"Bana göre, bu muhteşem ülkemizde herhangi bir erkek, kadın ya da çocuğun bir somun ekmeğe lüks gözüyle bakmak zorunda kalması, iğrenç bir durumdur." #Kan Dökülecek
Daha önce Marvel sevmezdim bu yüzden de pek tercih ettiğim bir tür değildir. Hatta birkaç yıl önce İron Man'dı sanırım pek hatırlamıyorum ama yarısına kadar bile izlemeden kapatmıştım çünkü o kadar çok sıkıcı gelmişti ki anlatamam. Neyse bu sefer tüm…devamıDaha önce Marvel sevmezdim bu yüzden de pek tercih ettiğim bir tür değildir. Hatta birkaç yıl önce İron Man'dı sanırım pek hatırlamıyorum ama yarısına kadar bile izlemeden kapatmıştım çünkü o kadar çok sıkıcı gelmişti ki anlatamam.
Neyse bu sefer tüm önyargılarımı kırıp Yenilmezler'i izlemeye karar verdim. Aslında ilk başta tereddüt ettim çünkü hiçbir karakteri bilmiyordum ve izlerken kafamın karışmasından korktum ama bir yandan da tüm karakterleri şimdi göreyim ve hangisini izleyeceğime ona göre karar veririm diye düşünmüştüm.
İzlerken evet ilk başta kafam karıştı ama ortalarına doğru her şey yerli yerine oturdu. Genel olarak kimin kim olduğuna tabi ki internetten baktım yoksa nasıl işin içinden çıkardım :)
Filmi çok beğendim hatta neden şimdiye kadar elimin tersiyle ittiğimi düşündüm. Küçükken izleyenlere ve bir süper kahramana hayran olanlara çok özenirdim. Ne yazık ki ben bunu başaramadım. Nedense çocukken izlenen filmleri 20 yaşımdan sonra izlemeye başladım belki de bu yüzden izlediklerimden keyif almıyorumdur. "Ah bee keşke zamanında izleseydim." diye söylenip duruyorum ama hiçbir şey için geç değil o kadar da büyük değilim :)
Neyse filmi çok beğendim ve aynı şekilde karakterleri de sevdim. İlerleyen zamanlarda ne olur bilmiyorum ama şu anlık favorim İron Man. Hem espritüel yeteneği hem biraz kendini beğenmişliği hoşuma gitti galiba. Ama onun dışında diğer karakterleri de sevdim.
Hulk biraz beni ürkütse de ve izlerken "İçinden hayvan çıktı gerçekten" diye söylensem de onu da sevdim. Sadece Kaptan Amerika'ya ısınamadım. Özellikle Ajan Phil konusunda aşırı itici davrandı. Ama sonradan @athenaa'nın yorumunu okuyunca aydınlandım. Tabi ki de Kaptan Amerika Amerika'yı temsil ediyordu ve sevimsizliği de buradan geliyordu.
Çok fazla subliminal mesaj var. Özellikle Amerika'yı yücelten ve aslında hiçbir suç onlarda değil de başkalarındaymış gibi gösteren birçok mesaj...
Detaylı düşününce çok şey çıkıyor ortaya ama sadece film olarak bakarsak eğlenceliydi. Bazı kısımlarda çok güldüm bazılarındaysa üzüldüm. Beğendim yani tavsiye ederim.
Budalaca davranmakla zekice davranmak arasındaki fark, sizin yeteneklerinize dayalı değil, belli bir anda zihninizin ya da vücudunuzun durumuna dayalıdır. #İçindeki Devi Uyandır | Anthony Robbins
Bir dönem çok popüler olan bu filmi ben şimdi izliyorum. Evet evet ben popüler olan dizi - filmleri hemen izleyemeyen biriyim. Ama izlerken keşke zamanında izleseydim diye de düşünmedim değil. Çünkü büyüyünce o kadar da güzel gelmiyor. Açıkçası ben ne…devamıBir dönem çok popüler olan bu filmi ben şimdi izliyorum. Evet evet ben popüler olan dizi - filmleri hemen izleyemeyen biriyim. Ama izlerken keşke zamanında izleseydim diye de düşünmedim değil. Çünkü büyüyünce o kadar da güzel gelmiyor.
