir.
Neysee kitaba dönelim. Çok rahat bir şekilde okudum yani klasik Zweig kitabıydı ama sonu yarım kalmış gibi hissettim hatta üç hikaye vardı ve ikinci hikayeye geçtiğimde hâlâ mektubu yazan kız hakkında bir şey öğreneceğiz zannettim. Bu yüzden ikinci hikayeye geçtiğimi idrak edemedim.
Bir tek bu kısmı sevmedim onun dışında güzeldi, tavsiye ederim :)
Öğretmen temalı filmleri izlediğimde sonunun nasıl biteceğini az çok tahmin edebiliyorum. Çünkü hiçbir filmde başarısızlığa uğrayan öğretmen yok. Okulda yıllarca görevli olan öğretmenler hep umutsuz, yeni gelen öğretmense bir o kadar umutlu oluyor. Gerçek hayatta da bu böyle mi? Kesin…devamıÖğretmen temalı filmleri izlediğimde sonunun nasıl biteceğini az çok tahmin edebiliyorum. Çünkü hiçbir filmde başarısızlığa uğrayan öğretmen yok.
Okulda yıllarca görevli olan öğretmenler hep umutsuz, yeni gelen öğretmense bir o kadar umutlu oluyor.
Gerçek hayatta da bu böyle mi?
Kesin bir şey diyemem çünkü daha öğretmenler odasının içine giremedim ama yakın zamanda ablam bir okulda öğretmenlik yapmaya başladı diye biliyorum ki uzun süre kötü anılan bir okulda öğretmenlik yapan kişilerin umudu tükeniyor.
İlk başlarda ablam da umutluydu hatta Hicki filmini beraber izlemiş ve onun da başrol karakter gibi sınıfı iyileştireceği hakkında konuşmuştuk fakat şu an düşünceleri daha farklı. Yanii uzun lafın kısası hangi bölgede olursak olalım kötü diye tabir edilen öğrencilere rastlayabiliyoruz. Önemli olan öğretmen olarak onları iyileştirmeye, sorunun derinine inmeye çalışmak.
Bu filmde de Amerika'daki sorun ele alınmış. Malum oradaki insanlar siyahlar ve beyazlar olarak ikiye ayrılmış durumda. Hatta bu ayrışma o kadar ileri seviye ki siyahiler kendi aralarında bölünmeye ve bölgelere ayrılmış durumda. İnsanların artık can güvenliği bile yoktu çünkü siyahi olarak bir bölgeyi ihlal edersen her an vurulabilirdin. Gerçi bunun için bölge ihlal etmeye bile gerek yok, hiçbir sebep olmadan da vurulabilirdin.
Böyle bir çevrede büyüyen çocuklar elbette kendilerini korumak için gardını almak zorunda, silahlanmak zorunda, küfür etmek zorunda...
Zorunda diyorum çünkü onlar bu şekilde öğrenmiş. Biz her ne kadar dışarıdan terbiyesiz diyelim, ne kötü çocuklar diyelim fayda etmez.
Kültür her şeydir, çevre her şeydir. Bir insanın nasıl biri olduğunu yaşadığı ortama bakarak anlayabiliriz. Neden böyle olduğunu anlamaya çalışabiliriz. Konu öğrenci olunca daha da dikkatli olmalıyız diye düşünüyorum.
Filmde de getto bölgesindeki bir okulda öğretmenlik yapmaya başlayan Erin'in öğrencileri anlayabilmek için gösterdiği çabayı görüyoruz.
Bence çok güzel bir filmdi. Her öğrencinin hayat hikayesine ayrı ayrı üzüldüm. Gerçek bir hayat hikayesi olmasıysa beni derinden etkiledi. Fırsat bulursam kitabını da okumayı düşünüyorum.
Filmin atmosferi çok güzeldi, müziklerle uyumu da merakla izlememe sebep oldu. Sadece Anne Frank'ın Hatıra Defteri kitabını okumayı düşünüyordum ondan spoi yedim diye biraz üzüldüm ama Eva'nın kitabı okurken spoi almaya çalışmasını çok tatlı buldum.
Genel olarak güzel bir filmdi tavsiye ederim.
Spoiler içeriyor
Uzun zamandır izlemek istediğim fakat bir türlü denk gelemediğim bir filmdi. Hatta bir ara yeğenlerimle izlemeye karar vermiş ve sountrack kısmını izlerken bile sıkılmıştık. Normalde olsa asla yarım bırakmazdım ama iyi ki o zaman değil de şimdi izlemişim diyorum. Titanic'i…devamıUzun zamandır izlemek istediğim fakat bir türlü denk gelemediğim bir filmdi. Hatta bir ara yeğenlerimle izlemeye karar vermiş ve sountrack kısmını izlerken bile sıkılmıştık.
Normalde olsa asla yarım bırakmazdım ama iyi ki o zaman değil de şimdi izlemişim diyorum.
Titanic'i bilmeyen yoktur bu yüzden uzun uzun konusundan bahsetmek istemiyorum sadece izlerken neler hissettiğimi yazacağım.
Öncelikle gerçekten de abartıldığı kadar varmış. İzlerken sanki ben de oradaydım ve her an boğulmak üzereydim. Klostrofobim olmamasına rağmen izlerken daraldım.
Filme başlamadan önce "üç saat nasıl geçecek yaa" demiştim hatta elimde olmayan sebeplerden ötürü iki defa mola vermiştim ama beklediğim kadar uzun sürmedi. Üç saat hemencecik bitti.
Film çok güzeldi. Bazen Rose ve Jack'e sinir oldum bazen de fazlasıyla sevdim. Keşke Rose'nin nişanlısını aldatma durumu olmasaydı ama nişanlısı da çok sinir bozucuydu o yüzden bir şey demiyorum.
Filmin konusunun gerçek hayattan alınması ve o gemideki onlarca insanın ölümle burun buruna geldiği anı düşünmek beni çok etkiledi.
Düşünüyorum da yakın zamanda yaşanan deprem, korona gibi toplumun derinden etkilendiği olayların çok uzun zaman geçtikten sonra bir filme konu olması o dönemdeki insanları nasıl etkiler?
Elbette o olayları yaşayan insanlar gibi derinden etkilenmezler belki de hiçbir şey hissetmezler ama ben bu filmi izlerken bunu düşündüm. Titanic gemisi batarken orada değildim, bir yakınım da orada değildi ama binlerce insanın ölmesi beni çok etkiledi.
Bir de asla batmayacak dedikleri bir gemiydi, o kadar insan buna güvenerek bindi o gemiye. Ne acı...
Ama her şeyde olduğu gibi bunun sebebi de hırstı, gösterişti. Yani o gemi bir hafta sonra gideceği yere varsaydı ne olacaktı? Varsın gazetelere manşet olmasın. Böyle olması daha mı iyiydi?
Neysee filmin sonunda hepimizin de bildiği gibi gemi battı. Çoğu kişi Jack ile Rose'nin tahtanın üzerine çıkabileceğini söylemiş.
Ama ben izlerken de Jack'in, tahtanın üzerine çıkmaya çalıştığını fakat çıktığı an battıklarını fark ettim bu yüzden buna bir şey demeyeceğim.
Sadece Rose'nin de bir şeyler yapmasını beklerdim. Evet, o da fedakarlık yaptı. Kadın olduğu için sandalla kurtulabilirdi ama o, Jack'in yanında olmayı seçti yine de yaptığı fedakarlık yarım kaldı diye düşünüyorum.
Gerçi filmin bu kadar iyi olmasının sebebi de bu sondu o yüzden yine bir şey demeyeceğim.
Bu arada sadece kadınların ve çocukların kurtulma şansının olması ve erkeklerin ölüme mahkûm bırakılması da çok kötüydü az sandalın olması da cabası.
Uzun lafın kısası izleyin. Zaten izlemeyen çok az insan vardır ama yine de izleyin, izlettirin. Gerçekten de abartıldığı kadar güzel bir film.