Açıkçası ben ne izledim diye sorguladım kendimi çünkü çok daha farklı bir şey bekliyordum. Bilmiyorum belki diğer seriler daha güzeldir ya da bilmiyorum sorun bendedir ama beğenmedim :)
Özellikle Bella'ya çok sinir oldum yaa salak Bella, çocuk "Bana güvenme ben katilim, seni de yemek istedim, dünyanın en yırtıcısıyım." diyor sen orada tutturmuşsun "Hayır ben sana güveniyorum" diyorsun. Orada bir kriz geçirdim sonra dedim ki bişey yok bişey yok bişey yok. Yani biri bana bunları dese ben arkama bakmadan topuklarım, şehir falan değiştiririm ama bu bir film kendimize gelelim. Kimse bana, seni yemek istiyorum, demez herhalde.
Neysee film boyunca çok sıkıldım özellikle bakışmalar, birbirlerinden etkilendiklerini belli edecek tavırlar ayy çok kötüydü. Keşke filmi izlemeden önce yorumları okusaydım da dublaj izleseydim. En azından biraz güler, eğlenirdim. Gerçi yine eğlendim komikti. Özellikle Bella'nın, Edward'ın wampir ailesiyle tanışma sahnesi beni benden aldı. Yani hayalimdeki tanışma ortamı diyebilirim :)
Yine de o kadar kötü değil, izletiyor kendini. Robbert Pattinson zaten çok yakışıklı. Sanki wampir rolünü oynamak için yaratılmış. İzleyenler de muhtemelen onun için izliyor.
Daha önce birini unutmak istediniz mi ? Sizi üzen, olumsuz etkileyen birini. Bu eski sevgiliniz olur, ailenizden biri olur ya da sizin varlığınızdan haberi dahi olmayan platonik aşkınız olur. Hiç unutmak, hayatınıza girmemiş gibi yaşamak istediniz mi ? Ben isterdim.…devamıDaha önce birini unutmak istediniz mi ? Sizi üzen, olumsuz etkileyen birini. Bu eski sevgiliniz olur, ailenizden biri olur ya da sizin varlığınızdan haberi dahi olmayan platonik aşkınız olur. Hiç unutmak, hayatınıza girmemiş gibi yaşamak istediniz mi ?
Ben isterdim. Yani birkaç hafta öncesine kadar bu soru sorulmuş olsaydı tam tersi bir cevap verirdim ama şu an unutmak istiyorum. Bir daha hiç hatırlamak, adını dahi duymak istemiyorum.
Bu soruyu gören çoğu kişi bir anlığına benim gibi cevap verebilir çünkü unutmak zor bir şey ve yaşanmışlıklar hatırlandığı zaman çok üzüyor. Ama unutmak istediğiniz kişiye karşı ufak bir sevgi kırıntısı yok mu ?
Biri gelip gerçekten birini hafızanızdan sildirmek istese kabul eder miydiniz?
Biz laf olsun diye unutmak istediğimizi söylüyoruz ama gerçekten yaptırmak ister miydik ?
Bence hayır. Belki unutmak istediğimiz insan çok kötü bir insandır ama onunlayken yaşadığınız duyguları bir daha kimseyle yaşamayacağız.
Filmde de Joel adında bir adam onu unutan eski sevgilisine karşılık kendisi de unutturma işlemi yaptırmak istiyor. Fakat unutma gerçekleştiği an pişman oluyor. Aslında unutmak istemiyor.
Filmi çok sevdim ve Jim Carrey'de hakkını vererek oynamış. Eğer başrol Jim Carrey olmasaydı yine onun oynamasını isterdim :)
İzleyin, izlettirin ve unutmak için çabalamayın...
Şu anki dizilerle kıyaslayınca "Vay bee zamanında ne güzel yapımlar vardı." dedirtecek bir filmdi. İzleyince içinizi ısıtan, kendinizden bir parça bulabileceğiniz güzel bir Yeşilçam filmi. Filmin bu serisinde yeni gelen öğrencinin dışlanmasını ele alıyorlar ve Hababam Sınıfı yine her zamanki…devamıŞu anki dizilerle kıyaslayınca "Vay bee zamanında ne güzel yapımlar vardı." dedirtecek bir filmdi. İzleyince içinizi ısıtan, kendinizden bir parça bulabileceğiniz güzel bir Yeşilçam filmi.