2023 ÖZETİM Bir yılın daha sonuna geldik. Uzun zamandır hiçbir şey yapma isteğim yoktu. Herkes böyle mi bilmiyorum ama hiçbir şeye hevesim kalmadı. Yanii yeni yıl mi gelecek? Gelsinn... Güzel şeyler mi olacak? Olsunn... Artık her şeyi o kadar akışına…devamı2023 ÖZETİM
Bir yılın daha sonuna geldik. Uzun zamandır hiçbir şey yapma isteğim yoktu. Herkes böyle mi bilmiyorum ama hiçbir şeye hevesim kalmadı. Yanii yeni yıl mi gelecek? Gelsinn... Güzel şeyler mi olacak? Olsunn...
Artık her şeyi o kadar akışına bıraktım kii beni heyecanlandıran bir şeyin bile olmaması çok üzücü.
Gerçi o kadar da bezmiş durumda değilim çünkü 1 Ocak'ın pazartesi gününe denk gelmesi beni bir nebze mutlu ediyor jdjdj
Evett bugün itibarıyla her sabah erken kalkıp Kpss kasacağım.
Yanii umarım tek hedefimi gerçekleştiririm.
Bu arada son üç ay izlediklerim ve okuduklarımı yazmamıştım onu da yazıp seneyi kapatalım.
🎬İZLEDİKLERİM 🎬
🔸Better Call Saul
🔸Tangerines
🔸Fight Club
🔸Kedicik Belgeseli
🔸Friends (1. Sezon)
📙OKUDUKLARIM 📙
🔸Galileo Galilei Bilimin Dehaları - Eda Bayrak
🔸Pandora'nın Kutusu - Osamu Dazai
🔸Nietzsche Ağladığında - İrvin D. Yalom
🔸Dokuza Kadar On - Özdemir Asaf
Bu yıl 36 film 3 dizi izlemiş ve 17 kitap okumuşum. Ehh yanii aman aman bir sene olmamış. Gerçi bu yıl yaşanan olaylar; deprem, savaş, özel nedenler derken yine de iyi iş çıkardığımı düsünüyorum.
Bakalım 2024 nasıl olacak?
Daha önce hiç şiir kitabı okumamıştım. Tek tük dinlediğim şiirler var, onun dışında şiirlere pek ilgi duymam. "Madem seneyi kapatıyoruz bir şiir kitabı da okuyalım bari" diyerek elime aldığım bir kitaptı. Konudan bağımsız ama kitabı, şu an iletişim bile kurmadığım…devamıDaha önce hiç şiir kitabı okumamıştım. Tek tük dinlediğim şiirler var, onun dışında şiirlere pek ilgi duymam. "Madem seneyi kapatıyoruz bir şiir kitabı da okuyalım bari" diyerek elime aldığım bir kitaptı.
Konudan bağımsız ama kitabı, şu an iletişim bile kurmadığım biri hediye etmişti. Bu yüzden de zamanında "Aaa çok güzel şiirler varmış, ben zaten Özdemir Asaf'ı çok seviyorum." diyerek okumaya başlarken aramız bozulduğunda kitap önce rafın en görünmeyen yerlerinde saklandı sonra da Özdemir Asaf'dan nefret ediyorumlara kadar gitti.
Şu an ne hissediyorum bilmiyorum ama artık bana kitap hediye edilmesini istemediğim kesin çünkü sonunda olan o kitaba oluyor.
Hayır yani ben birine darılmışsam kitabın ve yazarın burada bir suçu yok kii. Sırf bu yüzden başlayamadığım ve yüzünü bile görmek istemediğim kitaplar var.
Neysee bu tatlı, pembiş kitapla da böyle bir anım vardı.
Normalde hiç şiir kitabı okumadığım için, belki de okumayı bilmiyorumdur, ama çok beğenmedim.
Özdemir Asaf şiirlerinde az kelimeyle çok anlam ifade ettiği için bazı sözleri okurken "Aa bunu duymuştum" demeye başladım bu yüzden de beni pek sarmadı. Hatta bazı cümleleri arkadaşlarımın Facebook'ta defalarca paylaştığına eminim.
Yine de çok güzel siirleri var, çok anlamlı bulduğum ve muhtemelen birinden dinleseydim aşırı etkileneceğim şiirler de var ama ben okudum işte.
Raf'ın bana kattığı kötü özelliklerden biri de bitirdiğim kitabın yorumunu yazmadan diğer kitaba geçememek. Yani bu kitabı neredeyse bir ay önce bitirdim ama yorum yazmadığım için kafamda hep kitap yarım kaldı düşüncesi vardı bu yüzden de yeni bir kitaba geçemiyordum.…devamıRaf'ın bana kattığı kötü özelliklerden biri de bitirdiğim kitabın yorumunu yazmadan diğer kitaba geçememek.
Yani bu kitabı neredeyse bir ay önce bitirdim ama yorum yazmadığım için kafamda hep kitap yarım kaldı düşüncesi vardı bu yüzden de yeni bir kitaba geçemiyordum.
Yorumunu yazmadığın kitap da yük olurmuş insana.
Nietzsche... Ah Nietzsche!
Eskiden bu ismi duyduğumda "Aaa hiççi filozof" derdim ama şimdi o hiççi filozofun yaşamının bir kısmına şahit olduğum için nasıl bir tepki vereceğimi bilmiyorum. Şimdiyse sadece acılar çekmiş bir filozof diyorum.
Hani kitap okurken karakterleri de hayatımıza dahil ediyor, her olayı merakla okuyoruz yaa. Tam olarak bu hisse kapıldım.
Bazen ne olacağını merak ettim, sayfalarca okudum; bazen de kelimeler fazlasıyla ağır geldi ve ara vermek zorunda kaldım ama genel olarak baktığımda beğendim.
Nietzsche'nin Breuer ile olan arkadaşlığı ve psikolog - danışan ilişkisinin tam tersine dönmesi çok güzeldi. Aralarda Freud'u da görüyorduk ve bu benim daha çok hoşuma gidiyordu. Okuyanlarda da aynı şey oldu mu bilmiyorum ama tanıdık isimler olunca kitaba olan ilgim daha çok artıyordu.
Freud ile Nietzsche'nin karşılaşmasını o kadar çok isterdim ki... Acaba o nasıl bir yol izlerdi? Özellikle de gördüğü rüyanın açıklamasını nasıl yapardı?
O dönem bu kitabı okuduğum için mi bilmiyorum ama çok etkileyici rüyalar görüyordum. Keşke Freud benim de rüyalarımın analizini yapsaydı.
Kitaptaki en etkileyici kısım Breuer'in hipnoz yöntemiyle yaşamak istediklerini yaşamasıydı. Düşünüyorum da bu fırsat bana verilseydi nasıl olurdu?
Zamanında yapmayı çok istediğim ama cesaret edemediğim şeyi yapsaydım mutlu olur muydum?
Kitap beni çok düşündürdü, her karakterle ayrı ayrı bağ kurdum. Mathilde'ye, Breuer'e, Nietzsche'ye, Freud'a...
Özellikle de en çok üzüldüğüm kişiler Mathilde ve çocuklarıydı. Bir hayata sürüklenmişler, bir hayata doğmuşlar ama ortada sevgisini yitiren bir eş, bir baba var. Fakat onlara üzülürken Breuer'e de haksızlık edemem. Onun yaşadıkları da kolay şeyler değil.
Kitap boyunca hep Breuer'in hayatını okuduğum için Nietzsche ile bağlantısını anlamaya çalışıyordum. Hatta bir ara kitabın adı neden "Breuer Ağladığında" değil ki diye düşünmüştüm. Fakat son kısımda nedenini anladım.
Gayet güzel bir kitaptı. Yazarın dilini çok beğendim özellikle de Breuer ile Nietzsche'nin aslında hiç karşılaşmaması ve bu tarz diyalogların olmamasına rağmen her iki tarafın düşüncelerini güzel bir şekilde aktarması gerçekten çok iyiydi.
Tavsiye ederimm.