Filmin bu serisinde yeni gelen öğrencinin dışlanmasını ele alıyorlar ve Hababam Sınıfı yine her zamanki gibi haylaz.
Filmde en çok etkilendiğim sahne de Mahmut hoca ve Ahmet'in diyaloğuydu galiba:
–Ama ben artık okumayacağım hocam.
–Niye
–Köyüme gidip öğretmenlik yapacağım. Köyler okumaya susamış çocuklarla dolu. Onların okula, öğretmenlere ihtiyacı var. Mahmut hocalar Ahmetler'i, Ahmetler de onu bekleyenleri yetiştirmeli.
Mahmut hoca, bu bence bir bayrak yarışı. Ben sizden bayrağı aldım, benden sonrakilere vermeye gidiyorum.
–Seninle gurur duyuyorum oğlum. En doğru yolu seçtin.
Öğretmenliği o kadar güzel anlatmış ki son sahnelerde gözlerim doldu.
Uzun uzuna anlatmama gerek yok çok güzel bir filmdi izleyin geçin :)
Uçurtma avcısı kitabını çok duymuştum. Özellikle Taliban'ın gündem olduğu zamanlarda adından çok söz ettirmişti. Kitabı okumayı çok istiyordum ama bir türlü fırsat bulamamıştım. Geçenlerde de filmi karşıma çıktı ve izleyeyim dedim. Ama şunu belirtmek istiyorum ki benim gibi yapıp filmini…devamıUçurtma avcısı kitabını çok duymuştum. Özellikle Taliban'ın gündem olduğu zamanlarda adından çok söz ettirmişti. Kitabı okumayı çok istiyordum ama bir türlü fırsat bulamamıştım. Geçenlerde de filmi karşıma çıktı ve izleyeyim dedim.
Ama şunu belirtmek istiyorum ki benim gibi yapıp filmini kitabı okumadan önce izlemeyin. Çünkü muhteşem bir kitap olduğunu düşündüğünüz için aynı şekilde muhteşem bir film bekliyorsunuz fakat filmi daha sönük kalıyor.
Zaten filme yorum yapan çoğu kişinin de belirttiği gibi kitapta önemli olan yerlerin üstünde durmamışlar. Bu yüzden etkilendiğim bir film oldu ama aman aman abartılacak bir film değil.
Bir tek bende mi böyle bilmiyorum, biyografi filmlerini veya uyarlama filmleri sevemiyorum. Bence her şey orijinalinde kalmalı. Kitaplar okunmalı ve filmler orijinalinden izlenmeli. (Biyografi filmleri için bir şey diyemiyorum ama onu da güzel yapsınlar yaa :) )
Neyse biraz söylendikten sonra filme geçiş yapabiliriz.
Amir ve Hassan birlikte büyümüş iki arkadaştır. Amir zengin bir adamın oğlu, Hassan da uşaklarının oğluydu. İlk başlarda birbirlerini çok seven iki arkadaş olduklarını düşünmüştüm fakat bu sevginin tek taraflı olduğunun farkına varmam çok sürmedi.
Çünkü bu arkadaşlıkta kıskançlık da vardı. Özelikle Amir, korkak bir çocuk olduğu için ve Hassan'ın ondan daha cesur davrandığını gördüğü için ufaktan Hassan'ı kıskanırdı. Hassan Hazara'ydı ve bu yüzden ona karışan bir grup vardı.
Yine bir gün uçurtmalar gökyüzünde şenlik oluştururken kim bilebilirdi ki gökyüzünün son kez o kadar neşeli oluğunu, masumiyetin son kez görevini yerine getirdiğini...
Kopan uçurtmayı yakalamaya çalışan Hassan, Hazara olduğu için yine bir grup tarafından darp edilecekti ve bu sefer arkadaşını mutlu edebilmek için bazı işkencelere maruz kalacaktı. O sahneyi tam aktaramamış olabilirim ama çok ağır bir sahneydi. Amir korkak olduğu için arkadaşını bile kurtaramamış bir çocuktu. Ben bile kırgındım Amir'e.
Film boyunca o kadar çok kızdım ki... Bir de hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam etti, vicdan azabı çekmesin diye ondan uzaklaştı. O çocuk orada ne yaşıyor diye hiç düşünmedi. Bence çocuklar bu kadar vicdansız değiller yaa. Olmamalılar.
Film boyunca hep Hassan'ın neler düşündüğünü merak ettim. Kitapta da öyle miydi bilmiyorum ama sürekli Amir'in hayatını gördük. Neler yaptığını, yazar olmak istediğini, sevdiği kızı...
Ben şahsen bunları görmek istemiyordum. Hikayeyi bir de Hassan'ın dilinden dinlemek istiyordum. Neyse çok bahsetmemden de belli olduğu üzere en çok etkilendiğim yer bu sahneydi.
Bir de evet Amir'in hayatını gördük ama hiçbir zaman vicdan azabı çektiğini görmedim. Acaba gerçekten bu kadar gaddar bir insan mıydı yoksa gerçekten arkadaşının başına gelenlere sevinmiş miydi?
Neyse neyse bu konuda çok düşündüm ve çok söylendim. Filmde bir de Talibanlardan bahsediyorlardı. Afganistan'ın İslam adı altında kadınlara yaptıkları zulümleri gösteriyorlardı.
Sadece kadınlara da değil çocuklara, kendini savunamayan tüm canlılara...
Sırf ailesini birkaç gün doyurabilmek için bacaklarını satan insanlarla dolu bir ülke Afganistan. İzleyince ülkemizin haline şükreder olmuştum ama maalesef bizim de gidişatımız iyi değil.
Genel olarak filmi çok beğenmedim, yani çok fazla etkilenmedim ama o kadar da kötü değil. İzlenir.
Sonunda bitirdim dediğim bir kitaptı. Aslında kitabın akıcılığıyla alakası yok, tamamen kendimle alakalı bir durum. Doğru bir zamanda okuduğumu düşünmüyorum ve böyle olduğu için de okumam zorlaştı. Okumak benim için her ne kadar zor da olsa her okuduğumda o heyecanım…devamıSonunda bitirdim dediğim bir kitaptı. Aslında kitabın akıcılığıyla alakası yok, tamamen kendimle alakalı bir durum. Doğru bir zamanda okuduğumu düşünmüyorum ve böyle olduğu için de okumam zorlaştı. Okumak benim için her ne kadar zor da olsa her okuduğumda o heyecanım yeniden geldi ve daha sonra ne olacağını merak ederek okudum.
Jane Eyre, annesi ve babasının ölümünün ardından dayısının yanında kalmış ve o da öldükten sonra yengesi Bayan Reed tarafından büyütülmüş. Fakat bu kadın o kadar gaddar biriymiş ki hep ayrımcılık yapıyormuş. Onu hep kendi çocuklarından ayırıyor, bir konuda haklı bile olsa onu suçluyormuş.
Kitabın ilk evresi çocukluk dönemini, ikinci evresi ise yetişkin olduğu dönemi anlatıyor. Jane Eyre yatılı okula gidiyor ve oradan öğretmen olarak ayrılıyor. Daha doğrusu yaşadığı hayatı çok monoton buluyor ve bu hayatı değiştirmek için bir yol arıyor. Bu yol da Bay Rochester'in malikanesinde mürebbiye olmaktan geçiyor.
Jane Eyre, çok güçlü bir kadındı, kitap boyunca hayranlık duydum. Keşke ben de onun gibi güçlü bir insan olsaydım diyerek bitirmiştim kitabı. Verdiği kararlar olsun, düşünceleri olsun... Sevdiğim bir karakterdi.
Kitap ilk başlarda çok sıkıcıydı hatta konusunun ne olduğunu tam kavrayamamıştım. Ortalara geldiğimde bir aşk romanının içine düştüğümü fark ettim. Bir ikililik vardı ve gerçekten aşk mı yoksa mantık mı sorusunu sordurdu bana :)
Bu arada aşktan, sevgiden soğuduğum bir dönemde okuduğum için seni seviyorumlu cümleler inandırıcı gelmese de bir umut öyle insanların olduğunu düşünebiliyorsunuz.
Kitabı bitirdikten sonra kendimi Jane Eyre'nin yerine koydum ve onun yerinde olsaydım ne yapacağımı düşündüm. Bir yanda çok sevdiğim ve aynı şekilde onun beni çok sevdiğine inandığım bir adam, diğer yanda da beni hiç sevmeyen ama benim iyiliğimi düşünen bir adam. Kimi seçerdim acaba bilemiyorum.
Siz ne yapardınız peki ? Kimi seçerdiniz ?